| İşte Şimdi Değdi... |
|
|
| Musa Hûb, fgulen.com | |
| 10.12.2007 | |
|
4. Emanette Emin Olmaktır, Emanetle İmtihanı Kazanmaktır Hani insan, emeklerinin karşılığını görünce der ya, "İşte şimdi değdi..." diye. Üç asırlık ciddi sa'y ü gayretlerin bahçesinde nihayet toplanmaya başlayan meyveleri görünce, en güzelinden bir tanesini şöyle özenle dalından koparıp elinize alarak hayranlıkla her tarafını süzer, mis gibi kokusunu hissetmek için burnunuza götürür ve koca bir sohbahar ve kış sonrasında elde ettiğiniz o semerede geçmişin çile dolu günlerine "hey gidi" dersiniz ya... İşte öyle oldu 2005 yazında. Orta Asya kapıları açılınca, bir vefa hissiyle oralara hicret eden lise mezunu bir kardeşimiz vardı. Türkmenistan'da İngilizce bölümünü bitirdi. Türkiye'de öğretmenlik denkliği olmadığı için, maalesef görev alamamıştı. Bir vakit kendisi gibi beş-on delikanlı ile bilvesile oturmuş, hasbihal etmiş, dertlerini de dinlemiştim. Muallimlik yapamadığı için, bilmecburiye bu kardeşimiz ticarete başladı. İnsan yetiştiren bir muallim, bir mürebbi olamaz isem, ben de o eğitimciler kadrosuna maddî imkan sağlayan bir ehl-i infak olurum düşüncesiyle ticari hayata girdi. "Vermek için kazanma niyeti"nden dolayı, kader de yollarına su serpti. Şimdi Uluslar-arası bir ticari şirketin sahibi. Esas benim değinmek istediğim bunlar değil. Bizzat kendisinde şahit olduğum bir hayat prensibi, yaşam realitesi. Ben bir miktar onu patronluk, servet, zenginlik ve şöhret gibi hususlarda latife yollu ikaz edeyim diye sıkıştırır iken, bizzat kendisi utana sıkıla bir şey itiraf etti. Dedi ki: Abi, ben güya uluslararası ticareti olan ve iyi de kazanan biriyim. Fakat o kazancın hemen hepsi hizmete gidiyor. Ben, muhasebecime şu emri verdim: "Kârdan, aylık bir öğretmenin maaşı kadar bir miktar benim hesabıma yatıracaksın; geri kalanı ise doğrudan eğitim hizmetlerine aktaracaksın." Ben sadece bir muallim maaşı ile geçinmeye çalışıyorum. Dua ederseniz, gelecekte de bu şekilde ömrümün sonuna kadar devam etmek istiyorum." Böyle bir alçakgönüllük, böylesine bir fedakarlık ve bu şekilde bir adanmışlık karşısında "İşte şimdi değdi!.." dedim. "Seni yetiştirirken çektiklerimize, üzerinde emeği olan büyüklerinin çilelerine, işte şimdi değdi!.." Şirketinin %90'nına Allah'ı ortak etmiş, ancak bir öğretmen maaşını kendisine ayırmış böyle delikanlılar yetişsinler diye gözyaşlarını ceyhun etmişleri, yokluğa kol kanat germişleri, sürgünlere eyvallah demişleri yâd ettim ve onlar adına "değdi çektiklerinize, değdi..." diye ağladım, için için. Yıllar var ki, Cemil Cüneyd'in kaleminden "Kime Emanet?" şiirini okurken biz değil miydik düşünen, duygulanan ve ağlayan?! Ne diyordu ki o: "Hak Nebi'nin dilinde nifak sayılmış emanete ihanet Bilecik istasyonunda yaşlı ana, oğlunu cepheye uğurlarken ona: Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken vücudundan kanlı kurşunu çıkartıp: Şiir biterdi ve bir cümle ilave edilirdi: "Bu hizmetler de bizlere, sizlere emanet…" Dünlerde hayali kurulanları bugün seyrederken kendimizden geçiyoruz. Muhammedü'l-Emin'in Emanette Emin Mü'minleri, Yeni Nesli. Fakat yeryüzü milyonlarca emin bekliyor. Bunun için, o İlkler'in can kulağıyla dinleyip okudukları şu ayet, bugünün insanından da can kulağıyla dinlenmeyi ve gereğince bahçevan fedakârlığı beklemektedir. Kur'an diyor ki: "Ey iman edenler! Allah ve Resulü size hayat verecek hakikatlere sizi dâvet ettiğinde ona icabet edin. (...) Ey iman edenler! Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin, bile bile aranızdaki emanetlerinize de hıyanet etmeyin. Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız, sadece birer imtihan konusudur. Büyük mükâfat ise, âhirette Allah nezdindedir." (Enfal 8/24, 27-28). Demek diriltici çağrıya icabet etmemek hıyanet olmaktadır. Bu çok ciddi bir durumdur, kaderdenk bir noktadır. Allah ve Rasulü ile kullar arasına giren büyük fitne (ağır imtihan), mallar ve evlatlar olduğu gerçeği. Servet ve evlat sevgisini, Allah ve Rasulü aşkına armağan edebilen İbrahimî gönüller, İsmailleri bıçak altından kurtarıp yetiştirebileceklerdir, onlara manevî baba olmaya liyakatlerini ispat etmiş olacaklardır ve olmaktadırlar. Aksi halde duruma vefasızlık denir, gadr denir, ihanet denir. İhanet ise nifak alâmetidir, belki de doğrudan münafıklıktır. "Vaat ettiğiniz zaman vaadinizi yerine getirin!" diyen Allah Rasulü, bir başka defasında: "Dört haslet vardır ki, kimde bulunursa o kişi halis münafık olur: 1. Konuştuğunda yalan söyler, 2. Vaadettiği zaman sözünde durmaz, 3. Kendisine birşey emanet edildiğinde hıyanet eder, 4. Husumet ettiğinde fücura girer." buyurmuşlardı. Eğitim hizmetlerine sahip çıkmak ne mi demektir? Emanette emin olmaktır, yani nifaktan uzak bulunmaktır ve emanetle imtihanı kazanmaktır elbet...
Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?
|
|
| Son Güncelleme ( 08.07.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Eğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?



