Gurbette Bir Vefat Haberi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 30
Kötüİyi 
Hamdi İşcan, fgulen.com   
20.02.2008

Hamdi İşcan: Her An ve Bütün AmellerBir davet üzerine Afrika'da açılan Türk okullarından birini ziyarete gitmiştik. Ziyaret esnasında bir gece vakti istirahat ettiğimiz odanın kapısı çaldı. İçeriye müdür yardımcısı ve bir öğretmen arkadaş girdi. Müdür yardımcısı arkadaş içeri girer girmez, yanında bulunan öğretmen arkadaşın annesinin vefat haberinin geldiğini, mümkünse bir müddet oturup bizimle dertleşmek istediğini ifade etti.

Ziyaret ettiğimiz bu Afrika ülkesi, Türkiye'den binlerce kilometre uzakta idi ve maalesef Türkiye'ye doğrudan uçuş yoktu. Vefat haberi henüz gelmişti ancak Türkiye'ye varış iki aktarma ile gerçekleşebileceğinden üç günden önce arkadaşın memleketine ulaşması mümkün görünmüyordu. Bu sebeple, öğretmen arkadaşın ailesi, kendisini beklemeden annesini defnetmeye karar vermişti.

Arkadaşın gözleri bahar bulutu gibiydi. Doğrusu yüzüne bakınca bir girizgah bulup söze başlamada bir hayli güçlük çektim. Neden sonra "Rabbim! Validenizin kabrini nur, makamını cennet eylesin! Sizlere de sabr-ı cemil lutfeylesin" diyebildim.

Bu dua cümlesinden sonradır ki, arkadaş bir nebze açıldı ve kesik kesik cümlelerle dahi olsa konuşmaya başladı. Konuşurken uzaklara dalıp giden bakışları, derin bir muhasebe duygusu içinde validesiyle geçen zamanlarını süzüyor gibiydi. Vefat haberi, bir başka vefat haberini tedai ettirmiş olsa gerek ki, sözüne babasının vefatıyla başladı:

"Yıllar önce yine böyle bir acılı haber almıştım; babam vefat etmişti. Şimdi ise cenazesinde dahi bulunamayacağım annemin vefatı..

Gerçi elhamdülillah kalabalık bir aileyiz. Ablam ve abilerim annemi hiç yalnız bırakmadı. Bu açıdan annem yalnız sayılmazdı. Ancak bilirsiniz, bir anne için evlat evlattır. Her birinin yeri ayrıdır. Ben evin son çocuğuyum ve bir de çok arzu etmesine rağmen annemin mürüvvetini göremediği tek evladıyım. Bu sebeplerle olsa gerek annem beni, babamdan kendisine kalmış, bütün sorumluluğu kendi üzerinde olan bir emanet gibi görür, bana bir çocuk gibi muamele eder, benim üzerime daha bir titrer, her şeyimle daha yakından ilgilenir ve bana karşı daha bir ihtimam gösterirdi.

Geçen yaz memlekete gittiğimde annem evliliğim için ciddi tehalük göstermişti. Esasında benim de geçen sene için olmasa bile bir sonraki sene için evlilik planımda vardı. Tabii ki, ben memlekete gider-gitmez annem hemen konuyu açtı. Daha önce zihninde bazı isimler belirlediğini söyledi. Ancak ben kendisine; 'Anneciğim benimle evlenecek kişi hicret yurdundaki sıkıntılara, hasretlere, hicranlara tahammül edecek, onları daha baştan kabul edecek ve bütün bunlara "evet" diyecek birisi olması gerekir. Biliyorsun ki, benim gönlümü verdiğim bu mefkureyi terk etmem mümkün değil. Bu iş artık benim hayatımla bütünleşmiş, onsuz hayatımı sürdürmem imkansız. Düşündüklerin içinde böyle biri varsa, benim de zaten bu sene olmasa bile önümüzdeki sene için evlilik planımda vardı, onunla görüşebilirim. Ama yoksa, müsaade edersen, her yönüyle "gelinim-kızım" diyebileceğin ama aynı zamanda benim de mefkure ortağım olacak, gurbet diyarlarda hayatını benimle paylaşacak fedakar ve ideal sahibi birisiyle evlenmek istiyorum. Türkiye'de kalacağım vakit sınırlı, nasipse bu yaz olur; ama olmazsa gelecek yaz inşallah son beşiğinin mürüvvetini de görürsün' dedim.

Nasip değilmiş. Zaten normal şartlarda o kadar kısa bir müddet içerisinde evliliğin olması pek muhtemel görünmüyordu. Her neyse… Hicret yurduna dönme vakti geldiğinde, annemin biraz sitem, biraz hüzün dolu bakışları içinde "üzülme anneciğim! Nasipse gelecek yaz hallederiz bu meseleyi" diyerek teselli etmeye çalıştım ve elini öpüp memleketten ayrıldım."

Arkadaş bir müddet duraklayıp derin bir nefes alıp verdikten sonra konuşmasına devam etti:

"Annemin ciddi bir hastalığı yoktu. Ölüm hepimiz için her an mukadder, ama işin doğrusunu söylemek gerekirse vefatı bizim, belki benim için anî ve beklenmedik bir hadise oldu. Bilemiyorum, belki ciddi bir hastalığını biliyor olsaydım, okuldan biraz daha müsaade alır, şartları biraz daha zorlar annemin o arzusunu yerine getirmeye çalışırdım. Şimdi bu vefat haberinden sonra, gözümün önüne hep onun sitemli ve hüzün dolu siması geliyor."

Yine bir an durakladı. Ayak uçlarına doğru kilitlenmiş gibi olan bakışlarını yüzüme doğru çevirdi ve sözünü gözlerimin içine bakarak devam ettirdi:

"Hocam! Hem cenazesinde bulunamamam, hem onu öyle hüzünlü bir halde bırakıp ayrılmam dolayısıyla acaba mesul olur muyum? Şuan evlat olma gibi bir sorumluluğu yerine getirememe gibi bir duygunun baskısı altında bulunuyorum. Gerçi hemen her hafta arayıp hâlini-hatırını soruyor, gönlünü hoş tutmaya çalışıyordum. Mutlu olduğumu, maddi-manevi rahat bir ortam içinde bulunduğumu ve hiçbir sıkıntımın olmadığını kendisine sürekli söylüyor, böylece annemin benim hakkımda endişe duymamasına, benim için üzülmemesine gayret ediyordum. Ama işte bu türlü durumlarda bilirsiniz, insan geçmişini sorguluyor; "acaba" diyor daha farklı bazı şeyler de yapamaz mıydım? Daha güzel bir evlat olamaz mıydım?"

Şu an, dokunsan ağlayacak tarzda olan o öğretmen arkadaşımı teselli adına neler hecelediğimi pek hatırlamıyorum. Ama bir ulvî gaye uğruna o kardeşimizin yaşadığı hicran ve hüzün dolu tabloyu hiç unutamadım.

O öğretmen arkadaşla ilgili dikkatimi çeken ayrı bir husus da şu oldu.

Bir-iki gün sonra kendisiyle tekrar karşılaştığımda Türkiye'ye gidip gitmeyeceğini sordum.

"Esasında" dedi "şu an ailemin yanında bulunmayı çok arzu ediyorum. Bir nebze olsun rahatlayacağımı, acılarımın teskin olacağını düşünüyorum. Ancak vazife yaptığım okulda üç Türk öğretmen bulunuyoruz. Benim branşta başka bir öğretmen de yok. Ayrıca yatılı pansiyonda rehber öğretmenlik vazifesi yapıyorum. Eğer gidersem şu eğitim-öğretim döneminde yapacağımız vazife aksar diye endişe ediyorum. Böyle olunca okullar tatil oluncaya kadar memlekete gitmem mümkün değil gibi gözüküyor."

O an ne "git" diyebildim, ne de "kal". Ama içimden, günümüzde milletimize böyle mefkure kahramanları lutfettiği için Cenab-ı Hakk'a şükrettim.

Ziyareti tamamlayıp Türkiye'ye döndüğümüzde yurt dışındaki Türk okullarıyla alakalı bir-iki malum gazetede belli bir merkezden yönlendirildiği anlaşılan çarpıtma ve iftira haberleri vardı.

O an avazım çıktığı kadar "insafsızlar, vicdansızlar…" diye haykırmak istedim. Bir taraftan yüce bir mefkure uğruna binbir mahrumiyet içinde her türlü maddî-manevî sıkıntıya katlanarak fedakarlığın sahabîcesiyle milletimize, ülkemize, ülkümüze ve insanlığa hizmette bulunanlar, diğer taraftan onlara akıl almaz, insanın tüylerini diken diken edecek dehşet-engiz iftira ve tezvirde bulunanlar…

Doğrusu, bu iki tablo yan yana geldiğinde insanın feveran etmemesi, hafakanlara kapılmaması, his ve heyecanlarını sağduyu, sabır ve teennî çizgisine çekebilmesi ciddi bir irade ve sabır gücünü gerektirmektedir diye düşünmeden kendimi alamadım.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Batuhan AKYOL  - Fedakarlık ve Dua   |2008-03-03 17:06:39
Yazıda bahsi geçen sabır kahramanı, fedakar muallim hazretlerinin ''sabır'' ve ''fedakarlık'' hassalarını ''adanmışlık'' mefhumu üzerinde
meczettiğini görüyoruz..Gözlerin dolmaması elde değil. Lakin dünya fırtınası, rüzgarı, girdapı eksik olmayan bir deniz.Kul ise bir
yüzücü..Sabır ve sebat ile sahil-i selamete kulaç atmak bizler için bir mükellefiyet. ''Bu da geçer yahu!'' diyebilme keyfiyeti..Gerçekten
cay-ı dikkat bir hadise. Allah hepimiz...
ramazan ustaoğlu  - gerçek yurt ahiret yurdu   |2008-02-25 22:19:04
bu olay,bana yurt dışında başımdan geçen buna benzer bir olayı hatırlattı. 1994 yılında yurt dışında bir türk şirketinde
çalışmaktaydım .çalıştığımız şirketin süspansör olduğu türk okulunun tadilat ve tefrişatında çalışmak üzere annem ve babam
Türkiyeden yanımıza gelmişlerdi.Babam okulun inşaatında çalışırken babaannemin vefat haberini aldık . o yıllar türkiyeye karşılıklı
haftada bir gün uçak seferleri vardı.ölüm hab...
mustafa huseyin muslu  - NE MUTLU O ANAYA(Allah rahmet eylesin)   |2008-02-22 02:36:49
Sen ne mutlu o Anneye ki;oyle guzel bir evladini hizmet etmesi ichin gurbet ellere yollamish,belki arkasindan aglamis ama yine yollamis.muruvvetini
gorememis ama yine yollamis.
Ne mutlu o evladaki;inandigi mefkuresi adina asilmaz diyarlara hizmet ashkiyla gitmis,bir insan kurtarma adina
zorluklara katlanmis,bilmedigi insanlara ulasmayi nefsine tercih etmis.
boyle analar oldukca boyle evlatlar yetisir boyle evlatlar var oldukca
dunyada sevgi tohumlari yeserir,tohumlar yeserd...
ümitvar  - ümitvar olunuz...   |2008-02-21 12:36:37
Rabbim bütün kardeşlerimizin yardımcısı olsun.Başkalarını yangından kurtarabilmek için kendisi yanmaya razı olanalar, çektiği
sıkıntıları ve yorgunluğunu başkalarının mutluluğunu görünce unutanlar kelimelerle ifade edilemezler, onların takdiri Rabbim'e
kalmıştır büyük buluşmada, Rabbim dinine hizmetten ayırmasın.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 21.02.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan vardır, zamanı kendi hesabına yontar; insan da vardır, bir ömür boyu zaman onu yontar durur...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri