Ana Sayfa arrow Bizim Dünyamız arrow Hamdi İşcan arrow Cehalet ve Taassup Ağında Katledilen Hakikatler
Cehalet ve Taassup Ağında Katledilen Hakikatler Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 31
Kötüİyi 
Hamdi İşcan, fgulen.com   
03.03.2008

Hamdi İşcan: Her An ve Bütün AmellerCehalet, bilgisizlik demek değildir. Cehalet, bile bile gerçeklere gözlerini kapamak, hakikati inkar etmek, vicdanın sesini kısıp onu susturmaya çalışmak demektir.

Cehaleti besleyen saikler vardır. Bunlardan biri de ideolojik bakış açısı ve kör taassuptur. Taassup gözü kör eder, akıl tutulmasına yol açar, düşünce ve mantık sistemini felç edip onu kullanılamaz hale getirir.

Bir mevzuyu değerlendirirken avam ifadesiyle "kafayı takmış, kafayı bozmuş" şekilde hep aynı nakaratları tekrar edip durma; Kur'an-ı Kerim'deki beyanıyla kendi bağırtısından başka bir şey duymayacak ölçüde kendi gürültü ve bağırışları içinde kaybolup gitme; "ne kadar yüksek sesle konuşursam o kadar sözümü dinletirim" anlayışı gibi "ne kadar hakarette bulunur, ne kadar ağır ifadeler kullanırsam o kadar baskın çıkarım" banal telakkisiyle ölçü ve sınır tanımazlık içinde yazıp konuşma kişiyi adım adım iflah olmaz bir taasup ve bağnazlığa sürükleyecek unsurlardır.

Ne yazık ki, "hoşgörü ve diyalog" düşüncesi belli kesimler itibariyle işte böyle bir ham softa ve kaba yobazlığa maruz kaldı. Tabii mesele sadece diyalog mevzuuyla sınırlı kalmadı. Bu müfrit, aşırı ve ölçüsüz tavır dinin ruhuna dokunacak, mana ve muhtevasına zarar verecek, Kur'an hakikatlerini tahrif edip İslam'ın yanlış anlaşılmasına yol açacak raddeye gelip dayandı.

Şöyle ki, bir şahsı ve bir hareketi yaralayıp küçük göstereceğim diye toptancı bir yaklaşımla hem de din namına hoşgörü ve diyalog adına ne varsa hepsini/herşeyi inkar etme, belli bir kesim için kaçınılmaz bir süreç olarak dindeki çok önemli esasları, hak ve hakikatleri inkara kalkışma gibi bir sonla neticelendi.

Öncelikle şunu ifade edelim. Diyalog herkesi kendi konumunda kabul edip, kendisini kendisi olarak ifade edebildiği bir platform oluşturma, karşılıklı konuşma, birbirini anlamaya çalışma manasına gelmektedir. Türkiye'de İslam'ın engin hoşgörüsünü, yüce dinimizin şanına yakışır güzellikte dile getirip ifade eden zat da kavramı şimdiye kadar hep bu mana çerçevesinde kullandı. Bundan öte ona bir mana yükleme, kelimeyi anlam kaymasına, anlam değişikliğine uğratma gayretinden başka bir şey değildir.

Şimdi bu mana ve bu ölçüdeki diyalog düşüncesini dalalet, küfür, ihanet gibi akıl almaz kelimelerle niteleyenler, o şekilde görüp göstermeye çalışanlar, ister-istemez Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu çerçevede yaptığı nice uygulamayı görmezlikten gelerek, onları hiç dile getirmeme, kendilerine hatırlatıldığında da değişik tevillerle inkara kalkışma gibi bir gayretin içine düşmüş bulunmaktadırlar.

Mesela, sadece bir mukayese olması, bir fikir vermesi açısından Asr-ı Saadet'ten birkaç meşhur hadiseyi hatırlatarak maksadımı ifade etmeye çalışayım.

