İbretlik Hatıralar (12) Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 20
Kötüİyi 
Osman Şimşek, herkul.org   
07.01.2008

Muhterem Fethullah Gülen Hocamızın yanında müzakere yapacağımız ya da Risale okuyacağımız zaman, -kendisinin tavsiyesi üzerine- istiâze, besmele, hamdele ve Peygamber Efendimiz'e salat ü selam ile söze başlıyor; peşinden şu duayı okuduktan sonra derse geçiyoruz:

"Allahümme zidnâ ilmen ve imânen ve yakînen ve tevekkülen ve teslîmen ve tefvîzan ve marifeten ve mehabbeten ve ışkan ve'ştiyâkan ila likâike ve iffeten ve ismeten ve fetâneten ve hikmeten ve sadâkaten ve ihlâsan ve vefâen ve hâfizaten ve zâkiraten."

Böylece, her şeyden önce, Yüce Rabbimizden ilmimizi, imanımızı ve yakînimizi ziyadeleştirmesini diliyor; tevekkülümüzü teslim ve tefviz zirvelerine yükseltmesini talep ediyor; marifetimizi, muhabbetimizi, hizmet aşkımızı ve O'na kavuşma hususundaki iştiyakımızı artırmasını dileniyor; bizi birer iffet, ismet, fetânet ve hikmet insanı kılmasını istiyor; sadâkatimizi, ihlasımızı ve vefamızı azamî seviyeye çıkarması için yalvarıyor; algılama, öğrenme, akılda tutma ve hatırlama melekelerimizi kuvvetlendirerek, ilahî muradı anlama kasdıyla başladığımız müzakeremizi bütün bu mazhariyetlere vesile kılması için Mevlâ'ya teveccühte bulunmuş oluyoruz.

Sevgili Dostlar,

Biz, kâsır fehmimizle mezkur duanın muhtevasını gereğince anlayamamış olsak da, Aziz Hocamızın bu konudaki teşviklerine ve tembihlerine itimaden onu aksatmamak gerektiğini düşünüyoruz. Zira, Muhterem Hocamızın, her fırsatta, sürekli Allah'tan talep etmemiz gereken bu hususları nazara verdiğini görüyoruz.

Binaenaleyh, bu yazıda size Aziz Hocamızın mevzuyla alâkalı sohbetlerinden aldığım notlarımın bir kısmını arz etmek istiyorum:

Derisi Yüzülen Dil

Dehşetli günler, müthiş vakitler var önümüzde. Kabir, berzah, mahşer, hesap, sırat var az ileride...

Bugün bazı kimseler akıbetlerini hiç düşünmeden harama bakıyor, harama el uzatıyor, haram konuşuyor ve haram yiyip içiyorlar. Yarın, Hakk'ın divanına çıkacakları zaman ne yapacaklarını ve hayatın hesabını nasıl vereceklerini hiç düşünmüyorlar.

Ya harama bakan o gözler ötede oyulacaksa...
Ya gıybet döktüren o dudaklar parça parça yarılacaksa...
Ya yasaklara uzanan o eller teker teker kırılacaksa...
Ya haramla dolu o midelere irin salınacaksa...
Ya çirkin sözler dinleyen o kulaklara kurşun akıtılacaksa...
Ya yalan, iftira, bühtan, fuhuş ve münkerata ait laflar telaffuz eden o diller yırtılacaksa...

İşte, bütün bu muhtemel akıbetler durup düşünmeye değer!..

 Annemin annesinin adı Hatice idi; Edirne müdafii Şükrü Paşa'nın sülalesindendi. Hatice Ninem vereme yakalanmış ve sebepler açısından erken vefat etmişti. Annem onunla alâkalı şöyle bir hadise anlatmıştı:

Birgün Hatice Ninem aniden bayılmış; bizim oralarda "kan tutması" dedikleri bir rahatsızlığa maruz kalmış; koma gibi bir hale düşmüş. Bir müddet baygın kaldıktan sonra kendisine gelmiş ama hal ve hareketleri itibarıyla tuhaf bir vaziyet almış. Ne zaman sonra demiş ki: "Ben o halde iken insan kılığında iki tane melek yanıma geldi. Onlardan biri diğerine, "Bunun dili çok kirli, derisini yüzmemiz lazım!" dedi. Bu sözün ardından, denileni yapmaya başladılar ve dilimin derisini tamamen yüzdüler."

