Ana Sayfa arrow Bizim Dünyamız arrow Musa Hûb arrow Siz Hiç Âlim Gördünüz mü?
Siz Hiç Âlim Gördünüz mü? Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 11
Kötüİyi 
Musa Hûb, fgulen.com   
29.01.2008

Musa HûbEğitim Hizmetlerine Sahip Çıkmak Ne Demektir?

10. Ahirzaman Âlimlerini Yetiştirmektir; İlmin Faziletine İştirak Etmektir

İlim, peygamberlerin mirasıdır. Ebu'd-Derdâ'dan (radıyallâhü anh) rivayet edilen hadis-i şerifte şöyle buyrulur: "Kim ilim elde edeceği bir yola girerse Allah da ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler ilim talibinin üzerine -yaptığı şeyden hoşnud olduklarından dolayı- kanatlarını gererler. Âlime gökte ve yerde olanlar hatta sudaki balıklar istiğfar getirip onun için Allah'tan bağışlama dilerler. Âlimin âbide olan üstünlüğü dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Muhakkak ki peygamberler, ne bir dinar ne de bir dirhem miras bırakmazlar. Ama onlar ancak ilmi miras bırakırlar. Kim de ilmi alırsa, mirastan büyük bir pay almış olur." [Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, İbn-i Hibban, Beyhaki].

Peygamberlerin ana misyonu tebliğ ve irşattır. Tebliğ duyurmak, irşat da yetiştirmektir, ıslahtır kısaca. Tebliğ ve irşat ilimsiz, hikmetsiz olmaz. Alîm ü Hakîm olan Rabb-i Rahîm tarafından insanlığın gerçek muallimleri ve mürebbileri olarak gönderilen peygamberler, hayatları boyunca beşeriyete Allah'ı bildirmeye, tanıtmaya, imanlarına ve ıslahlarına vesile olmaya çalışmışlardır. Bu mukaddes misyon, daha sonraki yüzyıllarda ise peygamber varisi alimler ve o ulemanın talebeleri tarafından sürdürüle gelmiştir. İmanlı öğretim ve faziletli eğitimin bir nübüvvet mirası olduğunda şüphe yoktur.

"Allah katında ulemanın mürekkebi, şehitlerin kanından daha üstündür." O şehitler ki mahşer günü başlarına devlet kuşu konacak ve sorgusuz sualsiz Naîm Cennetlerine gireceklerse şayet, ilim erbabı o devlet kuşunun kanatlarına konar, öyle uçarak girerler Firdevs Cennetlerine. İmandan sonra ilim kadar değerli bir nesne yoktur. Hoş, imanın da özünde "Allah'ı bilmek ve ona inanmak" yok mu? Demek Allah için ölmekten daha üstünü, Allah için yaşamaktır. Bu ise ancak "ilim"le olur. Herkese âlim olamaz, fakat bir şekilde ilim kubbesi altında kendisine yer bulabilir.

Kendisinden önceki bütün enbiyanın ilimlerinin vârisi ve sonraki bütün ulemânın ilimlerinin nüvesi Rasuli's-Sakaleyn Efendimiz Hazretleri: "Ya âlim ol, ya müteallim, ya dinleyen ol, ya da (ilmi ve ilim ehlini) seven ol; beşincisi olma, helak olursun!" [Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat, 11/406; Bezzâr, el-Bahru'z-Zehhâr, 8/470; Beyhakî, Şuabü'l-İman, 4/233] buyurmuştur. Yaklaşık bir asır önce Anadolu'da başlayan sivil eğitim-öğretim seferberliği, son onlu yıllara gelindiğinde sivil tabanlı resmî müesseseleriyle bütün bir vatan sathında ve müteakiben cihan coğrafyasında 'ruhunun heykellerini ikame' etmişlerdir. Bir taraftan ilimden madalyalar kazanırlarken, diğer taraftan ahlaktan âbideleştirmişlerdir.

Peygamberler ve ilk kuşak ümmetleri hariç, insanlık tarihinde bütünüyle eğitim ve öğretime adanmış, kemmî ve keyfî planda dünya çapında müesseseleşebilmiş, arkasında devlet gücü bulunmayan böyle bir gönüllüler hareketi olmuş mudur? Bilebildiğimiz kadarıyla, sivil inisiyatifinin kontrolünde bilinçli bir halk hareketine, bir eğitim seferberliğine, hele bu ufukta küresel bir intişara rastlamıyoruz. Bu intişarın merkezinde ise öğretmenler, yani ilim var; eğitmenler, yani irfan var.

İnsanoğlunun yaşadığı her kara parçasına birer güneş, birer ay, birer yıldız kabilinden doğan bu ilim kadrosu, bu irfan ordusu, belki bazıları itibariye ismen bilinseler de çoğunluk itibariyle hep meçhul kahramanlar olarak kalacaklardır. Sandukası açılmamış Yunus Emre gibi madalyası mahşere kalacaktır. Bilinen bazıları da –ihtimal- unutulup gidecektir; fakat ektikleri tohumlar mutlaka meyveye duracaktır ve Allah da hiçbir emeği –hâşâ- ıskalamaksızın bihakkın karşılığını verecektir; bihakkın değil, belki hakkının çok üstünde engin rahmetiyle ihsana boğacaktır.

Bu eğitim-öğretim gönüllülerinin küresel kardeşlik ve barış istikametinde ortaya koydukları maddî-manevî cömertliklerin uhrevî bedeli sadece vekillere değil, asıllara da dağıtılacaktır, yalnızca öndeki görünenlere değil, arkadaki görünmezlere de pay edilecektir; "ilim"den nasibi ölçüsünde, "ilm"e hizmeti nispetinde, "ilim ehli"ni sahiplenmesi miktarınca. Verdiğinin karşılığından çok, veremediğinin derdine karşılık olarak verilecek. Izdırabına, ihlâs ve samimiyetine göre yani. Çok bilip az dertlenenler, az bilip çok dertlenenlerden belki daha az kazanacaklar. "Sebep olan, onu yapan gibidir." hükmünce, ilmin hâdimlerinin amel heybelerine nice okullar sığdırılacak.

Nasıl ki… Kur'an-ı Kerim, bütün semavî kitap ve suhufun vâris-i âhiri bir Mushaf'tır. Sünnet-i Seniyye de bir nübüvvet bahçesidir ki, içinde geçmiş peygamberlerin ilimleri çiçek açmış meyveye durmuştur; o meyvelerin içindeki tohumlar da, gelecek asırlardaki peygamber varislerinin ilimleri suretinde yeniden çiçek açıp meyve vermiştir, vermektedir. Selef-i sâlihinden ahirzaman uzanan çizgide her asır tefsir, hadis, fıkıh, kelam, akâid, siyaset ve tasavvuf gibi değişik sahalarda tecdîd cevheri ışığıyla insanların yolunu aydınlatmıştır.

Öyle de… Günümüzde ulema 'geleneğinin modern çağa tanıklığı'yla başlayan şuur ve in'ikas, gönülden gönüle aksede aksede yeryüzüne ve yerlilerin yüzüne nurdan mühürler vurmaktadır. Mühürler ki gözler değil, gönüller görüyor. Hakiki ilmin öğretimi ve imanlı faziletin eğitimini veren bu müesseseler, öyle ümit ediyoruz ki tarihî ilim mektebimizin ve mânâ halakalarımızın da membaı olan ilk devir ilim ve zikir meclisleri nebevî sohbetlerin tayfları altında kendi tarihî fonksiyonunu görmektedir; hayrü'l-halef bir vâris-i hak sadeliğinde ve iddiasızlığında…

Bu okulların talebeleri, bulundukları illerin ve ülkelerin en başarılıları oluyor, dünya çapında birinciliklere imza atıyorlar ise şayet, bunda onların kişisel çalışması kadar, belki ondan daha çok kolektif düşüncenin ve hareketin katkısı vardır; başlarındaki öğretmen ve eğitimcilerin fedâkârlık ufkunda sergiledikleri emekleri, gayretleri, alın terleri vardır. Belki de hepsine bu zemini hazırlayan, gerekli maddî ihtiyaçları rıza-i ilahî karşılığında gönüllü olarak karşılayan sehavet ve hamiyet sahibi esnaf ve işadamları vardır.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin, Kur'an'ın en geniş çapta bir heyet tarafından tefsir edilmesi veya M. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, fıkıh sahasında sadece bir İslam hukukçusunun görüşüne göre değil de, uzman bir heyet-i âliyenin müşterek kanaat ve kararı ile içtihat edilmesi şeklinde seslendirdikleri tespitler ve tavsiyeler, "ilim-alim" nokta-i nazarında da tesirini, ilmî araştırmalarda 'ekip çalışması' suretinde icra etmiştir. Bugünkü bilimler olimpiyatlarda veya daha başka sahalarda elde edilen başarının arkasında 'takım ruhu' vardır, 'kollektif şuur' vardır. Dolayısıyla da tarihte benzeri görülmemiş bir şahs-ı manevî karşı karşıya bulunuyoruz.

Bu örfâneye herkes yapabileceği her türlü katkılarıyla iştirak etme yarışındadır. Bazıları ilim, irfan, fikir, dua, hüsn-ü şehadet, sözlü teşvik ve takdir gibi metafizik cevherlerle infakta bulunurken, bazıları ise zekât, sadaka, burs, himmet ve hiç olmazsa bedenî gayretle o kutsilere karışıp gidiyor; başkalarının imanlarının kurtulmasına vesile olurken, esas kendi ahiretine yatırım yapıyor, kendisini kurtarıyor. "Zerre miktar güzel amel"in zayi edilmeyeceğine, önden gönderdiklerini orada bulacağına inanarak… İşte eğitim hizmetlerine sahip çıkmak ne demektir? Ahirzaman âlimlerini yetiştirmektir, ilmin faziletine erişmektir.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin iman merkezli tecdîd misyonunun içtimâî hayata açılım yaptığı ve çiçek açan tohum gibi bahara durduğu mekânlar olan işbu eğitim müesseseleri, birer bahçedir. Yedi kıt'ada öbek öbek oluşturulan barış adalarındaki gülistanlar ve çiçekistanlar, her nevi ilim gülü, irfan çiçeği ile doludur; ya bilen, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da bunları sevenler ile. İman kardeşliği, insan akrabalığı üzerine kurulu bu manevî sistem, cahilliği, fakirliği ve ayrılığı kendisine baş düşman kabul etmiştir. Hakk ü hakikati rehber kabul etmiştir.

Hakk ü hakikat ise dinî ilimler ile pozitif fenlerin karışımından ortaya çıkar. Bu, öylesine bir tespit değildir; uğruna milyonların baş koyduğu ciddi bir mefkûredir, bir insanlık davasıdır: "Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder." [Münazarât,s.1956] diyerek içinde hem dinî ilimlerin, hem de pozitif bilimlerin öğretildiği bir üniversite açmanın mücadelesini veren Üstad Bediüzzaman Hazretleri, çağın gerçeğini aort damarından yakalamıştı ve demişti ki:

"Elbette nev-i beşer âhir vakitte ulûm ve fünûna dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir." [Sözler, s.107]. Beşeriyet bütün kuvvetini ilimden almaya doğru giderken, ilim imanla mayalanıyor ve faziletle kaymak bağlıyor. Tadından yenmeyecek irfan ziyafetlerinin starter'ları sofralarımızı doldururken, nihayetteki ana menüyü düşünüyor ve bu işin mutfağındaki aşçıları, işçileri, servis elemanlarını, içerde çalışan veya dışardan içeriye malzeme taşıyan bütün emekçileri can ü gönülden takdir duygusu ve şükraniyetle yâd ediyoruz.

O yeni neslin eşyâ ve hâdiselere sebepleri açısından küfür hesabına (mana-yı ismiyle) değil, belki sebeplerin verasındaki müsebbibi açısından iman hesabına (mana-yı harfiyle) bakarak kâinat bahçelerinden derledikleri çiçek tozlarıyla yaptıkları marifet ballarını bir bir tadarken, şekerden geçtiğimiz gibi baldan da geçiyoruz ve "Ballar balını bulduk. Kovanımız yağma olsun." diyoruz.

Sizleri bilmem ama, şahsen eskiden âlimleri hep kitaplarda ve kubbelerin altında bulunur sanırdım. Fakat şimdi kran-tuvalet giyinmiş, takım elbise içinde, kravatıyla, çantasıyla, sokakta yürüyen, otobüse, trene veya uçağa binen, halkın içinde Hak'la beraber olduğu tebellür eden güzel insanları, ilim ve marifet taraflarıyla değerlendirince diyorum ki: Hani Rasulullah Efendimiz, muhtelif vesilelerle "Cennetlik bir insan görmek isteyen, şu giden adama baksın!.." veya "Cennetlik bir kadınla evlenmek isteyen, Ümmü Eymen'le evlensin!" buyururdu.

Bu devirde hakiki bir ilim topluluğu görmek isteyen, şu nurlu eğitim ve ışıktan öğretim müesseselerinin şahs-ı manevîsine baksın diyeceğim geliyor, min gayri haddin… Tevazu ve mahviyet toprağı altında insanlığı derinden derine besleyen bu ilim ve feyiz damarları, şahsiyet-i maneviye-i külliyenin içinde birer muallim olarak irfan çeşmesi halinde akarken, istikbâlin kadirşinasları tarafından isimleri, asıl ilmî kaynağı temsilen çağın bilgeleri/bilginleri olarak anılarak klasik ulemâ ve urefâ zincirinin modern halkalarına ekleneceklerdir diye ümit ediyorum.

Siz hiç âlim gördünüz mü? diye sormuştum. Görmeyen var mı ki…

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
fethullah  - mukaddes emanete sahip çıkmak   |2008-03-30 00:09:42
siz cok güzel anlatmişsiniz zor bir meseleyianlamamıza yardımcı oldunuz tşkederım
misafir   |2008-02-11 19:32:56
Kaleminize sağlık
m ö   |2008-01-30 18:57:49
evet katılıyorum sizlere allah razı olsun sonsuza dek
cümlemizi RABBİM bu hizmette daim eylesin imanda yakinde derinleşmeyi
lütfetsin
MUHAMMED S.A.V ümmetini hidayet af mağfiret etsin

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 16.07.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Rabbimizin Bizden İsteği ve Selefe Saygı

Seyredin

Dinimize Göre Bekârlık ve Evlilik Mevzuu

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsana, insanın mânâ ve mahiyetini, hakkı, hikmeti, Allah’ın Zât, sıfât ve isimlerini en hassas muvazenelerle öğreten kitap Kur’ân’dır.. ve bu sahada ona denk ikinci bir kitap göstermek de mümkün değildir. Asfiyânın hikmetlerine, hakperest filozofların felsefelerine baksan, bunu sen de anlayacaksın..!
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri