| Marjinal Gruplar ve Kullandıkları Argümanlar |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 18.02.2008 | |
|
Ancak bu malum marjinal grup, bu mevzuda esasında dine, dindara olan içlerindeki gayz ve nefreti her zaman açıkça ifade etmemiş, daha doğrusu Türk toplumu tarafından kabul görmeyeceği bilindiğinden açıkça ifade edememiş, bunun yerine çeşit çeşit takiyye yollarına başvurarak, farklı farklı argümanlar kullanarak eğitim gönüllülerini maşeri vicdanda, toplum nezdinde küçük düşürmeye, itibarını zedelemeye, hiç olmazsa zihinlerde onlar hakkında bazı şüphe tortuları bırakmaya çalışmış ve çalışmaktadır. İşte nifak stratejisi üzerine kurulu bu yıpratma ve karalama faaliyetlerinde kullanılan argümanlardan birisi de, yapılan bütün bu faaliyetleri, topyekün bir milletin say u gayretini "yeşil kuşak, ılımlı İslam" vb. ne olduğu, kimin, ne için, hangi maksatla ortaya atıp kullandığı bilinmeyen, kavram kargaşasına, zihni karışıklığına yol açacak meçhul kelimelere sarıp sarmalayarak dış bir güce dayandırma gayretidir. Üslubumu muhafaza etme gayreti içinde öncelikle şunu söylemek istiyorum. Bu kadar insanın alın terinin, el emeğinin, göz yaşının bulunduğu bu faaliyetleri başka bir ülkenin hesabına yapılan faaliyetler olarak nitelendirmek, hiyanetle, ajanlıkla suçlamak öyle azim, öyle cesim bir iddiadır ki, böyle bir iddiada bulunan kişi, muhakkak surette bu iddiasını isbat etmek zorundadır. Eğer isbat edemezse o zaman akıl, mantık, iz'an ve vicdan karşısındaki muhakemede şu iki sınıftan birine dahil olmaya mahkumdur: Ya Türk milleti için tarihi bir açılım olan bu çaptaki bir eğitim faaliyetini engellemeye kalkıştığından dolayı kendisi bir haindir, dış güçler adına çalışan bir ajandır, adı Ahmet, Mehmed, Ali, Veli de olsa soy kütüğü bozuk, bu millete düşman başka bir ırkın çocuğudur. Çünkü yapılan işin çapını, büyüklüğünü, ehemmiyetini, görebileceği fonksiyon ve vadettiklerini hiç kimse inkar etmemektedir, dolayısıyla akıl, mantık, iz'an, vicdan bunu emretmektedir. Veya en azından bu türlü mesnedsiz iddialar ileri sürmek suretiyle ne söylediğini bilmeyen, ağzından çıkanı kulağı duymayan ve böylece bir hain, bir ajan kadar bu millete zarar veren –çok afedersiniz ama hak ve hakikat hatırına söyleme mecbur hissediyorum kendimi– bir ahmaktır. Elbette ki, aklını kullanmayan, vicdanının sesini dinlemeyenler, böyle bir hodri meydan teklifini duymazlıktan gelecek, hiçbir mesnede dayanmayan iddia ve isnadlarını yine tekrar edip duracaklardır. Ama hiç şüphesiz akıl, iz'an ve vicdan sahibi her ferd; bu tür töhmetleri ağızlarında pelesenk edip duranlar hakkındaki kararını bu perspektif doğrultusunda verecektir. Biz şimdilik var olduğundan ciddi manada şüphe duyduğumuz onların iz'an ve vicdan sistemlerine seslenmeyi bir kenara bırakıp değişik illüzyonlarla aldatıcı bir ambalaj içinde onların tekrar ber tekrar servis yapageldikleri mezkur argüman üzerinde durmak istiyoruz. Bir kere, kaypak ve ne idüğü belirsiz bu terkipler, kendilerinin de kabul edip ifade ettiği üzere yabancı kaynaklıdır ve yabancıların kendilerince bir anlam yükleyip ona göre kullandıkları kelimelerdir. Dolayısıyla bir başkasının icad edip kendi keyfince istimal ettiği bir kavramla bir başkasını suçlamak zihni kurgu planında verilen karakuşi hükümden başka bir şey değildir. Burada dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Gözbağcılık yapılmak suretiyle, İslam'ın evrensel insanî değerleri kucaklayan hoşgörülü, müsamahalı, mutedil karakteristik özelliğiyle "ılımlı islam" tabirindeki "ılımlı" kelimesi özdeşleştirilmeye ve böylece mutedil, dengeli ve cadde-i kübra olan orta yol ölçülerine göre hareket eden her bir mümin "ılımlı İslam" gibi yabancı menşe'li bir kavramla irtibatlandırılmaya ve böylece o kişiler suçlu gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. İnsan, ister istemez bu noktada sormadan edemiyor: Ne yani, şimdi, belli bir güç odağı "ılımlı İslam" tabirini kullanıyor diye, sert, haşin, kaba-saba bir İslam anlayışı mı ortaya koymamız gerekiyor? Alemlere rahmet olarak gönderilen, bütün varlığı şefkatle kucaklayan İnsanlığın İftihar Tablosu'nun Sünnet-i Seniyye'sini bir kenara bırakıp sertlik, aşırılık yanlısı, dengesiz ve ölçüsüz radikal tavırlar içinde mi bulunmamız gerekiyor? İslam'ın evrensel manada sunduğu sulh, sükun, denge ve itidal mesajlarından bahsetmememiz mi gerekiyor? Yabancı odaklar kavrama politik bir anlam yükleyebilir, kendilerince keyfi bir surette bu kavramı istimal edebilirler. Halbuki Anadolu insanının hoşgörülü, müsamahalı İslam anlayışı bellidir. O, her türlü evrensel insani değerin menşei ve menbaı olan, denge, ölçü ve itidal sahibi dinimiz İslamiyet'i, en güzel şekilde temsil eden bir çizgiyi, yani İmam-ı Azam Ebu Hanife'lerin, Ahmed Yesevi'lerin, Mevlana'ların, Yunus Emre'lerin, Hacı Bayram Veli'lerin… geleneğinden gelen bir anlayışı ifade etmektedir ve işte Gülen hareketi de –bir kitaba da isim olduğu üzere– bu geleneğin modern çağa olan tanıklığıdır, modern çağlara taşınmasıdır. Elbette ki, mezkur kavramla ilgili demagoji ve kelime oyunları sadece bu hususla sınırlı değil. Bu sebeple nasipse bir sonraki yazıda aynı konuya devam etme düşüncesindeyiz. |
|
| Son Güncelleme ( 18.02.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Türk toplumunun millî, manevî ve kültürel merkezî değerlerinden uçlara doğru savrulmuş, dine ve dindara hiçbir şekilde tahammülü olmayan, dinle-diyanetle sürekli kavga içinde bulunan marjinal bir grup, dindar ve muhafazakar insanların yaptığı her faaliyete, her işe mutlak surette karşı çıkmaya kilitlendiği, zihin dünyasında onlara hiçbir şekilde hayat hakkı tanımadığı için; “dinci” olarak nitelendirdikleri imanlı insanların da içinde bulunduğu gönüllü eğitim faaliyetlerine, daha baştan, iç dünyalarının tabii bir sonucu olarak karşı çıkmış, yurt içi ve yurt dışında yapılan bütün bu faaliyetleri adeta düşman olarak bellemiştir.



