Bilal Öğretmen Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 23
Kötüİyi 
Musa Hûb, fgulen.com   
15.01.2008

Musa HûbEğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?

9. Yarım Kalan Ezanı Tamamlamaktır

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, "İçimdeki Ezan Sesi" isimli şiirinde "Bir ezan sesisin her an içimde" der Rasûlü Müctebâ (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) Efendimiz'e hitaben. Peygamber ile ezan sesini özdeşleştirir. Niçin? Çünkü risaletin özü ezanda dürülüdür de, o yüzden. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin ifadesiyle ezan, risalet vazifesinin asr-ı saadetten gelecek yüzyıllara bir uzantısıdır, bir peygamber emanetidir, risalet mesajıdır. Buyurun iki kıtasını birlikte okuyalım:

Elimde ışığın, dilimde sözün,
Bir ezan sesisin her an içimde.
Nakış nakış hayâlimde gül yüzün,
Sana düşmüş ayna olmak seçimde...

Gel gürle nâyın hep sızlayıp dursun.
Kalbim sözlerinin sesiyle vursun;
İsterse bütün düşmanlar kudursun,
Hutben okundukça Çin'de-Maçin'de…

Yerkürenin doğusunda batısında hutbesi okunan o Ezan Peygamberi, hala en mahzun kişi, en mağmum nebidir. Neden? Çünkü risaletin özü olan ezan ruhu henüz beşeriyeti bütünüyle ihya etmemiştir. Okunan hutbeler, verilen vaazlar, yapılan konferanslar ise birer mukaddimeden ibaret olsa da, istikbaldeki âlem-şümûl cehrî ezanları da yine bu 'içindeki hafî ezanları duyabilenler okuyacak, duyup da peşi sıra duyurmaya koşanlar okuyacak ve okuyorlar…

Bugüne kadar o peygamberlik uzantısı ezan misyonunu Peygamber vârisleri âlimler, ârifler ve veliler eda etmişler… Çağının müezzini Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri: "Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zira asr-ı sâlis-i aşrın (yani hicrî 13. asrın) minaresinin başında durmuşum; sureten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mazinin en derin derelerinde olanları camiye dâvet ediyorum." demişti. Davete icabet edenler, cihanın dört bir tarafını tuttular…

Yıkılış devrinin şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı "Ezansız Semtler" isimli makalesinde: "Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir Sabah Namazında anne millete dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!" demiş ve bu endişesini "Ezan-ı Muhammedî" şiirinde bir serzenişle devam ettirmişti:

Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî,
Kâfi değil sadâna cihân-ı Muhammedî.

Sultan Selim-i Evvel'i râm etmeyip ecel,
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî.

Bugün bizler dünkü ezansız semtlerin çocuklarından verilen kayıpların âh ü efgânı ile onların yadigârlarına sahip çıkma istikametinde gözyaşı ve alın teri döken, ellerinde kılıç yerine kalem bulunan ezan sesli bir öncü neslin, eğitim gönüllülerinin varlığıyla bahtiyarız. Onlar ki, başta ümmet olmak üzere beşeriyeti camiye, mescide, namazgâha, seccadeye ve ibadete davet ederler. "Minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen çocukları" "anne millet"e götürme işini üstlenmiş mürebbîler ve mürebbiyeler, muallim ve muallimeler olarak. Ellerinde kılıç yerine kalem bulunan bu vefalı ahfâdı olarak. Kendilerine "Ahirzaman Bilalleri" denilmesini dahi beklemeksizin... Onlar bizim Bilal'lerimizdir…

Bilal deyince aklımıza yarım kalmış ezan gelir, tamamlanmayı bekleyen ezan gelir. Hani Rasûlullah devrinde ilk ezanı da, son ezanı da okuyan o Müezzin-i Nebi. Rasûlullah'ın vefatı ruhuna da öyle ağır gelir ki, bir daha ezan okumaz, çünkü okuyamaz. Rasûlullah'sız müezzinlik dayanılacak şey midir, baktığı her şey ona O'nu hatırlarken? "Erihnâ yâ Bilâl!" sesleri hala kulağında yankılanırken...

Dahası, Medine'de bile kalamaz, Şam'a taşınır. Fakat orada yıllar sonra gördüğü bir rüyada Cenab-ı Rasûl kendisine: "Ya Bilal! Daha ne kadar bize cevredeceksin? Ne zamana kadar öyle uzaklarda kalacaksın?" der. Sevgiliden gelen böyle bir sitemle karışık Bilal davete icabet eder, Medine'ye döner. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin etrafını kuşatır, bir kez olsun ezan okumasını isterler. Israrlara dayanamaz; eskiden olduğu gibi çatıya çıkar, ezan okumaya başlar. Sıra "Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah"a gelince, Muhammed kelimesinde sesi kesilir, soluğu boğazında düğümlenir ve bir gürültü duyulur. Yıkılan Bilal'dir; bayılıvermiştir. Ve bu onun son ezanı olur!

Biz de 'Bilal deyince' aklımıza o yarım kalmış ezan gelir, tamamlanmayı intizar eden mahzun ezanı cihan çapında tamamlamaya azmetmiş o sahabe-misal nesiller gelir. Birinde Bilal-i Habeşî'nin sesi, diğerinde Amr İbn-i Ümm-i Mektûm el-A'mâ'nın nefesi, diğerinde Ebû Mahzûre'nin nağmesi, başkasında Sa'd el-Karad'ın yorumu. İçlerinde duydukları ezan sesini dışarıya duyuran Bilal-i Türkîler gelir…

Sözü yulaf misali laflarımla uzatmayıp buğday özlü sahibine, asıl dertlisine bırakalım, ondan dinleyelim, ne diyor: "Bir gün benim adım (nâm-ı celîlim) güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır, diyor. Demek ki, kutuplarda azıcık yarım saatliğine bile güneşin doğup battığı yerler vardır, oraya bile ulaşacak. (…) İlk Müslümanlar İslam'ı çok iyi yorumlamasalardı, bizim anladığımız manada seslendirmeselerdi nasıl böyle bir Müslümanlığı anlayacaktık. Ama her bir fani gibi onların da bir ömrü vardı. Onlar da ömürlerini tamamladılar ve göçüp gittiler Allah'a. Vazife başında gittiler.

Şimdi gele gele bu vazife size düştü. Ama çok acıdır, Allah Rasûlün'ün nam-ı celili güneşin doğup battığı her yere gidemedi henüz. (…) Dünya kadar yer gezersiniz de ruh-u revan-ı Muhammedî minarelerde şehbal açmaz. Dünya kadar yer dolaşırsınız da ezan sesi duymazsınız. Camileri vardır ama sizin camilerinize benzemez. Müezzinleri kapalı yerlerde ezan okur. İmamların sesi sokağa taşmaz. Oralarda sokakları da alacak şekilde gürül gürül namaz kılınmaz. Itri'nin bestesiyle salat-u selamlar okunmaz. Allahu Ekber'ler denmez.

Ve kaldığım sürelerce ben oralarda Allah Resul'ünü çok garip hissettim. 'Çok az anılıyorsun ya Rasûlullah, herhalde, çok gurbet yaşıyorsun buralarda…' dedim kendi kendime. 'Bir senden evvel ama senden küçük o peygamberlerin haline bakıyorum. Bir Amerika'da bakıyorum Davud'un sesi senden yüksek çıkıyor. Süleyman'ın sesi senden yüksek çıkıyor. İsa'nın sesi senden yüksek çıkıyor. Musa'nın sesi senden yüksek çıkıyor. O seslere de ruhum kurban. Ama senin sesin bir sporda başarılı olamamış takımın bayrağının birkaç adım aşağıda olması gibi, nam-ı celiline baktıkça aşağıda görüyorum. Ve içim içimi yiyor adeta.'

Oralara bile nam-ı celîl-i Muhammedî götürülememiş. Biz mi vefasız, bize yakın olan bizden evvelkiler mi vefasız, tarih mi vefası, tarihseller mi vefasız, kim vefasız bilemeyeceğim. Ama herhalde dostun vefasızlığı bahis mevzu, düşmanın husumetinin yanı başında. (…) Ben sizden fazla bir şey istemiyorum, istemeye de hiç hakkım yok, o konumda da değilim. Ama başlattığınız şu şeyi (eğitim hizmetlerini) devam ettirmenizi istirham ediyorum. Allah aşkına, Rasûlün hatırına, şanlı tarihinizin hatırına. Sizin tarihinizde garip (karşılanacak) bir hadise değil ki bu. O kadar çok tekerrür etmiş, o kadar çok baskısı yaşanmış, o kadar çok şablonu var ki.

Size diyorum: Bu kanaviçe üzerinde hayatınızı ördüğünüz örgülediğiniz zaman bu (iş) kendi kendine gerçekleşecektir, Allah'ın inayet ve keremiyle. Başlamış bir iş, yarıda bırakmayın. Bir kırık plak gibi kalmasın. Bu ses bu beste tamamlasın Allah aşkına. Bunu arkadan gelenler dinlerken 'Yahu tamam olmuyor bu şiir' demesinler, 'Bu beste tamam olmuyor' demesinler. Dinlesinler ve 'Tamamlayanlara rahmet' desinler… Başlamış bir şey. Başlamışı bitirin inşallah. Siz bitirmeye azmederseniz, Allah da sizi çoğaltmakta, sizi ikmal etmekte, itmam etmekte ve bu işi bitirmede size yardımcı olacaktır…" [Yardımcı oldu, oluyor ve daha olacak inşallah…]

Demek ki neymiş?

Eğitim hizmetlerine sahip çıkmak, yarım kalan ezanı itmâm etmekmiş!

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Mustafa VARDAR  - S.A.   |2008-01-16 08:34:29
hocam,

yazınız çok güzel olmuş söyleyecek söz bulamıyorum.

Allah Razı Olsun.

desem umarım yeterli olur.

elinize dilinize
sağlık Allah'a Emanet olun.
m.ö   |2008-01-15 20:10:23
rabbim bizlere evlatlarımıza yakınlarımıza ihtiyacı olan tüm kardeşlerimize hidayetler lütfetsin
imanda yakinde marifette derinleşmek
ve
hizmetimizde daim olmak islamın bayraktarlığını yapmak nasip eylesin amin

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 08.07.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve faydalı olmasıyla kadrini, kıymetini yükseltir. Aksine, her yerde ulu orta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de yüce mefhumlara ve uzmanlık isteyen mevzulara dairse, hem bir sürü hatalara düşer, hem de kendi değerini düşürmüş olur. “Çok konuşanın çok sakatatı olur” sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri