| Toplum Dokumuzun Kopmaz Bağları |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Biz yıllarca bu ülke topraklarında, Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Arnavut’u ve Boşnak’ıyla aramızdan su sızmayacak şekilde ve ütopyalardakinin çok üstünde hep birlik ve beraberlik içinde yaşadık. Cemil Meriç’in de ifade ettiği gibi, Batı’da bir dönemde ütopyalar yazılıp duruyordu. Osmanlı ise, ütopyalarla uğraşmayı düşünmemiş, Batı’nın ütopyalarda yakalamak istediği “Güneş Devleti”ni, ortaya koyduğu sistemle tesis ederek bizzat yaşamıştı. Bu baş döndürücü hayat tarzını ve medeniyeti kaldıramayan düşman güçler, Devlet-i Âliye diye adlandırılan Osmanlı cihan devletini götürüp bir bayıra gömdükten sonra, nihayet Misak-ı Millî ile sınırları belirlenmiş şu vatanda dahi Kürt-Türk, Alevî-Sünnî, lâik-antilâik kutuplaşmalarıyla insanımızı karşı karşıya getirerek birbirine düşürebilmişlerdir. Maalesef içimizdeki bir takım aklı ermezlerle bazı hainler de, düşmanlarımızın bu çirkin ve kirli emellerine alet olmuşlardır. Bugün Allah’ın yardım ve keremiyle insanımız, ülke çapında diyalog ve hoşgörü esintileriyle toparlanıp yeniden bir diriliş sürecine girmiştir. Küçük ve mütevazî sözlerle ama samîmî ifadelerle ortaya konan bu diyalog düşüncesi, kısa zaman içinde çok büyük mesafeler katederek, geniş çevreler tarafından da hüsn-ü kabul görmeyi beklemektedir. Zira yıllardır ayrılık ve bölünme endişeleriyle Kamplaşmalara imkân vermeme Ülkemizi ve milletimizi içten parçalamaya yönelik bir çirkin plan gereği Türk-Kürt, Alevî-Sünnî denilerek insanımız kamplara bölünmeye çalışılmış ve sürekli araya ayrılık ve düşmanlık tohumları saçılmıştır. Biz Türkü-Kürdü, Alevîsi-Sünnîsiyle yıllarca bu cennet vatanımızda bütün güzellikleri beraber paylaşmış, bütün acı ve ızdırapları müşterek duyup hissetmişizdir. Farz-ı muhal Çanakkale’deki mezarlar birer birer açılsa, Alevî ile Sünnî’nin veya Türk ile Kürdün sarmaş dolaş yan yana yattığı görülecektir. Günümüzde ise, bu birlik ve beraberlik parçalanmış bir kristal gibi sağa-sola saçılıp dağılmış gibi bir durum gözlenmektedir. İşte bu hoşgörü ve diyalog esintileri, bağı kopmuş tesbih taneleri gibi parçaları sağa sola saçılmış toplumumuzu, yeniden bir araya getirme adına önemli bir hareket olduğu için bundan sonra da düşmanlarımız boş durmayacak ve bizi değişik kamplara ayırıp bölmeye çalışacaklardır. Zira ayrılık duygu ve düşüncesi, bir milleti yıkan temel unsurların başında gelmektedir. Nitekim meşhur bir şairimiz, Tefrika girmeden bir millete düşman giremez. diyerek bu önemli konuyu vur Milletimde ihtilaf ü tefrika endişesi, sözleriyle, çağın şairiyle bu endişeyi paylaşır gibidir. Evet, şimdilerde bu diyalog ve hoşgörü bayrağını taşıyanları günümüzde olduğu gibi çok çetin günler beklemektedir. Zira diyalogdan rahatsız olanlar, önümüzdeki günlerde de, insanımızı birbirine düşürecek yeni yeni bahaneler araştırıp bulacak ve toplum içinde yeni yeni düşmanlık tohumları ekmeye çalışacaklardır. Menfur emellerine ulaşabilmek için okullarımızda değişik hissiyatları körükleyerek düşmanlıklar meydana getirecek ve geçmişte olduğu gibi gençlerimizi birbirleriyle vuruşturmaya çalışacaklardır. Ramazan-ı şerif’te, sanki ülkemizde oruç tutanların oruç tutmayanlara karşı bir düşmanlığı varmış gibi, oruç tutuyor görünenler, tutmayanlara saldırıp üniversitelerde kavga çıkaracaklardır. Evet, içte ve dışta milletimizin büyüklüğe sıçramasını çekemeyen ve kıskançlık içinde bulunan hasım güçler, bugüne kadar yaptıkları gibi bundan sonra da aynı kötülükleri yapmaya devam edeceklerdir. Dün, bizi bir bayıra gömüp, bir daha kalkamayalım diye üstümüze taş yığanların, bugün de var oldukları gerçeği katiyen unutulmamalıdır; unutulmamalı ve bu diyalog süreci kararlı ve ciddî adımlarla her şeye rağmen devam ettirilmelidir. (İnsanın Özündeki Sevgi, s. 99-101) |
|
| Son Güncelleme ( 12.08.2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



