Bayramları Bayram Yapan Gönül Seferberliği Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 12
Kötüİyi 
Aksiyon   
31.12.2007

Bayramları Bayram Yapan Gönül SeferberliğiMinibüsten inip toprakla ilk temasında çamur kaplamıştı ayakkabısını. Lakin aldırış etmedi. Birkaç dakika sonra yardıma muhtaç aileye ait evin sokağına girdi. Arkasında çocuklardan bir ordu oluşmuştu. Çocuklar birbirlerine bakıyordu. Mahallelerine gelen bu minibüs de neyin nesiydi? Bu şık paltolu adam da kimdi? Bir merak sarmıştı herkesi. Rehberinin eşliğinde emin adımlarla yürüyen bu paltolu adamın elindeki pakette ne vardı? Az sonra bir evin kapısını çaldı. 'Kimse yok mu?' diyordu paltolu adam. Ses geldi. 'Kim o?' diye. 'İstanbul'dan geliyoruz, bayramınızı kutlamak için' dedi paltolu adam. Kapıyı sadece gözleri görünen bir kadın açtı. Sonra da utangaç bir edayla hemen geri çekildi. O da çok şaşırmıştı. Sonra evin beyi geldi. Paltolu adam kendini tanıttı. Kimse Yok mu Derneği'nin gönüllüsü, saygın bir işadamıydı. Kardeşleriyle kucaklaşmak, onların bayramını kutlamak ve onlara bir nebze olsun yardımda bulunmak için İstanbul'dan ta buralara kadar gelmişti.

Çok şaşırmıştı iki taraf da. Bir taraf ürkekti; çekingen, bir o kadar da masum. Diğer taraf öteki Türkiye ile karşılaşmanın heyecanını yaşıyordu. Tarihî bir kucaklaşmaydı bu. Sözün bittiği bir kucaklaşma. Kalplerin her zamankinden daha hızlı attığı bir vuslat ânı. Bir tarafta zengin, diğer tarafta yoksul. Bir tarafta doğu, diğer tarafta batı. İki taraf da hazırlıksız yakalanmıştı. Paltolu adam, kardeşlerimin bu halleriyle bugüne kadar neden ilgilenmedim diye hayıflandı içinden. Yardıma muhtaç aile ise şükran ve umutla karışık tarifsiz duygular içindeydi.

Çağrı, Cevapsız Kalmadı

ImageTürkiye, her zamankinden farklı bir kurban bayramı yaşadı. Kimse Yok mu Derneği'nin organizasyonuyla ülkenin doğusu ile batısı ilk defa bu kadar görkemli bir şekilde birbiriyle bayramlaştı. Yıllardır terör belasıyla, işsizlikle, fakirlikle mücadele eden doğu ve güneydoğu halkı Türkiye'nin batı vilayetlerinden gelen binlerce işadamını evlerinde ağırladı. Kars'tan Hakkâri'ye, Şırnak'tan Ardahan'a kadar binlerce aileye, binlerce kurban eti dağıtıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan tutun da valilere, kaymakamlara, belediye başkanlarına, bölge milletvekillerine, sivil toplum kuruluşlarına herkesin şapka çıkarttığı bir gönül hareketiydi bu. Başbakan Erdoğan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kurbanını geçiren bu işadamlarından 'demek ki bu ülkede bu insanlar var' diye övgüyle bahsetti. İşadamlarının duyarlılığı karşısında "Bu kendiliğinden rastgele olmuyor. Bu hissiyatı yakalamak, bu duyarlılığı yakalamak her yiğidin kârı değil. Bunun erdemine varmak her yiğidin kârı değil." dedi.

Her evde, her sokakta, her kucaklaşmada aynı sahneler vardı. Sevinç ve gözyaşı. Birbirini anlamak, birbiriyle kucaklaşmak, birbirini tanımak bu kadar mı güzel olurdu? Peki bayramda neler yaşanmıştı? İsterseniz bir fotoğraf çekelim. Malum, ülkenin doğusu ile batısı arasında bir güvensizliğin yerleştirilmeye çalışıldığı günlerden geçiyoruz. Ve ülkenin güneydoğusunda yıllardır bitmeyen bir terör belası hüküm sürüyor. Gencecik fidanlar bir hiç uğruna kandırılıp dağa çıkartılıyor. Bölge insanı bir şeyleri değiştirmekten de uzak. Üstelik ruhlara sinen bir tembellik hâkim. Her şeyi devletten beklemek âdeta bir gelenek. Bunun yanında dışlandığını düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla. Batı ise doğuya şüpheli bakıyor.

Florya-Siirt Kardeşlik Hattı

Kimse Yok mu Derneği tarihî bir karar aldı. Kurban bayramında batıyla doğuyu kucaklaştıracaktı. Geçen yıl ilk kıvılcımları atılmıştı bunun. Bu yılki organizasyon daha da geniş bir katılımla gerçekleştirilecekti. Doğuda binlerce fakir aile tespit edildi, batıdaki binlerce gönüllüye ulaşıldı. Kurbanlarını doğuda kesmeleri, hatta bizzat dağıtmaları için. Bu çağrıya binlerce işadamı cevap verdi. Tarifeli ve özel uçaklarla bayramda doğuya akın yaşandı.

Biz de İstanbul'un en zengin semtlerinden Florya'da ikamet eden yüzlerce işadamıyla bölgenin yolunu tuttuk. Buluşma noktası saat 04.30'da İstanbul Atatürk Havalimanı'ydı. Uyku ile uyanıklık arasındaki insanlar havalimanından içeriye giriyordu. Polisler ve görevliler şaşkındı, hiçbir bayramın ilk günü böylesine bir kalabalık görmemişlerdi alanda. Hem, bayram dolayısıyla tatil yörelerine ve memleketlerine seyahat edenler günler öncesinden gitmişlerdi. Yüzlerinde mutluluk hâkimdi bu kalabalığın. Birbirlerine sımsıkı sarılıyorlardı. 'Siz nereye gidiyorsunuz?' sorusu en çok sordukları soruydu.

Kalabalık giderek daha da artıyordu havaalanında. Diyarbakır, Batman ve Siirt'e gidecek işadamlarıydı bunlar. Biz de Siirt'e gidecektik. Uçağımız büyük olduğu için önce Batman'a inecek, oradan minibüslerle Siirt'e varacaktık. Çünkü büyük uçaklar Siirt'e inemiyordu. Ancak saat 6.00'da kalkması gereken özel uçak rötar yaptı. Bir an önce bölgeye gitmek isteyen işadamları çözüm üretememenin sıkıntısını yaşıyorlardı. Saatler 8.35'i gösterirken uçak havalandı. Uçakta Siirt'te havanın erken kararması ve bir an önce şehre ulaşılması gerektiği konuşuluyordu. Batman Askerî Havalimanı'na inen uçaktaki 129 yolcu alan dışında hazır bekleyen 15 minibüse yerleştirildi, Kimse Yok mu Derneği'nin bölgedeki rehberleri eşliğinde. Siirt'e varıldığında saatler 12.00'yi gösteriyordu.

Evliyalar Diyarına Çıkarma

ImageOn bin yılık geçmişi olan bir şehirdi Siirt. Evliyalar, seyyidler diyarı olarak bilinen bir kentti. Şeyh Naccar, Şeyh Musa, Şeyh Hamza El Kebir, Şeyh Türki, Şeyh El Hazin ve daha niceleri. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin ünlü eseri Marifetname'yi yazdığı şehir. Ve hocası İsmail Fakirullah Hazretleri ile birlikte türbesinin bulunduğu belde. Hatta Peygamber Efendimiz'in (sas) hırkasını hediye ettiği Veysel Karani Hazretleri'nin türbesinin bulunduğu şehir. Bir zamanlar yüzlerce, binlerce ilim ve din adamına ev sahipliği yapan Siirt, bugün âdeta fakirliğin kol gezdiği bir yerdi.

İşadamları arasında kimler yoktu ki? Romanson saatlerinin sahibi Ali Hekimoğlu, TAHA Grup'un patronu İsmail Kısacık, Keleş İnşaat'tan Metin Keleş, Demir İnşaat'tan Celal Demir, bir zamanlar Siirt Jet-Pa futbol takımında menajerlik yapan, şimdilerde ise RAD Holding'in ortaklarından İsmail Demiriz, Aker Eşarpları'nın sahibi İzzet Akyar ve daha niceleri. Tekstilciler, inşaatçılar, dış ticaretle uğraşanlar… Hepsi kardeşleriyle kucaklaşmak için yollardaydı.

Siirt'e varılır varılmaz öğle yemeği yenildi. Az sonra derneğin bölgedeki merkezine gidilerek önceden paketler haline getirilen kurbanlar araçlara yerleştirildi. Araçlar bölgeyi iyi bilen rehberler eşliğinde önceden tespit edilen mahalleler, köyler ve ilçelere doğru yola çıktı. Bulunduğumuz araçtaki işadamları heyecanlıydı. Kendilerini neyin beklediğini bilmiyorlardı. Siirt merkezdeki Çatak Mahallesi'ne doğru hareket eden minibüsümüz rehberimizin ricasıyla durdu. İlk kurban dağıtımı için, işadamlarından Adil Gülçek araçtan indi. Gösterilen eve vardığında etrafında yüzlerce çocuk kümelenmişti. Etle dolu paketi evin reisine verirken o da, evin reisi de oldukça çekingendi. Ev âdeta bir barakayı andırıyordu. Adil Bey cebinden bir miktar parayı da evin reisine uzattı. İki taraf da hüzünlenmişti. Evin hanımı az sonra elinde bir şeker tabağı ile geldi. Sonrasında ayrılık…

Bir Eksiğiniz Var mı?

Minibüs bir sonraki eve hareket için yola koyuldu. Bu sefer bir başka tekstilci, Sedat Yetişkin indi. Onun yardım etmek için çaldığı kapıyı bir bayan açtı. Türkçe bilmiyordu. Utangaçtı. Rehber eşliğinde konuştular. Sedat Bey, bir eksiğiniz var mı diye soramadı. Tamam olan bir şey yoktu çünkü. Yine çocuklar sarmıştı etrafı. Minibüse doğru ilerlerken yaşlı bir amca 'Bu da neyin nesidir?' diye sordu. Rehber, yaşlı amcaya Kimse Yok mu Derneği'nin muhtaç ailelere yardım dağıttığını anlattı. Amca, 'Burada muhtaç olmayan yok ki' diye söylendi.

İşadamları acele ediyorlardı. Çünkü hava kararmak üzereydi ve bulunduğumuz minibüsteki kurban etleri adreslere henüz dağıtılmamıştı. İşadamlarından İzzet Akyar minibüsten inmedi, inemedi. Gördükleri o kadar çok duygulandırmıştı ki onu. "Halleri o kadar perişan ki. Birine veriyorsunuz, diğeri bakıyor. Ona veriyorsunuz, öbürü." Bazı aileler bir odalı evde kalıyorlardı 9-10 çocukla. Bazıları hastalıkla çekişiyordu. Bazılarının sobası yanmıyordu. Bazılarının soğuğa rağmen üzerlerinde yırtık elbiseler vardı. Hal böyle olunca da sözcükler düğümleniyordu boğazlarda.

Şoke Eden Tanışma

ImageSaat 16.00'ya kadar tüm etler dağıtıldı. Akşamleyin yüzlerce işadamı Kimse Yok mu Derneği'nin merkez binasında bir araya geldi. Burada birbirlerine başlarından geçenleri anlattılar. Bir hayli yorgundular. Bir tanesi, önceki gece gördüğü rüyayı paylaştı kalabalıkla. Rüyasında umre sevabına eşdeğer bir geziye çıkacağı söyleniyordu kendisine. Hepsinin bohçasında farklı bir hikâye ve acı vardı. Çoğu ilk kez geldikleri bu coğrafyada gördükleri karşısında şoke olmuştu. Halkın fakirliği de onları bir hayli üzmüştü.

Geçen yıl da bu bölgeye gelen Taha Grup'un sahibi İsmail Kısacık, bu sene oğlunu da beraberinde getirmişti. Kısacık'a göre 'halkın kapısını çalmak, onların hatırını sormak et dağıtmaktan daha değerliydi.' Onun asıl dikkatini çeken ise vatandaşların bu zor şartlara rağmen mutlu olmayı becerebilmeleri. İşadamları olarak o insanlara yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalışmak boynumuzun borcu diyordu Kısacık. "Çünkü yalnız olduklarını hissederlerse başka taraflara kaymaları kolay olur." İş dünyasının bu tecrübeli ismine göre, doğunun kalkınması için yapılması gereken ise bu şehirlerin kendi değerlerinin ön plana çıkartılması olmalıydı. "Ben sanayiciyim. Ne kadar teşvik verilse verilsin. Buraya yatırım yapmam zor. Çünkü üretimimi buradan batıya götürüp satmam oldukça maliyetli. Bence bu bölgede komşu ülkelere ne satılabileceği araştırılıp ona göre yatırımlar yapılmalı."

Tekstilci Selahattin Karagözlü de ailesiyle Siirt'e gelenlerdendi. "Bir eve gittik. Bir odanın içinde 7 çocuk ve anne baba beraber kalıyor. Bir soba var. Yan tarafta küçücük mutfak ve banyo. O tabloyu görünce kızıma dedim ki 'bakın siz tek başınıza kaldığınız bir odayı beğenmiyorsunuz, buradaki kardeşlerinizin halini görün de şükredin.' Ama o durumda olmalarına rağmen insanların gözleri ışıl ışıldı." Selahattin Bey önümüzdeki sene daha kalabalık geleceklerini söylüyor. "İstanbul'da bir bayramda en fazla 8-10 kişiyi ziyaret edebiliyorsun. Burada ise 20'nin üzerinde aileye misafir olduk. Burada bayram yaptığımızı hissettik. Allah'a daha çok hamd etmemiz gerektiğini ve daha çok çalışmamız gerektiğini gördük."

Eşi Nergis Hanım ise yoksul bir halkla karşılaştığı için oldukça duygulandı. 'Yanımızda getirdiğimiz her şeyi vermek istedik' diyen Nergis Hanım, "İstanbul'dan buraya bakmak gibi değil yaşadıklarımız. Televizyondan izlemek gibi değil gerçekler" diyordu. 10 yaşındaki 4. sınıf öğrencisi kızı Nagihan Karagözlü de gördükleri karşısında duygularını ifade etmekte zorlanıyordu: "Nasıl anlatsam, çok garip bir duyguydu bugün yaşadıklarım. İstanbul'da büyük binalar, burada küçücük evler. Üstleri başları olmayan çocuklar. Bambaşka bir dünya burası."

Gerçek Kurban Vecibesi, Gerçek Tatil Beldesi Burası

Bölgeye ailece gelen işadamlarından biri de Adnan Dinçer'di. Florya'da oturan Dinçer ailesi bugüne kadar kestikleri kurbanlardan birkaç budu kapıcılarına dağıtmakla kurbanı ifa ettiklerini sanıyorlardı. Bakın Adnan Bey'in samimi itirafı ve çağrısına: "Florya'da en fakir kapıcımızdı. Onlara üç beş but et veriyorduk, ondan sonra da sanıyorduk ki kurbanı ifa ettik. Fakat biz bugün yeni bir kurban bayramı kutlama şeklini öğrendik. Bana göre bundan sonra gerçek kurban bayramını ifa etme buralara gelmek mümkün."

Adnan Bey, Kimse Yok mu Derneği yetkililerine de şimdiden talimat vermiş, bir daha böyle bir organizasyon yaparsanız listenin en başına beni ve ailemi yazın diye. O, tüm olumsuzluğa rağmen geleceğe ümitle bakıyor: "Evet bu bölgede olumsuz bir durum var; ama bakir bir toprak ve kafaları kirlenmemiş insanlar da var. Bu toprak ve bu insanlar işlenirse buralar bir hayli kalkınır. Bu tür geliş gidişlerle biz buralarda bir şeyleri değiştirebiliriz."

Düşünün, savaş uçakları sınırda dolaşıyor. Çeyrek asırdır durulmayan bu bölgenin yaraları hâlâ kanıyor ve kurban bayramında siz Siirt'tesiniz. "Daha önce bana deselerdi ki bayram tatilinde Siirt'e gideceksin. Herhalde hadi canım derdim" diyor işadamı Raif Dinçer'in eşi Meral Dinçer. Ama geçen sene buralara gelen arkadaşları bölgeyi anlattıklarında kendi kendine 'ben niye gitmeyeyim, ben de kardeşlerimin yanında olmalıyım' diye düşünmüş. Adnan Bey'in eşi Zübeyde Dinçer ise "Bir tatil yöresinde değil de burada bulunduğum için, bu kardeşlerimizle beraber bayramı geçirdiğim için çok mutluyum. Bazı evlerde Türkçe konuşamıyorlardı; ama bizi öyle bir kucaklayışları vardı ki. Allah hepsine yardım etsin" diyecekti.

Kurbanınız Nereye mi Gidiyor?

ImageZübeyde Hanım buraları gördükten sonra kurbanım nereye gidiyor diye düşünmemek gerektiğini bir kez daha anladığını söylüyordu: "Bunu yaşamak lazım. Bir eve girdik. Anne kanserden ölmüş. Baba 70 yaşında ve hasta. Evin 15 yaşındaki en büyük kızı aileye bakıyor. Evin perişanlığını anlatamam. Böyle insanlar da var mı diyorsunuz bu ülkede."

Ailesiyle gelen işadamlarının yanında, yalnız gelenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. O işadamlarından biri de Romanson saatlerinin sahibi Ali Hekimoğlu'ydu. Ali Bey, bayramda ailesinin yokluğunu hissetmediğini, Anadolu insanıyla beraber olmanın mutluluğunu yaşadığını söylüyor. Hatta eşi ve çocuklarının bu mutluluğa ortak olamamasına da üzülüyordu. Bir dahaki sefere buralara 1-2 uçakla değil, 5-10 uçakla gelmek gerektiğinin altını çizen Ali Bey, "Ben çok özel bir gün geçirdim, inanın. Bayramlarda burada olmak lazım. İstanbul'da durmak bizim için bir vebal." diyordu.

Hep olumsuzluklarla anmamak gerekiyor Siirt'i. Mesela buradaki okuma salonlarında 2 bin 500 fakir öğrenci eğitim görüyor. Bu sene de okuma salonlarında eğitim gören öğrenciler OKS imtihanında paralı dershanelerde eğitim gören öğrencilerden daha başarılı olmuş. Tekstilci Fuat Kırgın da buna dikkat çekiyor. "Bu da gösteriyor ki yardıma muhtaç insanların çocukları da zeki. Elinden tutunca bir şeyler oluyor. Bu açıdan buralara yardım yapmak çok önemli." Sanayici Mehmet Ali Akdemir de bölgenin her şeye rağmen dinî değerlerini ön plana çıkarmayı sürdürdüğünü görmekten hayli mutlu olduğunu dile getiriyor: "Bir köye gittik. Vardığımız evde çocuklar Kur'an okuyordu. İsimler; Ahmet, Mehmet, Ayşe'ydi. Biz onlara 'biz de sizin bir evladınızız' dedik. 'Biz de bu tip köylerde okuduk, köyde yetiştik; ama birileri bize sahip çıktığı için bugünlere geldik' dedik. 'Siz de ufkunuzu geniş tutun' dedik."

Mehmet Ali Bey'lerin gittiği köy 15-20 haneliydi. Her hanede 8-10 çocuk vardı. Onları köyün muhtarı misafir etmişti. "Muhtar dedi ki 'bizimkilerin tek yaptığı şey çocuk.' Çocuklara soruyoruz ne olmak istiyorsunuz. Çok enteresan, geçen hafta okudukları okula itfaiye erleri gelmiş, itfaiye arabasını gördükleri için de hepsi 'büyüyünce itfaiyeci olacağım' diye cevap verdi. Burada kimleri görürlerse o oluyorlar."

Galatasaraylı İsmail Demiriz…

İsmail DemirizOnca işadamı içerisinde Siirt'te gördüklerinden dolayı hiç şaşırmayan belki de bir tek isim vardı: Bir zamanlar G.Saray'da futbol oynayan İsmail Demiriz. Bugün dış ticaretle uğraşan bir holdingin ortaklarından olan Demiriz, 8 yıl evvel Siirt Jet-Paspor'un menajeriydi: "Ben her fırsatta oradaki durumu çevreme anlatmaya çalıştım. Bu insanlara ulaşılması gerektiğini söyledim. 'Bu insanların suçu yok, suç bizde' dedim. Çok şükür bayram vesilesiyle Allah rızası için buralara geldik. Arkadaşlarımız da buradaki durumu kendi gözleriyle gördü. İnşallah bundan sonra da buralara geleceğiz ve kardeşliğimizi daha da pekiştireceğiz. Kürt, Türk, Laz hepimiz kardeşiz. Bu topraklar bizim. Eksikliğimiz, bir dayanışmanın olmayışıydı. İnşallah bu eksikliğimizi de bundan sonra gideririz." İşadamları Siirt'ten ayrılmak üzereyken onları uğurlamaya Belediye Başkanı Mervan Gül geldi. Gül, hepsine tek tek teşekkür etti. Siirt'i temsilen içlerinden birine tiftik yününden yapılmış bir seccade ve Siirt'e özgü sabun hediye etti. Eskiden insanların fakirlere yardım ettiğini; ancak köylerden şehre göçle birlikte fakir sayısında artışın meydana geldiğini ve şimdi aynı apartman dairesinde yaşayanların bile birbirlerinin hallerinden haberdar olmadığını anlattı.

Doğunun 'Beyaz Melek'leri

Bugünlerde Mahsun Kırmızıgül'ün hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği Beyaz Melek filmi var vizyonda. Filminde doğu ile batıyı karşılaştıran Kırmızıgül, büyük şehirlerdeki yaşlı bireylerin huzur evlerine bırakılmasına değiniyor ve Anadolu'da huzur evi bulunmadığını anlatıyordu. Ayrıca bir vesileyle topluca Anadolu'ya giden ve huzuru Anadolu'da bulan yaşlı insanlar da vardı o filmde. Nihayetinde bir filmdi vizyondaki ve senaryodan ibaretti her şey. Ama çoğu insan ağlayarak ayrıldı salonlardan. Bu kurban bayramında ise gerçekler yaşandı Anadolu coğrafyasında. Yüzlerce işadamı en iyi bayramlarını geçirerek ayrıldılar doğudaki onca ilden. Gözyaşları gelecek için aktı toprağa. Her sahnesinde dram yaşandı bu gerçek filmin. Her karesinde hüzün vardı. Ama final mutlu bitti. Dedik ya kalpler fethedildi usulca. Seneye daha büyük bütçeli 'gerçek film' için kollar da şimdiden sıvandı.

İŞADAMLARI NE DEDİ?

Melih Hasırcılar (Sanayici):
BİZİ AYIRAMAYACAKLAR

Çok memnun kaldım. Organizasyon çok güzeldi. Batı ile doğunun birleşmesi gibi oldu bu. Buradaki insanların bizden farklı olmadığını, aynı zamanda çok iyi niyetli ve dürüst olduklarını gördüm. Bir ayrım düşünenlerin bizi ayıramayacaklarını bilmeleri lazım geldiğini gördüm. Ben bu organizasyonların devamını diliyorum. İnşallah seneye tekrar gelmek nasip olur. Siirt'e ilk defa geldim. Beklediğimden çok daha fakir halk gördüm. Düşündüğüm gibi değildi buralar. Tek göz odanın içinde 7-8 çocuk, mutfak ve tuvaleti aynı yerde olan evler. Tabii bunlar bizim görmeye alışık olmadığımız şeylerdi. Ama inşallah bu geziler sayesinde, doğuyla batının birleşmesi sayesinde bu imkansızlıklar ortadan kalkacaktır.

Ali Hekimoğlu (İşadamı):
BİZ GELMEZSEK BAŞKALARI GELİR

Ben bölgeye ilk defa geliyorum. Ailem yanımda yoktu. Ama onların yokluğunu burada hissetmedim. Anadolu insanı ile beraber olmanın mutluluğunu yaşadım. Hatta hanımım ve çocuklarımın da bu mutluluğa ortak olamamasından dolayı çok üzüldüm. Bölgenin şartları çok kötü. İstihdam yok, sanayi yok, yatırım yok. Halk bundan dolayı bir beklenti içinde. Biz buralara gelmezsek başkaları gelecek. Mümkünse birer kardeş aile edinip buradaki insanlara sahip çıkmak lazım. Çok zeki çocuklar var. Ama imkan yok. Sıkışmışlar bir cenderenin içine. Allah razı olsun buraya gelen arkadaşlarımızdan, açılan okullar, okuma salonları çok olumlu sonuç vermiş.

Celal Demir (İnşaatçı):
BURASI BAŞKA BİR YÜZYILDA

Sistemli bir şekilde kurbanlarımızı dağıttık. 10'un üzerinde eve gittik. İnsanlar çok memnun oldu. Daha fazla olsa çok daha iyi olurdu. Buralara gelmemize değdi. İnsanları kazanmak için yapılan bu eylem çok güzeldi. İnsanlar çok cahil kalmış. İstanbul'la bu bizim gittiğimiz yerler arasında 50 senelik bir açık var diyebilirim. Burası başka bir yüzyılda sanki. İlk defa geldim. Çok hüzünlendim. İnşallah seneye daha kalabalık geliriz. Biliyor musunuz, boğazım ağrıyordu. Az daha bugün buraya gelmiyordum. Ağrım gitti burayı görünce.

Metin Keleş (İnşaat):
NELER VARMIŞ, NELER…

Bu geziyi düzenleyen arkadaşların hepsine çok teşekkür ediyorum. Çok memnun olduk. Gezdik, gördük. Türkiye'de neler varmış, neler varmış. Bizim yaşantımız ile buradaki arasında çok büyük fark var. İnsanlar yoksulluk içerisinde, fakirlik içerisinde perişan bir halde yaşıyor. Şehrin kuruluşu çok kötü. Binalar çok kötü. İnşallah seneye daha kuvvetli ve nüfuzlu bir şekilde buraya geleceğiz. Biz de şaşırdık, bizi gören halk da şaşırdı.

Kemal Morina (İnşaat):
BURALARI HERKES GÖRMELİ

Kosovalıyım. Biz batıda yaşayan insanlar doğuda neler olup bittiğini sadece televizyondan, o da bir iki dakikalık görüntülerden görüyoruz. Bugün hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım. Bir tek göz odada 7-8 tane titreyen, ayaklarında çorap olmayan, biz tam tekmil giyindiğimiz halde üşürken, üşümeyen çocuklar gördüm. İçim cız etti. Aklıma, bizim iki üç çeşit peyniri beğenmeyen yavrularımız geldi. Biz bu gezilerimizi çevremizdeki insanlara duygulu bir şekilde anlatıp buraya gelmelerini sağlamalıyız.

Adil Gülçek (Tekstilci):
BİR ARA KENDİMDEN GEÇTİM

Biz 20 aileye kurban dağıttık. Çok duygusal anlar yaşadık. Bir ara kendimden geçtim. Durumları çok perişandı. Her ailenin 6-7 tane çocuğu vardı. Çocuklar çok bakımsızdı. Onun için çok üzüldüm. İnşallah seneye daha fazla kurban toplayıp burada dağıtacağız. Allah bu kardeşlerimize yardım etsin.

Sedat Yetişkin (Tekstilci):
BU KUCAKLAŞMA, BİZİM GÖREVİMİZ

Daha önce Siirt'i görmemiştim. Buraya, bu kardeşlerimizin dert ve sıkıntılarını bir nebze olsun giderebilmek için geldik. Kardeşlerimizin fakirliğini gördük, perişanlıklarını gördük. Ayaklarında ayakkabı olmayan çocuklar gördük. Buralara daha fazla hizmet getirmemiz gerektiğini gördük. Daha çok yardım etmemiz gerektiğini gördük. Bu çocukları okutma ve bu durumdan kurtarmanın bizim görevimiz olduğunu gördük. Eğitim onları bu durumdan kurtaracaktır. Önümüzdeki seneki kurban bayramında daha fazla yardım için uğraşmamız gerektiğini gördük. En önemlisi halkla kucaklaştık.

Atilla Dizdar (Dış ticaret):
KELİMELER YETMEZ

Daha önce buralara hiç gelmemiştim. Bunlar Türkiye'nin gerçekleri. İçini çok açarsan kelimeler yetmez. Bir çocuğa bakıyorsun farklı düşünüyorsun, öbürüne bakıyorsun farklı düşünüyorsun. Sadece Siirt gerçeği yok; Ankara'dan sonra bir gerçek var. Bu ayrılığı ortadan kaldırmak lazım. Birleştirmek lazım.

İzzet Akyar (Tekstilci):
ANADOLU YARDIMSEVERLİĞİ

Ne söylesem yapmacık olur. Bu yapılan üç beş kilo et yardımı çok bir şey değil. Ben daha önce de gelmiştim. Bayramları bu bölgelerde geçirmeye çalışıyorum. Bu tür kucaklaşmalar her iki tarafa da çok şey katıyor. Anadolu insanı dünyanın her yerine yardımlar götürüyor. Bu işi de Anadolu insanı gibi yapan başka bir ülke insanının olduğunu sanmıyorum.

İsmail Kısacık (Sanayici):
BİZE DERS VERDİLER

Kurban dağıtmak işin bir tarafı. Ama iyi olan iki tarafın da birbirini tanıması. Buradaki kardeşlerimize yalnız olmadıklarını, batıda da olsak gönlümüzün onlarla olduğunu göstermeye çalıştık. Onların o içten samimi misafirperverliklerini hissettik. Bizi çok iyi ağırlamalarına şahit olduk. Büyük şehirlerde bulamayacağımız değeri buralarda gördük. Onların kapısını çalmak, onların hatırını sormak bence et dağıtmaktan daha değerliydi. Bulundukları bu zor şartlara rağmen mutlu olmayı becerebilmeleri de bizim için adeta bir ders niteliğindeydi.

Adnan Dinçer (Sanayici):
YENİ BİR KURBAN BAYRAMI BU

Ailemle buradayım. Biz Florya'da oturuyoruz. Bugüne kadar bayramda kurbanlarımızı evlerimizde kesiyorduk. Florya'da en fakir kapıcımızdı. Onlara üç beş but et veriyorduk, ondan sonra da sanıyorduk ki kurbanı ifa ettik. Fakat biz bugün yeni bir kurban bayramı kutlama şeklini öğrendik. Bana göre bundan sonra gerçek kurban bayramını ifa etme buralara gelmekle mümkün. Bu tür geliş gidişlerle biz buralarda bir şeyleri değiştirebiliriz.

Kimse Yok mu Derneği Başkanı Mehmet Özkara:
GÖNÜLLÜLERE MÜTEŞEKKİRİZ

Dernek olarak biz hayırsever kişilerin insani yardım amaçlı kurbanlarını bütün Türkiye'de hatta sınırları da aşarak 50'ye yakın ülkede kesip dağıttık. Terör bölgesinde insanlar daha yoksul olduğundan doğu ve güneydoğuya daha çok ağırlık verdik. Terörden dolayı evlerini, köylerini terk edip şehirlere göçen ve bu göçten dolayı sıkıntı ve işsizlik yaşayan insanlar çoğaldı. Bu insanlara ulaşmaya çalıştık. Bu seneki genel düşüncemiz buydu. Arkadaşlarımız fakir aileleri tespit etti. Kurbanları bizzat gönüllü arkadaşlarımız batıdan gelerek bu adreslere teslim etti. Hem güzel bir kaynaşma oldu hem de çok farklı bir bayram. Bize bu konuda yardımcı olan gönüllü üyelerimize çok teşekkür ediyoruz.

Yevmiyemiz, Yüzde 700 Kâr!

ImageYüksekova'da bayram sabahı… Cami cemaati bayram namazını eda etmiş, kurbanlarını kesmeye hazırlanıyor. Soğuktan buğulanmış camın ardından bakan yaşlı bir nine ise iç geçirerek etrafı seyrediyor. Yanında bu bayram, ne buruşmuş ellerini öpecek bir oğlu var, ne de Allah'a adayacak bir kurbanı… Günlerdir, boğazından doğru dürüst bir lokma geçmemiş belki. Kapısını çalacak bir kişiye hasret. Ancak bu bayram, tanımadığı bir yüz, bir ses, "Sizinle bayramlaşmaya geldik" diyerek çaldı kapısını. Onbinlerce kişiye uzanan el, ona da uzandı bu bayram. Iğdır'ın bir köyünde veya Kars'ın merkezinde, kişiler farklı olsa da hayırlar hep aynıydı.

Yüzlerce kilometre öteden gelen bir grup hayırsever işadamıydı onlar. Çocukları ve eşleriyle bayram sabahına uyanma 'saadetinden' vazgeçerek yollara koyuldular. Yanlarında çalıştırdıkları onlarca işçiyi bayram tatiline gönderirken, kendileri doğu ve güneydoğunun yolunu tuttu. Yanlarında azıkları, yüreklerinde hayır yapabilmenin mutluluğu vardı. Başbakan Erdoğan'ın deyimiyle, "Yoksulluk derdiyle dertlenmenin gayreti içerisinde olanlardı" onlar. Amaçları ise el açana el uzatmaktı.

Kimse Yok mu Derneği'nin öncülüğünde bir araya gelen binlerce hayırsever işadamı, bu yıl bayramı Doğu ve Güneydoğu'da geçirdi. Şırnak, Mardin, Muş, Siirt, Kars, Iğdır, Hakkâri, Yüksekova ve Ağrı gibi bölgedeki bütün illere ulaştı hayırseverler. Şirketlerinde çalışan yüzlerce, binlerce kişi vardı; ama onlar, bu hayrı kendi elleriyle ulaştırmak istedikleri için oradaydılar. Ailelerini, çalışanlarını bırakarak koyuldular yola. İşadamları bu kampanya sayesinde hem ön yargılarını kırdılar hem de bölge halkına terörün bıraktığı izleri bir nebze de olsa unutturmak istediler.

Bizim Kapımızı da Çalacaklar mıydı?

Onlardan biri Abdurrahman Çakıcı. Kendisi Konya'da emlak işleriyle uğraşan, hayırsever bir işadamı. Yıllardır yoksullara yardımda bulunmuş. Ancak bu sefer kendi elleriyle ulaştırmak istemiş yardımını. Bayramın ikinci günü 41 kişilik bir grupla, ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için koyulmuş yola. Hakkâri Yüksekova'ya gittiğini öğrenen ailesi, biraz serzenişte bulunmuş ona. Artan terör olayları çoğu kişi gibi Abdurrahman Bey'i de endişelendirmiş bu yolculukta.

İlk defa ailesinden ayrı geçirdiği bu bayramda helalleşerek ayrıldığını anlatıyor bu yüzden. Hakkâri'ye vardıklarında 41 kişilik grup ikiye ayrılmış; 25 kişi Hakkâri'de kalırken, 16 kişi Yüksekova'ya geçmiş. Abdurrahman Bey, üç gün boyunca diğer işadamlarıyla birlikte Yüksekova'da kalmış. Yüksekova halkının sıcak karşılaması, yolcu etmesi hiç çıkmamış aklından. En çok da orada duyduğu bir söz hafızasında yer etmiş: "Ailelerden birinin kapısını çaldığımızda 'Birileri de bizim kapımızı çalacak mıydı? Halimizi hatırımızı soran olacak mıydı?' diyerek gözyaşı döktü. Bu sözleri ve o insanları unutmamız mümkün değil." Abdurrahman Bey, ilk kez ailesinden ayrı geçirdiği bu bayramı hiçbir bayramın yerine koyamıyor bu yüzden. 'Hayatımda geçirdiğim en güzel bayramdı' diyerek özetliyor yaşadığı sevinci. Bir daha buluşmak üzere ayrıldığı o insanlara şu mesajı vermeyi de ihmal etmiyor: "Fakiriz diye üzülmeyin. Sizin zengin bildiğiniz bu insanlar, hem bayramda hem de ellerindeki yardımlarla birlikte ayağınıza geldiler. Bence artık zaman, üzülme değil sevinme zamanıdır."

İki Yıldır Ağrı'ya Gidiyor

ImageSüleyman Karabıçak da Ankaralı hayırsever işadamlarından biri. İnşaat işleriyle uğraşıyor. Geçen yıl kardeş aile vesilesiyle gittiği Ağrı yollarına, bu yıl bayram ve kurban kesimi için düşmüş. Yenimahalle semtinden toplanan kurbanlar, beş kişilik bir ekip sayesinde Ağrı'daki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmış. Süleyman Karabıçak, orada yoksul insanların yüzlerinde gördüğüm mutluluğu dünyadaki hiçbir şeye değişmem, diyor. Türkçe bilmeyen birçok insanla karşılaşmış. Ancak 'Bayramlaşmaya geldik' denildiğinde, vücut dilinin onların yüzünde hayat bulduğunu ifade ediyor. Süleyman Bey'e göre, yapılan hayırlar şahsi değil, toplumsal bir olay olarak değerlendirilmeli. "Şahıs olarak benim buralara gitmem mümkün değil" sözünü sıklıkla tekrarlıyor.

Kimse Yok mu Derneği Konya Şubesi Başkanı Hasan Kıratlı, Hakkâri'ye giden 41 kişilik ekibin içinde yer alanlardan. Hakkâri'de beklemedikleri bir ilgiyle karşılaştıklarını anlatan Kıratlı'nın bölgede en fazla dikkatini çeken, çocuklar olmuş. Götürülen kurbanların yanında çocuklar için de çikolata paketleri hazırlayan ekibi, 'İçinizde almayan var mı?' diye sorduğunda sadece bir çocuğun, 'Ben almadım' demesi şaşırtmış. Hasan Bey, bölge halkının maddi durumları iyi olmasa da, azla yetinmeyi bilen insanlar olduğunu belirtiyor: "Çocuklar bizi yanıltıp birkaç tane daha isteyebilirlerdi; ama yalan söylemediler. Bölge halkı gibi çocuklar da karnı aç; ama gözü tok insanlar."

Etin Tadı Unutulur, Kardeşlik Unutulmaz

Kıratlı, kurban etlerini dağıtmanın çok da önemli olmadığını belirtiyor. Ona göre asıl önemli olan, oradaki insanlarla kurulan kardeşlik bağı: "İnsanlara dağıtmış olduğumuz 4-5 kilogramlık etin tadı en fazla beş gün sonra damaklarında kalmayacak. Ama kurulan kardeşlik bağlarının ilelebet devam edeceği kanaatindeyiz. Derneğimiz de toplumsal barışa katkıda bulunma amacıyla kurulduğu için biz de Konya şubesi olarak Hakkâri'yi kardeş şehir ilan ettik."

Iğdır'a giden hayırsever işadamlarından biri, Ali Erdem. Ankara-Ostim'de tornacılıkla uğraşıyor. Yıllardır ailesiyle yaşadığı bayram sabahlarını iki yıldır doğuda geçiriyor. Geçen yıl gittiği Hakkâri'den sonra bu yıl Iğdır'daki ihtiyaç sahiplerine ulaşmış Ali Bey. Iğdır'ın Ermeni hududunda bulunan 13 köyündeki 100 aileye kurban eti dağıtılmış. Iğdır'ın genelinde ise 2 bin 500 kişiye kurban bağışı yapılmış.

Ali Erdem, Iğdır'ın Ermeni sınırına yakın olan bölgelerinde çok fakir ailelerin yaşadığına dikkat çekiyor. Yıkılmış bir evde oturan 90 yaşındaki teyze, hiçbir geçim kaynağı olmayan aileler; Ali Bey'in aklını sürekli meşgul ediyor: "Ankara'ya döndüğümden beri oraları düşünüyorum."

Taksiciyi Şaşırtan Cevap

İşadamını, gördüğü yoksulluğun yanı sıra, kendisini gezdiren şoförün sorusu da bir hayli şaşırtmış: "Iğdır'ın Çalpala köyüne gidiyorduk. Şoför, bana dönüp, 'Bu işten günde ne kadar yevmiye alıyorsunuz?' diye sordu. Ben de yüzde 700 kârımız var dedim. Cevap karşısında bir hayli şaşıran şoför, 'Abi bayağı kârlıymış, nasıl oluyor?' deyince Ali Bey, asıl cevabı vermiş: "Allah katında yüzde 700'dür inşallah. Taksici epey şaşırmış tabii.

Iğdır'a gelen işadamları ihtiyaç sahiplerine yardımları ulaştırdıktan sonra geceyi Iğdır'daki okullardan birinde geçirmişler. O gece çoğunun birbirine anlattığı hikâye ise neredeyse hemen hemen aynı. Yardım edilen insanların durumları, 'Onlar için başka neler yapabilirim?' sancısı çoğu işadamının gözünden süzülen yaşlarla anlatılmış.

Ailemle Birlikte Tekrar Gideceğim

ImageBirtay Yurtseven, Akal Batu Teksil'in sahibi. Birtay Bey, Karslı olmasına rağmen Kars'a hiç gitmemiş bugüne kadar. Köyleri (Selimiye ilçesinin Bozkuş köyü) Kars'tan önce geldiği için tek gördüğü yer orası. Üç kez gittiği köyüne de cenaze için gelmiş şimdiye dek. Onun Kars'a ilk gidişi ve Kars'ta ilk bayram geçirişi ise bu kampanya sayesinde gerçekleşmiş. Bayramın birinci günü dokuz kişilik ekiple gitmiş memleketine. Bir bayram sabahı Birtay Bey'i buralara getiren kendi tabiriyle, "Birileri için bir şeyler yapabilmek ve bunun hazzını birebir yaşayabilme" derdi olmuş.

Birtay Bey'i memleketindeki iki aile oldukça etkilemiş. Dul bir kadının çocuklarıyla yaşamak zorunda olduğu 15 metrekarelik ev, tek göz odada geçim kaynağı olmayan yaşlı bir teyze. Çaldıkları çoğu kapının, ardında karşılaştıkları tepkiyi onlar da vermiş kendilerine: "Sizin burada ne işiniz var?" Hep aynı cevaplar verilmiş; "Bayramlaşmaya geldik."

Birtay Yurtseven, oraya gittiğinde aslında götürdüğü kurbanın bir anlamı olmadığına, o insanları ziyaret etmenin bile onlara yettiğine değiniyor. Memleketinde gördüğü bu manzara, Birtay Bey'de oraya en kısa zamanda gitme fikrini doğurmuş. Ancak "Bu sefer çoluk çocuk, ailecek." diyor. Nedenini ise şöyle anlatıyor: "Biz orada bu mutluluğu yaşadıktan sonra, ailelerimize de bunu yaşatmalıyız, diye düşündük. Hem bizim hem de onların mutlu olması için ailecek oralarda bayram yapmaya karar verdik. Hatta oradaki aileleri evimize getirip misafir etmek ve sürekli diyalogda olmayı istiyoruz."

Ne Olur, Doğru Anlatın Bizi

İşadamı Yurtseven, bağışları yaptıktan sonra Kars'taki birçok köyü ziyaret imkânı bulmuş. Özellikle Kürt ailelerin oturduğu evlere giden Yurtseven, artık terörün bitmesi ve doğuyla ilgili ön yargıların kırılması gerektiğini dile getiriyor: "Ben de Kürt kökenliyim. Önyargılar aramıza öyle bir girmiş ki çıkarıp atamıyoruz. Oradaki insanlar yanlış işler yapan üç-beş kişinin kendilerini temsil etmeyeceğini anlatmaya çalışıyorlar. Bizden de istekleri sadece şu: "Geldiniz, evimizi gördünüz. Gece yarısı dahi evimizin kapısını çalsanız, misafir edebiliyoruz. Ne olur bizi doğru anlatın." (Nurseli Dilek)

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
İBRAHİM ŞENSOY57  - ALLAH C.C HOCAMIZDAN RAZI OLSUN İNŞAALLAH   |2008-10-30 16:37:31
ORADA BULUNAN ESNAF ABİLERİM VE BU YOLDA EMEK VEREN HERKESTEN ALLAH C.C. RAZI OLSUN

SELAMLAR
Recai B.  - Ne denir ki...   |2008-01-03 00:11:43
Gercekten cok guzel olaylar, okuyupta etkilenmemek elde degil, normalde bu kadar uzun yazilari bilgisayardan okuyamiyorum ama inanin tek nefeste
cogunu okudum diyebilirim. Allah oraya giden esnaf agabeylerimizden razi olsun insaallah bu yardim kampanyalari gungectikce daha cok buyur ve daha cok
insana ulasir ve o dogunun insanlarin kafasindaki kotu dusunceler oradan kalkar... Muhabbetle...
Yener Yüksel  - Allah Razı olsun...   |2008-01-02 01:27:33
Çok güzel bir sivil toplum faaliyeti.Ben bir vatandas olarak neler yapılabilir diye düsündügümde devletin yapabilecekleri dışında bir hayal
kuramamışken,genel kabul görmüs kamu yararına bir derneğin öncülügünde vatandaslarımızın bir iyilik hareketi başlatmalarını hayallerin
ötesinde güzel bir davranış olarak görüyor ve kutluyorum.
me.ö   |2008-01-01 19:15:03
bu güzel hayıra kardeşliğeberaberliğe mutluluğa sebep olanlardan oralara gidenlerden rabbim sonsuza dek razı olsun
bizim gibi gidemeyenleride
gitmiş gibi rabbim hissedar etsinne büyük ve ne karlı bir hizmet
belkide kimbilir binlerce nafile namaz kılmaktan oruç tutmaktan daha
hayırlı bir iş yapılmış oldu inşaallah
allah kabul etsin devamını artarak devam ettirsin
İbrahim ŞENSOY  - Mevkisi ne olursa olsun YARDIMA MUHTAÇ   |2008-01-01 17:06:04
Gerçekler akvaryumda balıkları izlemek kadar kolay olmuyor okurken kendimi ağlamamak için zor tuttum. Yine de Allah (c.c) rızası için yapılan
bu işler için yardımlarını esirgemeyen hayır sahiplaeri her birinizin ayrı ayrı ellerinden öpüyorum. İbrahim ŞENSOY

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 31.12.2007 )
 
Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri