• Desteğini Çekiyor mu?

    Fethullah Gülen AKP'den Desteğini Çekiyor mu?

    Fethullah Gülen'i muhatap alması itibariyle ancak O'nun cevaplandırabileceği bir soru bu. Kimseyi de kendisine sözcü yapmadığı için beraat kararı sonrası görüş alınan insanlar ancak kendi kanaatlerini söylemişlerdir. [Okuyun...]
  • Eğitime Yeniden Başlıyor

    Davayı Kazanan Petersburg'daki Türk Koleji Eğitime Yeniden Başlıyor

    Rusya'nın St. Petersburg şehrinde eğitim hizmeti veren Türk girişimciler, yaklaşık 1 yıl süren hukuk mücadelesini kazandı. 31 Mayıs 2007'de lisansı iptal edilen Uluslararası 664 No'lu Rus-Türk kolejinin bütün hakları iade edildi. [Okuyun...]
  • Abant Platformu

    Abant Platformu'nda Kürt Sorunu Konuşuluyor

    Türkiye'nin fikir dünyasına yön veren ve yaşanan sorunlara çözüm önerileri getiren Abant Platformu, 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' başlığıyla bugün toplanıyor. [Okuyun...]
  • Fasıldan Fasıla

    İçki İçenin Namazı Kabul Olur mu?

    Evvela, içki içen bir insan -Cenab-ı Hak hidayet etsin- içkiyi derhal bırakmalıdır; namazın kabul edilmesi Allah'a (cc) aittir. [Okuyun...]
  • Eğitim Gönüllüleri

    Cenazemi Türkiye'ye Götürürseniz Hakkımı Helal Etmem!

    İslam öncesi eski Türklerin bir inanışı vardı. Ölen kişi mutlaka memleketine hatta mümkün ise köyüne gömülmeli idi. Yoksa ruhunun rahat etmediğine inanılırdı. [Okuyun...]
  • Utanacaklar

    'Ülkesine Humeyni Gibi Dönecek' Diyenler Utanacaklar

    Hocaefendi niçin Humeyni gibi büyük bir gösterişle dönmeyecek? Dönmek için istismar ortamının kalkmasını, ülkeye zarar vermeyecek vasatın oluşmasını neden bekleyecek? [Okuyun...]
  • Cimrilik Hastalığının İlacı

    Şimdi Hizmet Zamanı veya Cimrilik Hastalığının İlacı

    Allah, kullarına dünyalık verir, âhiretlerini kazansınlar diye. Eğer kazanmazlarsa o mal-mülk "dünyalık" kalır, kazanırlarsa "ahiretlik (zâdü'l-âhire / ahiret azığı)" olur. Dünyadan maksad, ukbayı hasat etmektir. [Okuyun...]
Kur'an (2) Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
01.10.1989

Günümüzde pek çok düşünür, gelecek yılların Kur'ân'a açık yıllar olabileceği hususunda hemen hemen ittifâk halindedir. Aslında, az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur'ân'a doğru kaydığı hemen sezilecektir.

Evet, artık bugün, en âmiyâne bakışlar dâhi, Kurân'ın ne denli kâinatla içli-dışlı olduğunu sezebiliyor, O'nun varlık adına beyanlarındaki isabeti görüyor, mesajlarındaki güç ve nûrâniyet karşısında hayret ve hayranlıktan kendilerini alamıyorlar.

Bugün, bu yüce kitabın; varlığın bağrındaki sırları, tabiatın ruhundaki incelikleri zevkle mütalaa edilecek bir kitap şeklinde, ilim ve irfân erbâbının gözleri önüne serdiğini, yine ilim ve hikmetle uğraşanlar söylüyorlar.

Evet, varlığı didik didik edip, onun, gâye, muhtevâ ve esaslarını herhangi bir tereddüde meydan vermeyecek şekilde açıklayıp ortaya koyan bu Kurân'dır!

İnsanın; kalbî, ruhî ve fikrî hayatını tanzim edip ona en yüksek hedefleri gösteren ve elinden tutup gösterdiği hedeflere ulaştıran; ona, lütufla, merhametle, şefkatle, adaletle muameleyi emredip ve onunla kötülükler arasında, âdetâ aşılmaz engeller koyan yine o Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyân'dır.

Allah'ın insanoğluna bahşettiği sıhhat ve âfiyeti, istîdât ve kabiliyeti, imkân ve kuvveti en iyi şekilde değerlendirme ve bu mevhibelerden hakkıyla istifâde etme yollarını gösterip insanları birbirine "bâr" olmadan kurtaran yine bu ilâhî beyandır.

Bu öyle ışık kaynağı bir kitap'tır ki; gönül verip arkasına düşenlerin ruhlarında hürriyet düşüncesi, adalet anlayışı, kardeşlik ruhu ve başkaları için yaşama arzusunu tutuşturarak, etten-kemikten varlıklara melekleşme âdâbını öğretip, onlara, iki cihan mutluluğuna giden yolları gösterir ve bu yolda kapıları ardına kadar açar...

O, öyle rehber bir kitap'dır ki; sâyesinde hakikate uyanmış gözlerin önüne geçer, onları ötelerde gezdirir, itmi'nan ve doygunluğa ermiş kalbleri mehâbet iklimlerinde dolaştırır, mütefekkir ruhları hayret ve hayranlıklarla sarhoş eder ve temiz vicdanlara her an ayrı bir nefhâ üfler...

Bu öyle parlak bir Beyân'dır ki; ruhların en yükseği ve şekillerin en mükemmeliyle dünyâya gönderilen insana, mutluluk ve saadetin en idealini, teâlî ve terakkînin en erişilmezini ve yaşamanın en insancasını göstererek ona, yolların en doğrusuyla "insân-ı kâmil" olma zirvelerini vaat etmektedir.

Bu şânı yüce Kitap değil midir ki; bütün cihân, derin bir gaflet ve dalâlet içinde bocalayıp durduğu bir dönemde O, insan ferd ve cemaatlerinin birbirine karşı hukuk ve muamelelerini, hareket ve davranışlarını, vazife ve mükellefiyetlerini tanzim ederek, hürriyet, adalet ve müsâvât hakikatlarını, bir hamlede, gerçek manâlarıyla tahakkuk ettirmiş; zulüm ve haksızlığa karşı mücadelelerin en çalımlısını vermiş; beşeri, hatta bütün canlıları içine alabilecek şekilde âlemşümûl şefkat ve merhamete çağırarak, harp ve sulhu insanî değerler çizgisine çekip, etrafında toplananları yeryüzü emniyet ve huzurunun, denge ve muvazenesinin temsilcileri haline getirmiştir.

Bu öyle pırıl pırıl nûrefşân bir kitap'tır ki; bir taraftan insana acz ve fakrını hatırlatarak onun gurur ve bencilliğini firenlerken, diğer taraftan onu aşk u şevkiyle coşturarak nâmüte-nâhîliklere yelken açmaya çağırır.

Bu öyle bir ilâhî nefhâlar mecmuasıdır ki, bizlere, her emriyle binlerce faydalar temin ederek ve her yasağıyla da akla, hayale gelmedik zararları hatırlatarak bizleri emniyet ve güven yamaçlarında dolaştırmaktadır. Evet O, emanet, ihsan ve adalet mesajlarıyla gönüllerimizi coşturup, Cennet ufuklarını gösterdiği aynı anda, ahlâksızlık, münkerât ve başkalarının mal, can, ırz ve hukukuna tecavüz gibi gayyâlara çeken duygu ve düşüncelere karşı da tahşidât yapıp, bizleri, sürekli Hakk'ın siyânet ve himâye çizgisine çağırmaktadır.

Bu bir kitap'dır ki, kendinden evvel gelip geçmiş bütün peygamberleri kudsî bilmiş, onların suhuf ve kitaplarını mübârek tanımış, hususiyle Tevrat, Zebûr, ve İncil'e tazimde bulunmuş; onlardaki ihtilaflı noktaları hal ve fasl, tağyir edilmiş yerleri tashîh, mahfuz kalmış bölümleri de tespit ederek bir manâda kaybolmuş kitapları bulup ortaya çıkarmış ve o kitapları tebliğle serfirâz peygamberleri saygıyla anmış hususiyle Hz. Musa ve Hz. İsa'yı (as) "Ulu'l-azm" peygamberler arasında sayarak hak ve hakkâniyetin dili olduğunu göstermiş... Sonra bu iki şanlı peygamberin vâlidelerinin de ilhâma mazhar, ötelere açık, beşer üstü ruh ve vicdana sahip bulunduklarını ihtâr ederek ihkâk-ı hak maksadıyla nâzil olduğunu bütün selim kalblere duyurmuş ve kabul ettirmiştir.

Bu kitap'dır ki, insanları türlü türlü sapıklıklardan kurtararak fazilet yoluna irşâd edip, Allah'ın emirlerini yerine getirenlere gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve kimsenin tasavvur edemeyeceği mükâfatlar; o emirleri ihlâl edenlere de bakışları bulandıracak, başları döndürecek ve yürekleri hoplatacak cezâlar varolduğunu ifâde ederek akılları hayrette bırakan muvâzeneler vâz'etmiştir.

Bu Kitap, düşmanlıktan başka bir şey bilmeyen münkir tâlihsizlerin ve dostluğun hakkını veremeyen iz'ansız dostların bunca tecâvüz, tebdil ve tağyir gayretlerine rağmen, yeryüzünü şereflendirdiği günden bu yana hep olduğu gibi kalmış ve kitaplar arasında vahy orijinini koruyan biricik Allah mesajı olmakla serfirazdır.

Kur'ân, levh-i mahfûzun en nâdide pırlantası olarak nâzil olduğu zaman, eşi-menendi olmama gibi bir mazhariyetle nâzil olmuştu... Bugün de aynı parlaklık ve kıymetini, hatta daha da arttırarak bütün ihtişâmıyla devam ettirmektedir. Gelecek yıllar ise O'nun, güneşlere tâç giydireceği yıllar olacaktır.

Kur'ân-ı Mübîn, ilk zuhuruyla, şarkı, garbı, şimâli, cenubu ışıktan kollarıyla sardığında, uğradığı her yere bütün ilimleri de beraber götürmüş ve dünyânın dörtbir yanını Cennet yamaçlarına çevirmişti. O gün O'na sahip çıkanlar, O'nun o nurdan mesajlarını en mükemmel şekilde temsil ediyor ve insanlığa "Kur'ân medeniyetine" açılan yolları gösteriyorlardı. Bu öyle yüksek seviyede bir temsil ve gösterme idi ki, bugün dünyânın muallimi olduklarını iddia edenler, o gün olsalardı Kur'ân talebelerine ancak çırak olabilirlerdi.

Kur'ân-ı Mecîd, öyle nurdan ezelî ve ebedî mesajlarla gelmiştir ki, beden ve cismâniyetimizin yanında, kalb, ruh, akıl ve vicdanlarımızı da terbiye ederek bizleri geleceğin insanları olarak hazırlamakta ve bizlere hedef olarak maddî-mânevî zirveler ötesi şâhikâları göstermektedir -ki bir kısım körler, sağırlar görüp duymasalar dahi- O, aklı başında millet ve devletlerin sık sık başvuracakları bir kevser kaynağı haline geleceğinde şüphe edilmemelidir.

Şayet günümüzün Müslümanları Kur'ân çizgisinde ve ilk Müslümanlar safvetinde hareket edebilselerdi -ki bugün o istikamette ciddî gelişmelerin olduğu söylenebilir- bir hamlede sıçrayıp devletler muvâzenesindeki yerlerini alacak ve taklit vâdilerinde başkalarının türküleriyle tesellî olmaktan kurtulacaklardı...

Kurân'ın ilk talebelerinin cihânı hayret ve dehşetlere sevkeden îmân, ahlâk, fazilet ve aksiyonları, günümüzün insanının bir kere daha hassâsiyetle ele alıp incelemesi gerekli olan önemli hususlardandır. Evet, bir zamanlar, Mekke'nın yalçın kayaları arasında zuhur edip, bir hamlede dünyânın dörtbir yanını aydınlığa kavuşturan birkaç bin Sahabînin, Kurân'ın aydınlık ikiminde gerçekleştirdikleri büyük inkılâb, herzaman üzerinde düşünülüp-değerlendirilmesi iktizâ eden hârikalar cümlesinden bir hâdisedir ve mü'minlerin dâima müracaat edecekleri tertemiz, dupduru bir kaynaktır.

Bu itibarla diyebiliriz ki; Kur'ân, dünden-bugüne kendisine gönül verenleri aldatıp-şaşırtmadığı gibi, bundan sonra da aydınlık iklîmine teveccüh edenleri aldatmayacak hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Zirâ, inanıyoruz ki, zihinler müspet fenlerle aydınlandığı, gönüller Hakk mârifetiyle şahlandığı ve varlık, ilim ve hikmet adesesi altında tedkîk ve araştırmaya tâbî tutulduğu sürece, ilimler adına verilen her hüküm Kurân'ın ruhuna uygunluk içinde cereyan edecektir.

Evet O, her zaman insanları ilme, ilmî araştırmaya, düşünce ve düşüncede sisteme, kâinat kitabını okumaya ve varlığın esrarını kavramaya davet edip yol gösteren bir kitap olmuş ve hakikî çıraklarını hep düşünen ve araştıran insanlar arasından seçmiştir.

İşte, o geniş deryâdan kısa meâller halinde sadece bir kaç damla:

1. "Allah'ın rahmetinin eserlerine bakınız ki, arz ölüp gittikten sonra nasıl diriltiyor; O her şeye kâdirdir" (Rum/50).

2. "De ki: Göklerde ve yerlerde neler var, bakıp ibret alınız! Fakat, inanmayan yığınlara, deliller, uyarılar fayda vermeyecek" (Yunus/101).

3. "Şüphesiz semâvat ve arzın yaratılmasında, gece ve gündüzün deverânında, insanlara yararlı şeyleri denizlerde taşıyarak yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği yağmur ile ölmüş toprağı diriltmesinde, derken her tarafa canlıları yaymasında, rüzgârları, yerle gök arasında emre musahhar bekleyen bulutları evirip çevirmesinde aklını kullanıp düşünen bir cemaat için pek çok âyet ve işâretler vardır" (Bakara/164).

4. "Onlar, göklerin ve yerin melekûtuna (varlığın perde arkası) ve Allah'ın yarattığı şeylere bakmadılar m?" (A'raf/185).

5. "Onlar, üstlerindeki semâya bakmıyorlar mı? Hiç bir çatlaklığı olmadığı halde onu nasıl binâ etmiş ve donatmış" (Kâf/6).

6. "Yakîne açık kalbler için yeryüzünde işaretler vardır. Görmüyor musunuz sizin nefislerinizde de..!" (Zariyât/20-21).

7. "De ki, yeryüzünde gezip dolaşınız... Allah ilk başta nasıl yaratmışsa, sonra âhiret hayatını da öyle inşâ eder" (Ankebût/20).

8. "Göklerde ve yerde nice hârikalar vardır ki, onlara uğrar geçerler ama, yüz çevirerek..." (Yusuf/105).

gibi âyetleriyle, insanı kâinattaki hârikaları düşünmeye, varlığın çehresindeki ince manâları tedkîke, çevremizdeki baş-döndürücü güzellikleri temâşaya ve dört bir yanda duyulan sesleri dinlemeye davet edip onun ruhunu tefekkürle şahlandırdığı gibi...

9. "Âfâk ve kendi nefislerinde onlara âyetlerimizi göstereceğiz. Böylece Kurân'ın hakkâniyeti onlar için iyiden iyiye belli olacak" (Fussilet/53).

fermanıyla da Yüce Yaratıcı'nın, âfâk ve enfüsde gösterdiği başdöndürücü âhenk ve nizâmı, güzellik ve ihtişamı nazara vererek, seyrine doyulmayan en muhteşem tabloları müşâhedeye davet etmektedir.

10. "Gökleri ve yeri ve bunlar içinde yaratıp ürettiği canlıları varetmesi de O'nun hârika icraatındandır(Şura/29).

11. "Yerin sakinleri, insanlar ve henüz mahiyetini bilemedikleri şeylerden yaratılan her varlığı çift olarak yaratan Allah'ı tesbîh ve takdîs ederiz" (Yunus/36).

12. "Sen dağları görür ve onları yerlerinde duran câmidler sanırsın... Oysa ki onlar, bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sağlam yapan Allah'ın sanatıdır" (Neml/88).

13. "Güneş, kendine mahsus yörüngesinde akıp gitmektedir. İşte bu Azîz ve Alîm olan Allah'ın takdiridir. Ay için de bir kısım yörüngeler tayin ettik. Nihayet o eğri bir hurma dalı gibi hilâl olur, geri döner" (Yâsîn/38).

14. "Semâyı Biz kendi elimizle kurduk ve onu sürekli genişletmekteyiz" (Zariyat/47).

15. "Görmez misin Allah bulutları sürüyor, sonra onları toplayıp birleştiriyor, daha sonra da üst üste yığıyor ve sen yağmurun bunun arkasından çıktığını görürsün. Ayrıca, gökten içinde dolunun bulunduğu dağlar gibi bulutları indirir de onu dilediğine dokundurur, dilediğinden de çevirip uzaklaştırır" (Nur/12-13).

gibi sihirli beyânlarıyla da, bugün hemen herkesin merakla takip ettiği medeniyet hârikalarına esas teşkîl eden, hatta bir kısmını henüz tam anlayamadığımız, pek çok ilmî buluşlara parmak basmakta ve ehl-i insâfı dikkate davet etmektedir.

Yeni Ümit, Ekim 1989, Cilt 1, Sayı 6

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Kürsü

Güvenilir TüccarDürüst

Şayet, sâdık ve emin tüccara, ahirette en kutlulardan müteşekkil olan o üç zümre ile beraber bulunma vaat ediliyorsa... Okuyun

Zihin Harmanı

Kabiliyetleri KullanmaKabiliyetleri Allah Yolunda Kullanma

Allah'ın kendilerine ifade ve beyan kabiliyeti lütfettiği büyüklerimizin, iş sahalarını genişletmeleri dolayısıyla kudsî iman ve Kur'ân hizmetini... Okuyun

Bamteli

Kendim Gibi Döneceğim!..Kendim Gibi Döneceğim!..

Mahkemenin beraat kararının tasdik edilmesinden sonra hemen herkes Türkiye'ye dönüşünüz üzerine yorumlar yapmaya başladı.Seyredin

İslâm'da Meşrepçilik Var mıdır?



İslâm'da meşrepçilik var mıdır? Sahabe-i kiram arasında böyle ayrılıklar oluyor muydu? Birleştirici bir fikir ne olabilir? Okuyun...

Şeytan ve Çağdaş Takipçileri

Şeytan ve Çağdaş Takipçileri

Şeytan, Allah'ın rahmetinden uzak düşmüş, işi azgınlık ve azdırma; varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali'sizdir. Okuyun...
Merhume Refia Gülen'in Vefat Yıldönümü

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Fethullah Gülen Web Siteleri