Meğer, rahmetlik ninem, bazen galiz laflar edermiş, ara sıra da olsa sağa-sola uygunsuz sözler söylermiş; mesela, "Allah canını alsın.. Allah belanı versin.." dermiş. Fakat, o hadiseden sonra bir daha ağzından öyle sözler asla çıkmamış; artık hiçbir çirkin beyanda bulunmamış.

Tabii, böyle bir ikaz herkes için söz konusu olmaz; çünkü, Cenâb-ı Allah, âdet-i sübhaniyesi açısından akla kapı açar ama ihtiyarı elden almaz. Bazı elçilerle irşatta bulunur, bir kısım işaretlerle uyarır; fakat, imtihan perdesini bütün bütün aralamaz, insanın ihtiyarına rağmen bir vaziyet ortaya koymaz.

Evet, bu dünyada imtihandayız, can hulkuma geleceği ana kadar da imtihan devam edecek. Çokları hiç beklemedikleri bir yerde kaybedecekler; belki zahiren doğru dürüst yaşayacaklar ama neticede bir yamaçtan aşağı yuvarlanıp gidecekler. Kimileri bir hayat boyu ayakta dimdik durdukları halde, âhir ömürlerinde yüzükoyun yıkılacaklar; mü'mince yaşayacak, fakat, küfür üzere ölecekler.. iradelerinin hakkını vermeyi son âna kadar devam ettirmedikleri ve gönülden Cenab-ı Hakk'a yönelmedikleri için imandan nasipsiz olarak kabir çukuruna girecekler. Küfrü de imanı da yaratan Allah'tır, fakat bunların mayası insanın iradesidir. İşte bu hakikate karşı gaflete düştüklerinden dolayı, talihsizler arasına sürüklenecekler.

Dolayısıyla, asla kendinize, durduğunuz yere ve ortaya koyduğunuz amellerinize güvenmemelisiniz, akıbetinizden asla emin olmamalısınız!.. İşte bu sebepledir ki, günde yüz defa "Allah'ım ilmimizi, imanımızı, yakînimizi, tevekkülümüzü, teslimiyetimizi, tefvizimizi, marifetimizi, muhabbetimizi, şevkimizi ve Sana iştiyakımızı artır; bizi iffet, ismet, fetânet, hikmet, sadâkat, ihlâs ve vefâ burçlarına ulaştır; öğrenme, akılda tutma ve hatırlama kuvvelerimizi takviye buyur." diye dua etseniz, ben size "Keşke bunu ikiye katlasanız!" derim. Ertesi gün bu yakarışınızı ikiye katlamış olarak yanıma gelseniz ve arz-ı halde bulunsanız, yine hiç tereddüt etmeden "Keşke, bir kat daha artırsanız!" tavsiyesinde bulunurum. Çünkü, Cenâb-ı Allah'a bu istirhamlarla teveccüh etmenin çok önemli olduğuna inanıyorum; dahası bu mevzuda O'na dayanmayanlara hiç kimsenin teminat verebileceğini sanmıyorum.

Nübüvvet hakikatine ne kadar saygılı olduğum malumunuzdur; risaletle alâkalı söz söylerken kılı kırk yardığımı bilirsiniz.. ve hele Allah Rasûlü'ne (sallallahu aleyhi ve sellem) toz kondurmamaya çalıştığıma şahitsiniz. Buna rağmen çok ağır bir söz söyleyeceğim:

Bana inanın, size kasemle teminat veririm; şayet, arz etmeye çalıştığım noktada kaybederseniz, Efendiler Efendisi bile size bir şey yapamaz. "Elimden bir şey gelmez, başınızın çaresine bakın!" diyeceği insanlar olduğunu kendisi ifade buyurmuyor mu?!.

Şefkat Peygamberi, bir defasında, kendi kavim ve kabilesine seslenerek "Nefsinizi Allah'tan satın almaya bakın; aksi halde ben, âhirette sizin adınıza bir şey yapamam!" demiş; hatta kendisine en uzak kabile ve oymaktan başlayıp en yakınlarına gelmiş ve "Ey Allah Rasûlü'nün halası Safiyye, sen de nefsini Cenab-ı Hak'tan satın almaya bak, yoksa âhirette senin adına da bir şey yapamam!" buyurmuştur. Efendimiz sözlerini o kadarla da bitirmemiş, son olarak kendi kızı ve ciğerpâresine "Ya Fatımatü, işterî nefseki minallahi feinnî lâ uğnî anki minallahi şeyen - Kızcağızım, sen de nefsini Allah'tan satın almaya bak; yoksa âhirette senin adına da bir şey yapamam." diye seslenmiştir. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, bu sözüyle, "İnnallahe'şterâ minel mü'minîne enfüsehum ve emvâlehum bienne lehumu'l-Cenneh - Allah, karşılık olarak Cenneti verip mü'minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır." (Tevbe- 9/111) mealindeki ayete telmihte bulunmuştur.. ve böylece en yakınlarından başlayarak herkese ahiretin yamaçlarını işaret etmiş; hayat boyu temkin ve teyakkuzda bulunmak gerektiğini belirtmiştir.

Öyleyse, hep imanı, marifeti, yakinde derinleşmeyi, ihlas ve sadâkat abidesi olmayı hedeflemeli ve her zaman Cenâb-ı Allah'tan bunları dilemelisiniz.. sürekli dergah-ı ilahinin kapısının tokmağına dokunmalı ve Mevla-yı Müteâl'e müteveccih olduğunuzu ortaya koyarak marifet ve muhabbet isteğinizi yenileyip durmalısınız. Bu talebi ne kadar çok tekrar ederseniz edin, yine de yakarışınızı az bulmalı ve bu mevzuda "Hel min mezid - Daha yok mu?!." ufkunda dolaşmalısınız.

Yakınlarınız Hakkında Ömerî Olun!..

Kıymetli Arkadaşlar,

Ötede ellerimizin kollarımızın kırılmaması ve midelerimize kan irin akıtılmaması için pek önemli gördüğüm (daha doğrusu Hocamızın çok ehemmiyet verdiğine şahit olduğum) başka bir hususa geçmek istiyorum:

Muhterem Hocamızın en çok üzerinde durduğu konulardan biri de; işleri hep ehline teslim etme, bu hususta kat'iyen bir tanıdığı ya da yakını kayırmama; hele emanet edilen imkanları hak etmediği halde sadece dostluk ve akrabalık irtibatı bulunan kimseler için kullanmama mevzuudur.

Aziz Hocamıza göre; akrabasını kayırma suretiyle onları kendisine yakınlaştıran kimse, Allah'a yakın olan nicelerinin yanından uzaklaşmasına zemin hazırlamış olur. İnsan, kendi maddî imkanları el veriyorsa, rıza-yı ilahi için yakınlarını görüp gözetebilir, bu İslam'daki sosyal adaletin gereklerinden biridir; fakat, umumun malını ve başkaları tarafından verilen imkanları onlar için kullanamaz.

Bu mevzuyla alâkalı olarak da, ikindi sohbetlerinin birinde şunları kaydetmişim:

Akrabasını öne çıkaran ve onları kendisine yakın eden kimse, çok yakında durması mümkün ve faydalı olan insanları etrafından uzaklaştırmış olur. Bu itibarla, Kur'an hâdimlerinin Ömerî meşrep olmaları iktiza eder.

Hazreti Ömer Efendimiz, hilafeti zamanında bir gün, yanına oğlu Abdullah'ı da alarak Medine sokaklarında dolaşmaktadır. Sokağın birinde, gayet zayıf ve bakımsız bir çocuk görünce, "Acaba bunun hiç kimsesi yok mu? Çocuğa hiç ihtimam gösterilmemiş." der. Hazreti Abdullah, "Babacığım, tanıyamadın mı yoksa? O senin torunun, benim de kızımdır." diyerek mukabele eder. Hazreti Ömer, oğluna biraz sitem edince, "Babacığım, ne yapayım, elimde imkanım yok ki! Sen halifesin, bana biraz yardım etsen torununa daha iyi bakardım." der. İşte o zaman Mü'minlerin Emiri, "Vallahi oğlum, diğer Müslümanlara yaptığımdan daha fazlasını sana yapamam. Onlara ne veriyorsam sana da ancak o kadar verebilirim. Halkın hakkını kendi evladıma yediremem." cevabını verir.

İşte Ömerî olmak, bu şuurla hareket etmek demektir.

Aslında, Hazreti Ömer'in yolu İnsanlığın İftihar Tablosu'nun yoludur. Allah Rasûlü, herkese bol bol ganimet dağıttığı zamanlarda dahi kendi ailesinin payını olabildiğine kısmış, hane-i saadetinin iaşesi hakkında çok hassas davranmış ve mü'minlere ait tek hurmanın onların boğazından geçmesine fırsat vermemiştir. Dahası, Hazreti Ali dururken, Hazreti Ebu Bekir'i intihap etmesi ve Hazreti Ömer'e işarette bulunması bile Rasûlü Ekrem'in bu hassasiyetini göstermeye yetecek bir misaldir.

Bu itibarla, çok hakperest olmak lazım. Bir emanet kimin hakkıysa, onu öne çıkarmak lazım. Kardeşi değil, amcayı değil, yeğeni değil, amca oğlunu değil.. ya da kabilenizden, aşiretinizden veya köyünüzden kendinize daha yakın bulduğunuz birini değil.. kim ehil ise onu gözetmek lazım.

Eski yıllarda, Diyanet'te sözümün geçtiği günlerde, sadece yakınlarıma değil, bilhassa Erzurumlulara mesafeli durmaya çalışmıştım. Vazife ya da tayin hususunda yardım talebiyle kapımı çalmak isteyenlere hiç randevu vermemiş, onlarla görüşmeye bile yanaşmamıştım. Kendisini iyi yetiştirmiş bir tanıdığım vardı; çok güzel sesliydi. İyi bir yerde müezzinlik talep ediyordu. Bu hususla ilgili olarak defalarca geldi gitti; benimle görüşmek istedi. Epey bir süre benden beklediği cevabı alamadı. Bir gün merdivenlerden inerken hem ağladı hem de sitem etti; "Benim suçum Erzurumlu olmak mı?" dedi. Tabii ki, Erzurumlu olmak suç değildi; fakat, onun düşünemediği bir husus vardı: Bir Erzurumluyu kayırırsanız, seksen küsur vilayetliyi küstürürsünüz.

Hasılı, şayet hâlis bir Kur'an hâdimi olmak istiyorsanız, mutlaka Ömerî mesleği esas almalısınız. Şayet, birine bir emanet tevdi edecekseniz, aşiretiniz, kabileniz, köyünüz, kentiniz ve anne-babanızla münasebetiniz açısından size yakın olan insanları değil, uzakta da bulunsa o emanete ehil olan birini yakınınıza celbetmelisiniz. Belki o zaman, bazı yakınlarınıza bir ölçüde mahrumiyet yaşatmış sayılırsınız; fakat, iki-üç akrabanıza bedel uzaktan bin tane yakın kazanırsınız ve herhangi bir kıskançlığa da sebebiyet vermemiş olursunuz.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
yunus  - s.o.s   |2008-05-31 08:01:20
Ne olur bana dualarınızla yardımcı olun.Çok zor durumdayım. Yalnız başıma ettiğim duaların yetersiz kalmasından korkuyorum.Ne olur bir
damla dahi olsa dua...
yunus   |2008-01-25 17:16:11
inşallah yararlı olur
mustafa demirel  - dua   |2008-01-18 07:12:58
ALLAH uzun ömürler versin.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 30.06.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri