|
1980'li yıllarda Fethullah Gülen bir konuşmasında Gandi'nin, Hindistan'dan ayrılıp ayrı bir devlet kurmak isteyen Muhammed Ali Cinnah'a söylediği "Cinnah, bu kolumu buradan kes, ama bu ülkeyi bölme" mealindeki sözlerini Güneydoğu için kullanmış ve oralardan tek karış yerin bizden ayrılıp gitmesine razı olamayacağını ağlayarak anlatmıştı.
Kendi ülkesinden birkaç aylığına yurt dışına gitmiş birisi ayrılığın ne demek olduğunu bilir. Meselâ hac vazifesi için Mekke'ye belki de ilk defa uçağa binerek, ilk yurt dışı seyahati için gidenlerin dönüş manzaralarını hatırlayın. Senelerce uzak kalmışlık havası içindedir pek çoğu. Fethullah Gülen ise 2008 Mart'ında 9. senesini bitirecek yurt dışında. Bir kere bile gelmemiş bu süre zarfında ülkesine. Pek çok insanın artık yabancılaşacağı ülkesine hasreti her dakika artmış bu arada. ABD'de yaşadığı "dünya sürgününde" kendi vatanının değişik yerlerinden getirilmiş toprakları odasının bir köşesinde nadide güller gibi saklıyor ve hafakanları bastığında onları koklayarak teselli oluyor. Böyle bir insandan Türkiye'yle ilgisini kesmesi beklenemeyeceğine göre neden meselâ 'Güneydoğu'ya gidin, o insanların elinden tutun' tavsiyesi 'çıkarma' olarak ele alınıyor ki? Biz Lazı, Çerkezi, Gürcüsü, Abazası ve Kürdüyle bir milletiz; kim ne yaparsa yapsın birbirimizden kopmayız/kopmamalıyız; müşterek tarihimize ve ortak değerlerimize ihanet etmeyiz/etmemeliyiz. Bazıları bizi bölüp parçalamaya çalışsa da biz havayı yumuşatmanın ve kardeşliğimizi pekiştirmenin yollarını aramalıyız. (Fethullah Gülen) Güneydoğu'daki sıkıntı '80'li yıllarda ortaya çıkmadı. Bir mânâda 300 seneyi bulan bir ihmalin giderilmesi için yapılanları 'Fethullah'ın çıkarması' diyerek arkasında bir şey arama havası içinde vermek çok yakışıksız. "Fethullahçı 1200 işadamının Diyarbakır'a giderek yatırım yapacakları konuşuluyor" diyerek en azından işadamı sayısı itibariyle bir dedikodu gibi bahsedilen meselenin aslı var mı kesin bilemiyoruz. Ancak varsa bile böyle bir şeyin adı sosyolojik tespit yapacağım diye bir şeyler kotarma adına 'çıkarma' olarak konulamaz. O faaliyeti yapanların maddî bir beklentisi yok çünkü. İkinci derecede Güneydoğu'nun cazibe merkezi haline getirilmesi lazım. Realiteleri görmezlikten gelemezsiniz. Şimdi, Kuzey Irak'ta şöyle böyle kendini sizden farklı hisseden insanlar olabilir. Bir dönemde sizinle beraber bulunmuş; Şeyh İdris'le yapılan anlaşmadan sonra dört asır seslerini çıkarmamış ve kabul etmişler. Bize hep yakındırlar, bize Avrupalılardan daha yakındırlar. Şimdi biz kendi bölgemizi cazip hale getirirsek başka yerlerde gıpta hissini uyarmış oluruz, imrenme hissini uyarmış oluruz, ülkemize imrenirler. (Fethullah Gülen) Aksiyon dergisinin 679. Sayısındaki 'Güneydoğu'nun yeni umudu okuma salonları' başlıklı dosyayı hatırlayın. İşadamlarının öncülük ettiği bir eğitim faaliyetinde gönüllü öğretmenler vazife yapıyor ve talebelerden de hiçbir ücret alınmıyor. Bu hizmet de 'senelerin ihmalinde biz de rol almayalım' mantığı içinde yürütülüyor ülkenin birliği ve beraberliği adına. Doğu'nun ve Güneydoğu'nun insanı kadirşinastır; orada başlayan dostluklar karşılıklı gidiş gelişlerle daha da bir derinleştirilmelidir. Yabancı ülkelerden gelen misafirleri gönülden karşılayıp ağırlayan fedakar insanlar bu bölgedeki dostlarına da evlerinin kapılarını açarlarsa, onların ne ölçüde kadir-kıymet bilir kimseler olduklarını göreceklerdir. Güneydoğu'nun civanmert insanlarını yoldan çıkmış bazı kimselerle aynı çizgide değerlendirmemek ve onlara civanmertçe davranmak gerekir. (Fethullah Gülen) Fethullah Gülen'le ilgili bir diğer konu da şu: Türkiye'de tartışılan her meseleye Fethullah Gülen adını sokuşturmak -tartışmacılara prim kazandırdığı için mi yoksa yazdıkları konuştukları meseleye ilgiyi bir anda artırdığı için mi bilinmez- çok geçerli, eski tabirle merğub bir meta haline geldi. Fakat aydın sıfatlı insanlar seviyeli olmak mecburiyetinde. Önde görünüyorlar, fikirleriyle yol gösteriyorlar insanlara çünkü. O zaman 'Fethullah şunu dedi', 'Fethullahçılar şunu yaptı', 'YÖK Başkanı da Fethullahçı imiş!' gibi hafiflikleri en ciddi meseleleri konuşurken, yazarken yapmalarına ne diyeceğiz? Aydın ağırlığının neresine koyacağız? Daha öncede defaatle söylediğim gibi; "Fethullahçı" şeklindeki ifadelerden tiksinti duyuyorum. "-cı", "-cu" türü sözlerden hiç hoşlanmıyorum. "Cemaat lideri" gibi yakıştırmalardan küfür işitmiş gibi rahatsız oluyorum. Sadece müşevviki olduğum eğitim faaliyetlerine gönül vermiş insanları "cemaat" şeklinde değerlendirmenin de yanlış olacağını düşünüyorum. Sevgi, diyalog, hoşgörü, barış ve karşılıklı anlayış esaslarına dayanıp eğitim seferberliğine çıkan samimi insanların faaliyetlerini "Gönüllüler Hareketi" şeklinde ifadelendirmenin doğru olacağını zannediyorum. (Fethullah Gülen) 'Müsademe-i efkârdan bârika-yı hakikat doğar' diyor Bediüzzaman. Müspet anlamda fikirlerin çarpışması, hakikat şimşeğinin çakması, ışığının parlaması demek ki ne kadar doğru. Biz kör dövüşüyle ülke meselelerini kendimizce büyük problemlere kilitledik: 'Fethullah, sıkma baş, Nakşilik, örgütlenme, irtica' Kaybeden ülke mi ne gam! Benden sonrası tufan! Bu sayfadaki görüşler yazarın kendi düşünceleri olup Fethullah Gülen tarafından yazılmamaktadır. İktibaslar ise Fethullah Gülen'in daha önce yaptığı açıklamalardan alınmaktadır.
|