Bilindiği gibi İslam'ın ilk yıllarında Mekkeli müşriklerin zulüm, baskı ve işkencelerinden kurtulmak, hayatlarını muhafaza edebilmek ve dinlerini yaşayabilmek için Müslümanlar miladî 615'te ilki 15 kişiden oluşan bir kafile halinde ve ikincisi de bir yıl sonra 70'i aşkın kişiden oluşan ikinci bir kafile halinde Habeşistan'a hicret ettiler. Müslümanların hicretine izin veren ve hicret edilecek ülke olarak Habeşistan'ı tercih eden de Peygamber Efendimiz'di (sallallâhu aleyhi ve sellem). Siyercilerin ittifakla belirttiği gibi, hicret yeri olarak Habeşistan'ın tercih edilmesinin en önemli sebeplerinden biri de adaletli bir hükümdar olan Hıristiyan Necaşi Ashame'nin Habeşistan hükümdarı olmasıydı.

Şimdi düşünelim. Karşılıklı konuşma şeklinde, beyan ve hal diliyle herkesin kendini ifade ettiği bir diyalog toplantısını bile; "Müslümanlar Hıristiyanlığa özendiriliyor, onların içinde Hıristiyanlığa temayül oluşturuluyor, bu sebeple diyalog bir Hıristiyanlaştırma hareketidir, dalalet ve küfürdür" şeklinde değerlendiren yobazca bir mantalite Hıristiyan bir hükümdarın yönettiği bir ülkeye Müslümanların sığınmasını, Müslümanların Hıristiyan bir hükümdardan yardım talebinde bulunmasını nasıl değerlendirecek, bu sığlardan sığ kabaca ve sathî bakış açısına göre bu ameli nereye koyacak?

İsterseniz Asr-ı Saadet'ten önemli bir-iki hadiseyi daha sadece işaret nevinden hatırlayıp sorularımıza ondan sonra devam edelim.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret buyurduğunda, burada Medine Yahudileri ve Müşrik Araplarla oturup tarihe Medine Vesikası olarak geçen sulh antlaşmasını tesis etmiş; bu vesikayla onlara kendi dinlerini özgürce yaşama ve ifade edebilme hak ve hürriyetlerini teminat altına aldığını bildirmiştir. Ayrıca dışardan gelebilecek saldırı ve hücumlara karşı Müslümanların yanında Yahudiler ve Medineli Müşrikler de bulunacak ve düşmana karşı beraber savaşacaklardır.

Şimdi sorumuzu soralım: Eğer diyalog aynı küfür, aynı dalalet ise diyalogdan öte gerçekleştirilen müşterek bir faaliyet hangi vasıf, hangi sıfatlarla tanımlanacak? Diyaloga dahi tahammülü olmayan bir mantalite ehl-i kitapla birlikte gerçekleştirilen bir faaliyetin adını ne koyacak?

Müsaadenizle Gül Devri'nden bir kesit daha sunup sözü, yazının başında dikkat çekmeye çalıştığım hususa bağlamak istiyorum.

Necran Hıristiyanları, Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendilerine yazdığı bir mektup üzerine, aralarında Ebu'l- Hâris diye bilinen meşhur bir alimin de yer aldığı 60 kişilik oldukça kalabalık bir heyet halinde gelerek birkaç gün Medine'de kalmışlardı. Necranlıların Medine'de kaldıkları süre boyunca kendileriyle 'İslâm dini' hakkında, hususen de 'İslâm nazarında Hz. İsa ve Hz. Meryem'in yerleri' olmak üzere birçok mesele üzerinde konuşmalar ve müzakereler yapılmıştır. Necran Hıristiyanları ibadet vakitleri geldiğinde de Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) izniyle Mescid-i Nebevî'de doğu tarafına yönelerek ibadetlerini yapmışlardır.

Şimdi bir mukayese yapalım. Ehl-i kitaptan bazı din adamlarının da arasında bulunduğu farklı düşünce, farklı kültür, farklı anlayıştaki bir çok insanın bir araya geldiği; sevgi, birlik, beraberlik gibi hususların dile getirildiği, ehl-i kitaptan olan kişilerin Müslümanlara karşı duydukları muhabbet ve hürmet duygularını ifade ettikleri, İslam ve Müslümanlar aleyhinde de herhangi bir beyanlarının söz konusu olmadığı bir diyalog toplantısını; "Müslümanların direnç noktaları kırılıyor, ehl-i dalalet ve sapık din temsilcileri Müslümanların gözünde meşrulaştırılıyor, bu sebeple diyalog faaliyetleri bir misyonerlik faaliyetidir" şeklindeki Zahirî mantık ve Haricî hissiyat, Müslümanların ibadet mekanında, Mescid-i Nebevî'de Hıristiyanlara ibadet izninin verilmesine ne ad takacak, hangi kavram ve isimlendirmelerle bu ameli nitelendirecek? Zannediyorum hadise zaman ve mekandan soyutlanıp mücerred bir halde bu kişilerin önüne koyulsa, günümüzde adı hoşgörü ve diyalog faaliyetleriyle anılan müminlere yaptıkları aynı isnadları yapacak ve hafizanallah dini duygu ve düşünceleri açısından kendilerini çok tehlikeli sulara salıvermiş olacaklardır.

İşte yazının başından beri dikkat çekmeye çalıştığımız nokta da burası. Öyle ifratkâr, öyle kaba, öyle köktenci bir tavır alış sözkonusu ki bu mevzuda, böyle bir yaklaşım -kişi farkına varsın-varmasın- onu alıp inhiraf vadilerine doğru sürükleyip götürecek bir kaygan zemin oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu yaklaşım kişiyi, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa gönderilen, evrensel değerlere sahip İslam dinini, bir kabilenin, bir ırkın diniymiş gibi gösterecek ölçüde dar bir anlayışa, yobazca bir bakış açısına hapsedecektir/hapsetmektedir.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
ozkan  - dıyalog olmasa dın nasıl teblığ edılrkı?   |2008-03-06 13:06:33
Dıyalog karsıtları neye yada kıme hızmet ettıklerı mechul.bırılerıyle dıyaloğa gecılmeden dını mubını ıslam nasıl teblıg
edılır..telepatı ılemı ? sonucta oda bır dıyalog.bunu nasıl anlayamıyorlar dogrusu sasırıyorum.aklıma suızanlar gelıyor ve bızlerıde
gunahlarına ortak edıyorlar.kı bunlar mumınse mumın hakkında kotu dusunce haramdır allahım vıcdanları korelmıslerın vıcdanlarına ıdrak
ufku nasıp et.olmıyacak bır duasa sana ...
fatima abdurahmanova  - diolog ve hosgorunun bize kazandirdiklar   |2008-03-06 08:15:16
diolag ve hosgoru her zaman aradigimiz ve en cok muhtac oldugumuz unsurlardir. bu gune kadar geride kalmamizin, degerlerimizin baskalari tarafindan
hep yanlis anlasilmasinin sebebini de hep karsiliksiz oturup konusmamamiza, oldugu gibi tanitamamiza versek yanlis sayilmaz. corak yerler elbet bir
fedakar bahcivanin emegi neticesinde yeserir. bu dunyanin coraklasmis dusuncelerine elbet bir fedakar olmasi gerekiyordu iste bu fedakar ve
fedakarligin en gecilmez ornegi... bunlara rag...

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 03.03.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

"Kardeşlerime Selam Olsun!"

Seyredin

Allah'ın Lütuf ve İhsanları

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, peder ve vâlidesine karşı hürmeti nispetinde Yaratıcısına karşı da hürmetkâr sayılır. Onlara hürmeti olmayanın, Allah’a (cc) da hürmet ve saygısı yoktur. Günümüzde, ne garip tecellidir ki, sadece Allah’a karşı saygısız olanlar değil, O’nu sevdiğini iddia edenler bile, anne ve babalarına sürekli saygısızlıkta bulunmaktadırlar.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri