|
"Bu milletten ne köy olur ne kasaba" sözü milletin insaflı hiçbir ferdinin seslendireceği bir şey değildir. Bu mantıktır ki aydın dahi olsa bazı insanlara millet adına yapılan her iş ve hareketin arkasında "derin devlet işi, referansları ABD'den" dedirtebilmiştir.
Onlara göre bu milletin hali her gün kötüye gitmektedir. Aslında onlar bunu çoktan hak etmişlerdir ve 'her koyun kendi bacağından asılacaktır.' Millet kendi olmadığı için hep dışarıdan yapılan telkinlerle hareket eden bir kukladır. Ortaya koyduğu her şeyde mutlaka bir bit yeniği aranmalıdır vs vs.
Bu milletimizin hali değil esasında. Entelijansıyamızın, diğer bir tabirle aydınımızın hal-i pür-melâli aslında. Bağımsızlığın ne olduğunu öğrenememişler demek. Zihinleri esaret altında herhalde ki hâlâ 'örnekleri kendinden, tamamen bağımsız' bir hareketi 'derin devlet, ABD referanslı' olarak gösterebiliyorlar. Bunu yaparken neye dayandıkları belli değil. Bu konuda müşahhas şeyler ortaya koyamazlarsa şayet 'başkasının üfürdüğü şeyleri seslendiriyor' derler onlara. Ciddiyetleri kalmaz halkın nazarında. Halkın ortaya koyduğu bir şeyi onlardan sıyırıp atarak 'derin devlet, ABD' şablonuna dayamak bu kadar basit mi?
Yani halk boğazından kesip eğitim diyecek, insan diyecek, ıslah diyecek, barıştan ve kardeşlikten söz edecek ve fakat bu güzellikler 'derin devletin' izni olmadan gerçekleşmeyecek! Buna kendi insanımıza güvenmemek, korkularımızın ve paranoyalarımızın altında kalmak denir.
'Bir dönemde milletimize yeniden istiklalini kazandıran güç ne ise, bu eğitim faaliyetlerinin arkasındaki güç de odur' demiştim. Nasıl ki bir dönemde millet istiklali için mücadele etmesi gerektiğini görünce evindeki kap kaçağına kadar ortaya koydu, bir tarafta kağnı, diğer tarafta kadın yollara döküldüyse, bir gün de 'medenilere galip gelme yolunun ikna olduğuna' inanınca aynı şeyleri yapıyor.
Biz ancak eğitim ve öğretimle insanların seviyesini yükseltiriz, kavganın önünü de ancak bu yolla alırız diye, dünyanın dört bir yanına giderek okul açıyor bu insanlar. İşte değirmenin suyu buradan… Aslında aynı dönemlerde rekabet hissiyle başka denemeler de oldu ama oraya gidecek öğretmenler 2000-3000 dolar maaş istediler. Oysa ki bu gönüllü arkadaşlar (300-400 dolar) gibi burs denilebilecek bir ücretle gidiyorlar ve orada ikinci bir iş yapmak zorunda kalanlar oluyordu.
Okullara destek olan vakıf ve dernek temsilcileri, aynı zamanda okulun inşaatında amele gibi çalışıyordu. Bu okulların arkasında milletin helal katkılarından başka herhangi bir kaynak yoktur. Değirmen bu fedakârlıklarla dönüyor. Bir hareket böyle olursa, o hareket bağımsız demektir ve hiçbir diyet borcu da olmaz; kaldı ki, devletler bile diyet ödüyorlar. (Fethullah Gülen)
Türkiye'nin geleceğe yürümesi adına yaşayan bir harekete bu noktada 'ucûbe' demek de en hafif tabiriyle saygısızlıktır. İçinde doğup-büyüdüğü, sözü-sazı dinlenir insan olduğu milletin bağrından çıkmış bir hareket çünkü.
Başka birisi de yattığı yerden Gülen'i sevenlerin Güneydoğu'ya uzattığı yardımın ABD plânıyla gerçekleştiğini söylemiş. O, zaten bu milletin bir ferdi olmadı hiçbir zaman. Dolayısıyla söylediklerinin kıymet-i harbiyesi yok halkın nazarında ama işine geldiği noktada O'nun bu sözlerini kullanarak insanımızı 'samimiyet testine' çağırana ne diyeceğiz? Kendisinden başka memleketin gerçek sahibi yok, on(lar)dan başka herkes hain, katil, işbirlikçi. Yani yüzdeye vurduğunuzda doksan-doksanbeş. Böyle bir ortamda hangi kardeşlikten bahsedeceksin ve geleceği nasıl kuracaksın?
Kinin, nefretin ve öfkenin üzerine hiçbir şey kurulamaz. Gözyaşı ve fedâkârlığın üzerinde ise medeniyetler yükselir. Hiçbir maddî beklenti içinde olmadan ama binbir sıkıntı içerisinde Liberya'da, Fildişi Sahili'nde, Kongo'da, Togo'da bu milletin bayrağını yükseltenlere selâm olsun.
Evet, işte bir tarafta, örfüne, an'anesine, mukaddes değerlerine bağlı, fakat büyük ölçüde okumayan, düşünmeyen, şayet bir problemi olursa ona harikalar kuşağında çözüm bekleyen ve sürekli olarak hasımlarının oyun ve gözbağcılığına gelen saflardan saf bu sadedil insanlar, diğer tarafta yabancılaşmayı 'çağdaşlık' ve 'medeniyet' sayan mukaddes değerlerini tezyiften geri kalmayan, bir çırpıda bütün geçmişini inkâr edebilen ve kendi dünyasına ait hiçbir şeyi bilmeyen, hatta bilmediğini de bilmeyen.. dînî duygu ve dînî düşünceye karşı fevkalâde mütecaviz; garpçılığı sırf bir taklit, kendi dünyasından nefreti bir aşağılık duygusu.. (Fethullah Gülen)
Bu sayfadaki görüşler yazarın kendi düşünceleri olup Fethullah Gülen tarafından yazılmamaktadır. İktibaslar ise Fethullah Gülen'in daha önce yaptığı açıklamalardan alınmaktadır.
|