| Siyah İncilerin Arasında |
|
|
| Aysun Gözütok, Sızıntı, Mart 2008 | |
| 19.03.2008 | |
|
Buralarda (Lagos/Nijerya) seher vakitleri çok farklı oluyor. Aralık ayındasınız; ama yataktan kalktığınızda üşümüyorsunuz. Şöyle buz gibi bir suyla abdest alıp kendinize gelmeyi hayal etmeniz nafile. Günün doğuşu, seheri müjdeleyen kuşların ötüşü bile çok farklı. Gökyüzü farklı, yeni başlayan günün kokusu, rengi, sıcaklığı her şey farklı... Talebelerinizi uyandırmanız için sesinizi farklı renklere bürüyorsunuz. "Hayırlı sabahlar uykucular, fırla yataktan çabuk, gece yatmayı sabah kalmayı bilmezler, sizinle doğan gün ne güzel!" diyebilmeyi istersiniz; fakat kırık dökük cümlelerin arasında sadece gülümsersiniz bu hayalinize. Burada güneş farklı saatte doğuyor belki ama, 'Allahümme ecirnâ'lar 'lâyesyevi'ler aynı. Günü dua ile karşılamalar, "Allah'ım, Sen'den bugünün hayrını, fethini, yardımını, nurunu istiyoruz!" diyerek yakarışlar aynı... Ümitle uyanışlar, sabah telâşı aynı; geç kalan öğrencilerinizin koşturmasını sevgiyle seyretmeniz aynı... Sabah memleket kokan çayınızı içememişsinizdir belki. Şöyle derince içinize çekmek istersiniz havayı, kış mevsiminin soğuk havası burnunuzu sızlatsın istersiniz; ama boşuna... Ne çam kokusu, ne köşedeki fırından çıkan taze ekmek. Dolmuşta Cevşen okumayı özlersiniz okul yoluna koyulunca, her şey farklı burada. Okula adımınızı atar atmaz zar zor söylenen 'günaydın'lar farklı belki; ama bakışlarınızı yakalayıp selâm vermeye çalışan, çantanızı taşımak isteyen talebelerin samimiyeti, duruluğu aynı... Okula ulaştığınızda bütün sıkıntılarınızı unutup, "Rabbim beni talebelerimden ayırma!" diye ettiğiniz dua aynı... Yeni günün heyecanı aynı... Okul biraz farklı; binası, kapısı, penceresi... Âşina çizgiler arasanız da bulamazsınız. Koridorda Hatice Abla'ya kolay gelsin demek, talebelerin her gün nasıl da okulu kirlettiğinden bahsedip dertleşmek istersiniz; ama yoktur ki ne Hatice Abla ne Sultan Abla... Burada da kapı, pencere sıkı kapatılır; ama soğuk değil, sıcak girmesin diye. Bazen sıcaktan ders anlatamaz hâle gelirsiniz, bazen jeneratör sesleri eşlik eder dersinize. Koridoru, merdiveni, sınıf kapısı hep farklı ama, sınıfa girdiğinizde talebelerinizin parlayan gözlerle size bakmaları aynı... Anlatacağınız konuyu beklemeleri, ödevini yapmayanların kaçamak yapmaya çalışmaları, defterlerini unutmaları, kalemlerini kaybetmeleri aynı... Özür için buldukları bahaneler aynı, masumiyetleri aynı... Öğretmenler odasının o koyu muhabbetleri daha da koyulaşmıyor sıcak çay ve simitle. Paylaşamıyorsun dertlerini uzaklardaki dostunla. Teneffüste oturup söğüdün altına, anlatamıyorsun derste talebelerin yaptığı muziplikleri ve paylaşamıyorsun öğretmenlerle okulun dertlerini. Şöyle hakiki öğretmenliğin anlatıldığı, bir kere daha bu mesleği nasip ettiği için Rabb'inize şükretmenize vesile bir öğretmenler gününüz yok burada. Burada öğretmenlerin dilleri, milletleri, hattâ kabileleri farklı... Ama kendi dillerinde 'Kolay gelsin!' deyişlerindeki samimiyetleri aynı 'Dün akşamın nasıl geçti?' diye sorup zar zor cevap vermenize yardım etmelerindeki insanlık aynı, nezaket aynı, diğerkâmlık aynı... Burada 'ah bizim zamanımızda' diye başlayan uzun konuşmalar yapacak, dertleşecek veli bulamazsınız. Zamane gençlerinin bizimkine nazaran ne kadar şanslı olduklarından bahis açmak da pek mümkün değil. Belki konu ülkede eğitimin ne çok geliştiği de değildir. Burada veli diyaloglarımız biraz kısıtlı... Evet, cümlelerin 'Ülkemize hoş geldiniz!'le başlaması farklı farklı olsa da, 'Bizim çocuk, sizden çok bahsediyor; sizi de, dersinizi de çok seviyor.' denmesinden duyduğunuz mutluluk aynı ve hak etmeyişinizi düşünüp Rabb'inize şükranla mukabeleniz aynı... Burada havanın ağırlığından dolayı daha yorgun dönüyorsunuz okuldan. Şöyle akşamı haber veren günün yorgunluğunu sizden sıyırıp alacak bir rüzgâr beklemek faydasız. Balkonda akşam muhabbetlerine haşaratlar izin vermez işlerinizden zaman bulabilseniz de. Sokak lâmbaları öyle hemen yanıvermez, zaten çoğu yerde yoktur. Çoğu ev elektriksiz merhaba derken geceye, jeneratörler bozar karanlığın sessizliğini. Buralarda güneşin doğuşu gibi batışı da farklı; ama akşam dualarınız, gününüzü muhasebe ile kapamanız, yapmadıklarınıza keşkeleriniz, nasip olanlara elhamdülillahlarınız aynı... Günahlarınızdan dolayı üzüntünüz, inkisarınız, bugünü de değerlendiremedim mülâhazalarınız, 'belki yarın'larınız, plânlarınız aynı. Rabb'inizin merhametinden ümidiniz aynı... Burada farklılıklarda yaşadığınız aynılıklar var. Burada çok şey farklı ama, aslında her şey aynı. Her şeyin değişeceğini düşünerek çıktığınız yolda, maalesef gaflet aynı, şeytan aynı. Evet, burada gözler farklı ama, gözlerdeki parıltı aynı. İnsanlar farklı ama, insanlık aynı. Diller faklı ama, tebessüm aynı. Ve anlıyorsunuz ki ne kadar farklı da olsa gözün, kaşın rengi; gözyaşının rengi her yerde aynı. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








