| Türklerin Açtığı Kolej Almanya'da Ezber Bozdu |
|
|
| Zaman Avrupa | |
| 29.12.2007 | |
|
Beşinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar, "Önce üniversiteyi bitirelim, sonra bakarız" yaklaşımı hâkim. İlk bakışta bu çocuklar, hayal etmekten ziyade geleceğini gerçekçi bir şekilde planlamaya odaklanmış. Ne var ki Almanya'da Elif veya Emrullah ismiyle dünyaya gelen çocukların üniversiteye kaydolması da bir hayal sayılabilir. Çünkü yüksekokul yolunu açan Gymnasium tipi liselerde Müslüman göçmenler azınlık olmaya devam ediyor; Almanya'daki Türk gençlerinin sadece yüzde 13'ü dördüncü sınıftan sonra bu tip okullara gidebiliyor. Bu açıdan, Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin Geseke şehrinde Eringerfeld koleji, göze batan bir istisna: 190 öğrencinin 188 tanesi Türk! Ve hepsi de üniversiteye gitmeye kararlı... Yani, Die Zeit gazetesinin deyişiyle, yine de gerçek bir "Hayaller okulu". 2006/2007 eğitim yılında açılan yatılı okulun kurucusu, Regenbogen (Gökkuşağı) derneği. Kurucu müdür Fatih Kurt, dershane müdürlüğü yapmış deneyimli bir eğitimci. Okul müdürlüğünü ise Josef Funke isminde, geçmişte bir Katolik okulunu yönetmiş bir matematik ve spor öğretmeni yürütüyor. Fatih Kurt, "Amacımız, öğrencilerimizi uygun bir ortamda üniversite hayatına hazırlamak" diyor. Paderborn şehrinin yakınlarındaki okulun öğrencilerinin çoğu Ruhrgebiet bölgesinden geliyor; Frankfurt, Münih ve Hamburg gibi uzak şehirlerden de Geseke'ye ayda birkaç defa mekik dokuyanlar var. 14 tanesi hariç öğrencilerin hepsi yatılı kalıyor ve ünversiteli belletmenlerin denetiminde yapılan etütlerdeki organizeli ders ve sınav hazırlıklarından faydalanabiliyor. Ders sonrasında ayrıca ebrudan tekvandoya, aşçılıktan biniciliğe kadar geniş imkânlar sunuluyor. Öğrencilerin okul saatleri içerisinde kendi aralarında Türkçe konuşmaları yasak (her kural gibi bu kural da çiğneniyor, ancak Türkçe sorulan sorulara Almanca cevap vermeyi yeğleyen öğrenciler de az değil). Okulun kurucuları, Türk öğrencilerin kendi aralarında kalmasının tehlikelerini görmüyor değil. "Farklı kültür ve din mensuplarıyla birlikte yaşama kültürüne hava ve su gibi muhtacız" diyor okul koordinatörü Fatih Kurt. Başlangıçtan itibaren Alman öğrencilere açık olduklarını vurguluyor: "Ancak ne yazık ki henüz "Türklerin okulu" imajından sıyrılamadık". Orta vadedeki hedef, Türk olmayan öğrenci oranını en az yüzde 30'a çıkarmak, daha sonra ise yüzde 50-yüzde 50 dengesini yakalamak. Dördü Türk toplam 14 öğretmen çalıştıran okulun çoğu masrafını gideren ve müfredat plânlarını onaylayan Arnsberg Bölge Okul Dairesi de Türk olmayan öğrenci sayısının artmasını şart koşuyor. Okulun bugün itibariyle bir Yunan, bir de İtalyan öğrencisi var. İkisi de öğretim ve eğitimden memnun olduklarını ve yavaş yavaş Türkçe öğrendiklerini ifade ediyor. Kendilerini "azınlık" hissetmedikleri ortada. Ne var ki Türk öğrencilerin şimdilik kendi aralarında kalmasının avantajları da var. Fatih Kurt, kimyadaki "litmus testine" benzetilebilecek ortamı şöyle özetliyor: "Bizde kırık not alanın, annesine babasına gidip, "Sırf Türk veya Müslüman olduğum için bana düşük not verdiler" demesi mümkün değil. Çalışkan olan bizde başarılı olur; ayrımcılık bahanesi bu okulda işlemiyor". Öğretmenlerden bugüne kadar hiçbir öğrenciye karşı olumsuz bir tutum görmediklerini vurgulayan Kurt, "Okulumuza yeni gelen bir öğrenci akşamüstü babasını arayıp, kötü notlarını öğretmenlerimizin "yabancı düşmanlığıyla" izah etmeye kalkıştı. Hemen müdahale ettim, çünkü bir öğrencinin dersi zayıf bile olsa kadromuz hep onu düzeltmenin yollarını araştırıyor. Burada bir çocuğa sadece kendisi olduğu için değer veriliyor, derslerine göre değer verilmiyor." diyor. 'Hepimiz biraz Almanca öğretmeniyiz' Okul çalışanları, akıntıya karşı kürek çektiklerinin farkında. Eğitim nimetlerinin babadan oğula geçtiği anlayışının yaygın olduğu Almanya'da, "misafir işçi" torunlarının üniversite okuması hâlâ alışılması gereken bir perspektif. Beşinci sınıftan başlayarak eğitim veren Eringerfeld okulu da, mevcut sistemin içerisinde hareket etmek durumunda: Buraya da sadece "Gymnasium tavsiyeli" öğrenciler, yani ilkokul öğretmeninin "Bu talebe Gymnasiuma gidebilecek kapasitededir" dediği çocuklar kabul edilebiliyor. 10 yaşında gerçekleşen "ilkokul süzgecinin" ne kadar keyfi ve hatalı olabildiğini kanıtlayan araştırmalar bir tarafa, kanun kanundur. Fatih Kurt, "Erken seçim sistemini kıramayız; mevcut sistem içerisinde elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz" diyor. Gymnasium tavsiyesi alan öğrencilerin neden "normal" bir okula devam etmek yerine Eringerfeld'i seçtiği sorusuna ise öğrencilerin kendileri karşılık veriyor: "Eski okulumda canım sıkılıyordu" veya "Öğretmenler bana karşı iyi davranmıyordu" en sık verilen cevaplar. Annelere babalara verdikleri mesaj: Çocuğunu bu okula vermek isteyenler, ilkokulda başarılı olmasını da sağlamalı; zira dördüncü sınıfta "elenenler" Eringerfeld'e başvuramıyor. Nitekim başvuranlar için bile karnelerine bakılarak giriş sınavı uygulanıyor. Ancak giriş sınavını kazananların da üniversite yolunda özel teşvike muhtaç olduğu görülüyor. Öğrencilerin birçoğu dil sıkıntısı yaşıyor. Fizik öğretmeni Ulrich Rehberg, "Bütün hocalar bu okulda biraz da Almanca öğretmenliği yapıyor" diyor. Beşinci sınıf öğrencilerine "ısı" konusunu anlatan Rehberg, "Der Löffel" (kaşık) veya "Der Tee" (çay) gibi basit kelimelerin dilbilgisel cinsini (eril sözcükler) de izah etmek zorunda kalıyor. Buna alıştığını söyleyen Rehberg, "Ben de bu çocukların yanında birçok şey öğrendim. Meselâ başını örten kız öğrencilerimin başörtüsüne değil, dersimi algılama kapasitesine bakmayı öğrendim" diyor. Teneffüste çocuklar Türkçe konuşma yasağını tartışıyor. Selman, "Birçok Alman dostum var. Bence Almanlar da bu okula gelsin ve hepimiz Almanca konuşalım!" diyor. Müberra ise, "Almanlar da gelsin ancak akşamları yurtta kendi aramızda kalabilelim!" diye karşılık veriyor. Yemekten sonra öğretmenler odasında Almanca öğretmeni Sabine Sprenger ödevleri kontrol ediyor. Dil probleminin çocuk yaşında rahatça çözülebildiğini söyleyen Sprenger, çocuklarla Heinrich Böll'ün hikâyelerini okuyarak onlara edebiyat zevki aşılamaya da çalıştığını ifade ediyor. İngilizce derslerine ise Ayten Sarıyıldız giriyor. Ayten Hanım, Türk çocuklarına Almanca ders kitaplarıyla İngilizce öğretmenin zorluklarını anlatırken, İngilizce'nin günümüzdeki vazgeçilmezliğini de vurguluyor. Üç dil yetmiyormuş gibi Fransızcayı da öğreniyor Eringerfeld öğrencileri. Öğretmen Françoise Fuest, 1965'ten beri Almanya'da yaşayan bir Fransız. Almanya'da yetişen biyoloji öğretmeni Muzaffer Uçarer ise, kendi neslinin yaşadığı zorluklara değinerek, "Keşke vaktinde bizler de böyle bir okula gidebilseydik" diye anlamlı anlamlı gülümsüyor. Okul müdürü Josef Funke çevredeki ahalinin, okullarına bakışlarını anlatıyor. Bugüne kadar sadece olumlu şeyler duyduğunu söyleyen Funke, "Bu tesislerde daha önce de yatılı bir okul bulunuyordu. Öğrencileri, masalara ve banklara ayaklarıyla çıktığı için çevrede pek sevilmiyorlardı. Bizim çocuklar onlara göre çok uslu duruyor" diyor. Geçmişte Katolik bir okulda görev yapmış olan Funke, "Eskiden hep Katoliklerle çalışırdım, şimdi Müslümanlarla. Önemli olan, herkesin işinin hakkını vermesi ve karşısinndakini anlamaya çalışması" tespitini yapıyor. Steinhauserstr.8 59590 Geseke adresindeki okulde eğitim ücretsiz. Yatılı öğrencilerin yıllık yurt masrafı ise 5 bin euroyu buluyor. 5. sınıflar için kayıtlar 28 Ocak 2008'de başlıyor. (Timofey Neşitov/Geseke) |
|
| Son Güncelleme ( 29.12.2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Hangisine sorsanız, hepsi üniversite okumak istiyor. Ömer de, Deniz de, Emrullah da, Elif de. Şansölye, astronot veya Bill Gates olmak istediğini söyleyen yok.



