İbretlik Hatıralar (10) Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 33
Kötüİyi 
Osman Şimşek, herkul.org   
23.12.2007

Seneye Hocaefendi de Et Dağıtmak İstiyor!..

Bu bayram yine mahzun başladı bizim iklimde. Muhterem Hocaefendi, bayramın ilk günü sabah namazına çıktığında yağmur yüklü rahmet bulutu gibiydi. Belli ki, duaların makbul olduğu o geceyi de ümmet-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) için niyaz ederek geçirmiş, Müzdelife'deki yakarışlarla beraber kendi münacaatının da semalara yükselmesini dilemişti.

Bayram Sabahı Yetim Edâsıyla...

Namazın farzında birkaç sureyi peş peşe okumuş; sıra Duha suresine geldiğinde sesi iyice titremeye başlamıştı. "Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme. El açıp isteyene de kaba davranma, onu azarlama." (Duha, 93/9-10) mealindeki ayetleri bitirdiğinde artık hıçkırıklarını tutamaz olmuştu. İçine hapsedip yüreğine akıtmaya çalıştığı gözyaşları gayri bendini yıkmıştı.

İhtimal, "Rabbim, 'yetimi üzme, el açanı azarlama' buyuruyorsun; Sen bize emrettiğin bir güzelliği yapmamaktan münezzehsin. Şayet bu bir güzellikse, bütün güzellikler Senin şanındandır. İşte bir bayram sabahı yetim ve dilenci edasıyla yine kapındayım; kovma beni Rabbim, boynu bükük gönderme dergahından." mülahazasıyla ağladı, ağladı.

Sonra, o esnada o mecliste hazır bulunan herkesi duaya çağırdı; bir de Cenâb-ı Hakk'a cemaat halinde ve küllî bir dille tazarru ve niyazda bulunulmasını istedi. Herkes kendi payına düşen evrâd ü ezkârı bitirdi ve böylece namaz vaktine kadar el-Kulûbü'd-Dâria'nın tamamı okunmuş oldu.

Bayram namazı buruktu. İşin doğrusu, Aziz Hocamızla beraber olanların "gurbet" diye bir derdi yoktu; Hak Dostu'nun maiyyeti hasret ve hicran duygularını bastırmaya yetiyordu. Heyhat ki, gurbeti acı acı yudumlayan da yine oydu.

M. Akif'in Sûdanlısının,

"Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!"

sözleri salonda yankılanırken, modern çölde kavrulmak üzere olduğunu düşünen Peygamber Aşığı yine ağlıyordu. Kim bilir, belki o da sadece Sevgili'nin üfül üfül nefesiyle serinliyordu.

Çoğu kimseler için lokmaların boğazda düğümlendiği bir kahvaltının akabinde, Aziz Hocamız etraftan gelen misafirlerle bayramlaştı; çocuklara çikolata dağıttı ve harçlık verdi. Peygamber Efendimiz'in (aleyhissalatu vesselam) bir sünnetini yerine getirerek, komşu evlerden gelen birkaç bayan misafirin bulunduğu salona uğradı, onlara da selam verip üç-beş dakikalığına onların bayramlarını da kutladı. Sonra dışarıdaki kara ve soğuğa rağmen, kendi kurbanının başına geçip vazifesini eda etti.

Bu hüzün havası ilk gün boyunca devam etti. Her ne kadar sorularımızla reca duygusunu öne çıkarmaya çalışsak da, insanlığın içler acısı durumu ve ümmet-i Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) acıklı hali sohbetlere bayram neş'esinin hakim olmasını engelledi.

Fakat, ikinci gün bir anda her şey değişti. Türkiye'den ekrana yansıyan görüntüler sayesinde o hüzün, yerini sevinç, takdir ve tebrik hislerine bıraktı.

Bir davet yankılanmıştı bir buçuk ay kadar önce Türkiye sathında.. kendisi suyun ötesinde de olsa, kalbi hep dostlarının yanında atan Muhterem Hocamız, hicran, hasret ve aşkla bir çağrı yapmıştı Anadolu insanına. "Gidin" demişti, "Gidin, Doğu'ya ve Güneydoğu'ya!.. Sevgiyle, aşkla, şefkatle, karşılık beklemeden, hiçbir maddî menfaat gütmeden ve ayrılığı gayrılığı düşünmeden gidin kardeşlerinizin yanına. Dostluk köprüleri kurun; kardeş şehirler, kardeş ilçeler, kardeş köyler ve kardeş aileler oluşturun. Bir kere daha kardeşlik destanı ortaya koyun. Hele siz bir gidin, göreceksiniz; güllerle karşılanacaksınız, orada muhabbet bulacaksınız ve gönüller kazanacaksınız. Bölge halkının da sizi bağırlarına bastıklarına şahit olacaksınız."

Dilden dökülen kelimeler sadece kulaklarda yankılanır; ya kalbden çıkıp gelen sözler.. onların akis mahalli gönüllerdir. Onun sözleri kalblerde yankı buldu; adanmış ruhlar kara-kışa, soğuğa-buza, yakına-ırağa aldırmadan yollara koyuldu.

İşte, o fedakar ruhların manzaraları televizyon ekranlarından sinelerimize akmaya başlar başlamaz, Pennsylvania'nın soğuğu yumuşamaya, karı erimeye ve buzu çözülmeye başladı.

Biliyor musunuz dostlar, az sonra beşinci güne gireceğiz ama biz hala sevinç gözyaşları döküyoruz. Nâdanlar ne derse desin, bu kardeşlik seferberliğinin manasını anlamayan anlamasın; biz hâlâ yaşlı gözlerle Türkiye'yi mehd-i uhuvvet haline getiren sevgi erlerini uzaktan da olsa seyrediyor ve "bin bârekallah" diyoruz.

Yardım Dağıtırken Kamera Olmalı mıydı?!.

Aziz Hocamız, bayram süresince o enfes tabloları seyretti; hem Anadolu'nun fedakar insanlarına dualar etti hem de onların samimi gayretleriyle alakalı bazı yorumlarda bulundu. Bamteli'nde neşredilen mülahazalardan farklı olarak şunları söyledi:

"İnanan insanların elleriyle ortaya konulan bütün hayırlı faaliyetlere gözlerini kapayan, kulaklarını tıkayan ve onları ademe mahkum etmek isteyen kimseler, bu hayır yarışını da görmezlikten gelecekler; televizyonlarında ve gazetelerinde bir satırla olsun ondan bahsetmeyecekler. Türkçe Olimpiyatlarını, Sevgi Okulları'nın başarılarını ve diyaloğun meyvelerini yok saydıkları, hatta bunları bir şov olarak algıladıkları gibi, Kurban vesilesiyle sergilenen Doğu-Batı kucaklaşmasına karşı da kör ve sağır gibi davranacaklar.

Belki de, yine haset ve kin duygularına mağlup olup, onca güzel işi ve o uhuvvet destanını "Güneydoğu'da irtica" haberleriyle karalamaya çalışacaklar. İşin perde arkasını göremeyecekler; "Üç-beş kilo etten ne olur ki?" diyecekler. Kurban eti değil, aslında gönüllerden kopan sevginin dağıtıldığını, gönül verilip gönüller alındığını bilemeyecekler. Hatta, büyük bir kadirşinaslıkla bu destana ışık tutan Samanyolu Televizyonu gibi mesuliyet hissi taşıyan bir-iki yayın kuruluşunun bu konudaki programlarını da mübalağa olarak adlandıracaklar. Dahası, bilgiçlik taslayarak "hayır gizli yapılır" diyecek ve o kardeşlik tablolarının neşredilmesinden dahi rahatsızlık duyacaklar.

Mevzuyla alakalı şu hususun hatırda tutulması gerektiğine inanıyorum: En güzel ve en dokunaklı ses Allah'a yakaran her insanın kendi sesidir. Bir gece vakti, hiç kimsenin olmadığı ve duymadığı bir yerde sesinizi yükseltseniz; sizi sadece O'nun duyduğunun şuurunda olarak elinizden geldiğince nağmenin en yanığıyla elem ve emellerinizi dillendirmeye çalışsanız ve "Rabbim" diye inleseniz, kendi kalbinizden yükselen o nağmelerin size çok tesir ettiğini göreceksiniz. Çünkü, duygu ve düşüncelerinizle kalbinizin bamteline dokunduğunuz aynı anda, yüreğinizden kopup gelen muhrik sesinizle dilinize-damağınıza ve gözünüze-kulağınıza da ibadet yaptırmış olacaksınız; böylece daha derin bir konsantrasyona ulaşacaksınız. Ayrıca, etrafınızdaki canlı cansız bütün mahlukatı evrad ü ezkarınıza ortak etmiş, bir nevi onlara serzakirlik yapmış olacaksınız.

Belki bütün bu mülahazalardan dolayı, Nur Müellifi de bazen dualarını sesli okur ve herkesin duyabileceği bir ses tonuyla zikredermiş. Bir keresinde Hazreti Üstad diyor ki, "Bu gece evrad ile meşgul olurken nöbetçiler ve başkaları işitiyorlardı. Kalbime geldi ve 'Acaba bu izhar, sevabımı noksan etmiyor mu?' diye telâş ettim. Sonra, Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâli'nin meşhur bir sözü hatırıma geldi. O demiş: "İzhar, çok defa ihfâdan daha ziyade efdal olur." Yani, açıktan ve sesli okuyunca başkaları da istifade ederler, hatta gafletten uyanıp belki de taklit etmek ve kendileri de aynısını yapmak isterler.

İşte, öyle inanıyorum ki, sadece bu duygu ve düşünceden dolayı arkadaşlarımız yanlarında kamera da götürüyor, orada yaşananları kaydediyor ve o ulvi hislere herkesi ortak etmeye gayret gösteriyorlar. Hem yardım edenlerin hem de kendisine el uzatılan kimselerin konuşmalarını, hislerini ve heyecanlarını televizyon, radyo, gazete ya da İnternet yoluyla en uzaktakilere bile ulaştırmaya çalışıyor ve böylece çok geniş bir dairede aynı tatlı heyecanların yaşanmasını sağlıyorlar. Aynı zamanda, bütün imkan sahiplerini o güzel işe sevketmiş ve herkesin kardeşlik duygusuyla şahlanmasına zemin hazırlamış oluyorlar.

Kim ne derse desin; Ankara'dan, İstanbul'dan, İzmir'den, Türkiye'nin batısındaki bütün illerden ve hatta bazı Avrupa ülkelerinden Diyarbakır'a, Van'a, Hakkari'ye, Batman'a, Şırnak'a, Kars'a ve daha pek çok ile, ilçeye, köye -dahası Afrika'ya, Orta Asya'ya, Güney Amerika'ya- bayramlaşmaya, kucaklaşmaya ve yardımlaşmaya giden fedakar ruhlar, -Allah'ın izni ve inayetiyle- çok önemli bir iş başardılar; hem bölge insanına bayramı tattırdılar hem de bizim gibi gurbette bulunan kardeşlerinin bayramlarını hakiki bayram yaptılar. Eskiden de olduğu ve fıkıh kitaplarına geçtiği gibi, başka yerlerde daha muhtaç kimseler varsa, zekat, sadaka ve kurbanların oralara intikalinde mahzur bulunmadığını, belki o insanlara yardım etmenin ziyadesiyle sevap kazandıracağını düşünerek, "Kimse Yok mu?" diyen herkesin kapısına koştular. Yöre halkına hakikaten çok huzurlu, çok neşeli ve çok sevinçli bir bayram yaşattıkları gibi, kendileri de biraz meşakkate bedel uhrevi pek çok kazanca nail oldular.

Vazifeye Devam!..

Bu itibarla, varsın bazıları yapılanları görmesin; varsın kimileri en samimi gayretleri şov olarak adlandırsın; şayet siz o faaliyetleri kendi vicdanınızda güzel buluyorsanız ve rıza-yı ilahiye de muvafık görüyorsanız, hiç endişe yaşamayın, kınayanların kınamalarına aldırmayın. Bir iş hakkında Kur'an, Sünnet ve sizin vicdanınız "iyi" diyorsa, o iş mutlaka iyi ve güzeldir. Bir de, Allah düşmanları, Peygamber hasımları ve Kur'an muarızları o işin aleyhinde bulunuyorlarsa ve onu olumsuz şekilde kurcalıyorlarsa, o güzel işe devam etmeniz için bu da çok kuvvetli bir referanstır. İnsî ve cinnî şeytanların sizinle uğraşmaları ve hasenatınıza mani olmaya çalışmaları doğru yolda yürüdüğünüzün emaresidir. Çünkü, Hazreti Pir'in ifadesiyle, "Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır."

"Öyleyse, ne yapmalıyız?!." derseniz, size bir meczubun çok akıllıca bir sözüyle cevap verebilirim:

Edirne'de iki tane meczup dostum vardı; bunlar namaz kılar, bazı ibadetlerini yerine getirirlerdi ama çok tuhaf hal, tavır ve davranışları da olurdu. Bir gün, onlardan birisi gelip yanıma oturdu. Bazı meselelerle alakalı konuşuyorduk ki, birden başını çevirdi, nazarlarını bir noktaya kilitledi, uzun süre o yana baktı ve "geldiler" dedi. Ben kimseyi göremesem de, o insanın hissiyatına saygımın gereği olarak gerçekten bazı ruhaniler gelmiş ve onların huzurunda bulunuyormuşum gibi bir vaziyet aldım. İsterse hekimler "halüsinasyon görüyor" desinler; fakat ben onun halini saygıyla karşıladım. Bir müddet öylece bekledikten sonra, "Kim geldi?" diye sordum. "Üstad Hazretleri, Süleyman Efendi Hazretleri ve bir de Kutup geldi." dedi. Kutup saydığı insanın adını söylemedi; ihtimal ki, daha çok yakınlık duyduğu bir zatı kastediyordu. Yine, onun duygularına hürmetimin gereği olarak, gözünü diktiği yere doğru ben de bakışlarımı teksif ettim. Tabii ki, isimleri sayılan o büyük insanlara karşı alakasız duramazdım; toparlanıp edeple doğrulmam için onların adlarının anılması bile yeterliydi. Bu hal üzere sessizce biraz bekledikten sonra, o sükutu yırtarak, "Ne söylüyorlar?" dedim. Verdiği cevap ibret almam için kâfi idi: Diyorlar ki, "Vazifeye devam!.."

Evet, Muhterem Hocamız, bunları anlattı ama sözlerini burada bitirmedi:
Ey Anadolu'nun fedakâr insanları...
Ey bize bayram yaşatan, yüzümüzü ağartan kahramanlar..
Ey "Kimse Yok mu?" diyen herkesin imdadına koşan bahadırlar!..

Biliyor musunuz, yaklaşık dokuz senelik gurbete son verebilecek en kuvvetli daveti siz yaptınız; Hüzünlü Gurbet'in Garibi için en tesirli davetiye sizin hayırda yarış görüntüleriniz oldu. Bakın, fedakârlık sahnelerinizi yanaklarından süzülen yaşlar içinde seyreden Aziz Hocamız daha ne dedi:

"O muhteşem kardeşlik manzaralarını gördüğüm günden bu yana ben de oraya gitmeyi düşünüyorum. -Hâşâ- Cenâb-ı Hak'la pazarlık yapılmaz, O'na "Beni gelecek seneye kadar yaşat ki, ben de oraya gideyim!" falan denmez. Öyle bir edepsizlikte bulunacak ve yarınlar hesabı yapacak değilim. Fakat, Allah Teâlâ gelecek seneye kadar bırakırsa, elime yardım poşetlerini alıp o kardeşlerimin arasına katılmayı çok arzu ederim. Güneydoğu'da gezip dolaşmak ve özellikle oradaki kanaat önderlerinin ellerini öpmek isterim."

Sevgili dostlar,

Bu haftaki notlarımı da noktalarken üç hususu kısaca hatırlatmak istiyorum:

Evvelen; bize vazifeye devam etmek ve bu gurbeti bitirecek daveti hal diliyle yapmak düşüyor.

Sâniyen; bu Kurban bayramının bu kadar tatlı ve şirin olacağını hiç ummazdım. Önümüze böyle güzel bir hizmet vesilesinin çıkacağını zannetmezdim. Cenâb-ı Allah hepimize, "Rabbimin kelimelerini yazmak için eğer okyanuslar mürekkep olsaydı, hattâ onlara bir misli daha takviye gönderilseydi, denizler tükenirdi de, Rabbimin kelimeleri yine bitmezdi." (Kehf, 18/109) ayetinin bir tecellisini daha gösterdi. Ve bu bayram ihtar etti ki; biz gönlümüzü Allah'a verdikten sonra, O mutlaka önümüze hiç hesaba katmadığımız pek çok hayır yolu çıkaracaktır. Öyleyse biz, O'na müteveccih kalmaya bakalım.

Sâlisen; yardımda bulunduğunuz insanlar çok kadirşinastır, onlar bu kardeşlik ellerini asla karşılıksız bırakmazlar. Fakat, yapılanları herkes unutsa ve hiçkimse takdir etmese de, sema ehli sizi hep alkışlayacak ve unutmaktan münezzeh olan Zât adlarınızı nezd-i ilahisinde anacaktır.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
nesibe  - selamun aleyküm   |2007-12-30 15:05:31
çok değerli gurbette olan hocam inanın burada olmanızı çok isterdik inş. o günleride göreceğiz .Abilerimize we bu işlerle uğraşıp
yardım eden herkezden ALLAH RAZI OLSUN.böyle güzelliklerin dewam etme duasıyla ,ALLAH A emanet olun...
nurumsun  - sizsiz bizlerde gurbetteyiz   |2007-12-30 14:17:51
gül hocam geçmiş bayramınız mübarek olsun inş bu bayram gurbette gecen son bayram olur ben yozgattan hizzmet için eri olmak için calısan
biriyim ne olur dualarınızın içinde benide unutmayın dua ile kalın saygılar
reyhan   |2007-12-29 17:12:39
hocamm benim seni çok seviyorum...Rabbim sizinle birlikte yapacağımız bayramlar nasip etsin inşallah
Serkan k  - tebrik   |2007-12-28 03:23:47
Değerli hocam ve değerli abilerim geçmiş bayramınızı kutluyorum.Allah sizlere uzun ömürler versin nice hayırlı hizmetleri gördürsün
inşallah...
tamer musluoğlu  - tmusluoğlu   |2007-12-27 15:24:45
Hocam selamünaleyküm,Allahım size uzun ömürler versin.ayrıca geçmiş bayramınızı kutluyorum.ben alanya'da yaşıyorum.Allah'ım sizden
binlerce kez razı oldu.Daha henüz hizmetinize girmedim .Kalben herşeyimle yoluna gurban olurum.sayenizde doğru yola girdiğime inanıyorum.hocam
rüyalarımda bana verdiğiniz nasihatlerden binlerce kez razı olsun .hocam ne olur rüyalarımda beni yalnız bırakma dualarına çok ihtiyacımız
var.İslam aleminin size ışığın...
ercan   |2007-12-26 13:10:27
HOCAM İNŞAALLAH ALLAH SİZLERE UZUN ÖMÜR VERİR BİZDE DOYAMADIĞIMIZ YAZILARINIZDAN İSTİFADE EDERİZ GEÇMİŞ BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN
meryem   |2007-12-25 20:53:56
selamun aleyküm
bizlere her haliyle örnek olan hocamızdan ve bu ibretlik hatıraları yazarak bizlere miss kokan boyle gül demetleri ulaştıran
gurbettekitüm kardeşlerimizden ALLAH TEALA sonsuza dek ilmi adedince razı olsun
çok faydalanıyoruz kimbilir belki nefsimize zor gelen veya bize
şer gibi gelen şeyler bizim kurtuluşumuza sebep olur ALLAH TEALA razı olcağı yolda daim eylesin cümlemizi
muhterem hocamıza ve hepinize
selamlar
osman  - bir bayram   |2007-12-25 14:19:23
Bir bayram oldu hocam diyarbakırda bir bayram!..Yerdekilerin bayramına şahit olduk tavsiyelerinizi emir telakki ederek.Şimdi baharı
karşılamayı bekliyoruz; gözlerimizi doğuya dikip, ufukta sabitleyerek.Bu bayram doğuydu;bahar doğudan yükselecek...
figen çınar  - dileğim   |2007-12-25 06:46:13
muhterem hocam islam uğruna diktiğiniz her tohum filizlenmeye başladı,ve nerdeyse meyvelerini görür olduk,her yanımda çeşit çeşit
meyveler,bende radığımı buldum ama kalbime ektiğim tohunlar niye çiçek açmıyor niye bu kadar sert bir toprak nolur allah rızası için bana
ve tüm insanlığa dua edin kalplerimiz yumuşasın kalpler yumuşasın yumuşasınki gözlerimizden akan yaşlara cevap gelsin,ALLAH yar
yardımcınız olsun....
ömer PEHLİVAN   |2007-12-24 09:27:46
selamınaleyküm hocam ben izmir bozyakadan ömer sizi gerçekten çok özlüyoruz ben hizmetin içine gireli 3 yıl oldu ama hala tam anlamıyla
kendimi veremiyorum dualarınızı bekliyorum hocam tüm islam alemi ve bizim için dualarınızı eksik etmeyin selametle ALLAH a emanet olun

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 12.08.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Güneydoğu'da Cereyan Eden Hadiseler

Seyredin

O'na El Aç, Kullarına Değil!..

Dinleyin

Cennet'in Etrafındaki Sur

Dinleyin

Uşak Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendi çizginizi korurken başkalarıyla münasebetlerinizi bozmamanız da firasetinizin ayrı bir yanı olmalıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri