| İyi, Kötü, Çirkin |
|
|
| M. Nedim Hazar, Zaman | |
| 23.03.2008 | |
|
Ama hukuk ve adalet de herkes için geçerlidir, adı değil İlhan Selçuk, kim olursa olsun herkes sorgulanabilir, gözetim altına alınabilir ve suçu varsa cezasını çeker... Nasıl? Tam Andıç Medyası'nın sözde demokrat, yarı özgürlükçü, jakoben laikçilerinin ağzıyla yapılan bir giriş oldu değil mi? İlhan Selçuk'u merakla takip eden gazetecilerden biri olarak konu hakkında elbette bir fikrim var. Selçuk'un 71 Muhtırası döneminde de, Cumhuriyet'in Hasan Cemal Eylemi sırasında da üstlendiği rolü çok iyi bilenlerdenim. Keza 80 Darbesi sonrası yaşadıklarını, zorunlu da olsa demokrasi için verdiği mücadeleyi de hem kendi kaleminden, hem de kendini anlatan kalemlerden okumuşluğum var. Aynı Selçuk'un gazetesine son dönemde biçtiği rol ile beraber, cumhurbaşkanı seçimi öncesinde yazdıklarını, yaptıklarını da çok iyi hatırlıyorum. Lakin konumuz bu değil... Konumuz İlhan Selçuk'un gözaltına alınmasıyla 'vay efendim nasıl olur'cuların gerçek yüzlerine daha yakından bakmak. Zira onlar için olaylar ve insanlar hep ikiye ayrılır. Bir de üçüncü kısım vardır ki, onlar hep 'çirkin'dir, gelişme ne olursa olsun fark et etmez, fikirleri değişmez... Örneğin Şemdinli savcısı 'kötü'dür onlar için, AKP'yi kapatmak isteyen savcı iyi... Keza Ergenekon savcısı da bu 'kötü'lerden biridir, tıpkı Sarıkaya gibi görevden alınmalıdır. Pisliğin kendilerine ulaşmasından çekindiklerinden midir, yoksa yaşam kalitelerinin eskisi kadar olmayacağından korktukları için midir bilinmez ama böyleler. Bunun için jakoben ve dogmatik bir laiklik üretmişler, sımsıkı sarılıp aynı teraneyi mırıldanıp duruyorlar. Daha önce de sormuştum; siz hiç fikir suçundan ve demokrasi isteğinden dolayı suçlanan, yargılanan medya patronu yahut yazarı duydunuz mu? Neyle suçlandılar hep? Banka boşaltmak, yolsuzluk, hortumculuk, kanunsuz kredi bilmem ne şekil ihale ve iş yatırımı vs. vs. Dolayısıyla konuşlandıkları konumun fikir ile, demokrasi ile, özgürlük ile zerre kadar ilgilerinin olmadığına inanıyorum... Bir patronun yanındayken onun dalkavukluğunu yapınca diğer patrona -yüklü bir paraya- transfer olunca iyi ve kötü kavramlarının tamamen değiştiğini görmek mümkün. Transfer olunca ya yeni gazetelerinde eski patronlarına giydirip, kirli çamaşırlarını ortalığa saçıyorlar yahut kitap filan yazarak 'al bakalım nasılmış?' diyorlar! Onlar için gazete basmanın iyi ya da kötü oluşu, basılan gazeteye göre değişiyor. Örneğin Nokta Dergisi ise kıllarını bile kımıldatmayıp, içten içe 'iyi oldu puştlara' (bu terim de yine kendi kullandıklarındandır) derken, Cumhuriyet için özgürlük savaşçısı kesiliyorlar. Bir densiz savcının ismiyle makale yazarken lanetleyip 'kötü' ilan ediyorlar ancak kendileri sabahtan akşama kadar 'Tayyip, Fethullah' diye yazmaya utanmıyorlar. Bu 'iyi' bir şey sanırım! En asgari nezaket kurallarını bile kendi kıstaslarına göre kamplaştırıyorlar. Birileri İlhan Selçuk'un Amerika'ya çağrı yapmasını, din adamlığına soyunmasını, gazetesini siyasi bir platforma dönüştürmesini eleştirince 'hedef gösteriyorlar' diye ciyaklıyorlar, ancak kendi gazetelerinde, internet sitelerinde, örneğin Fehmi Koru'yu apaçık hedef göstermekten haz alıyorlar. Yeri gelmişken ifade edeyim, bu ülkede 'Orhan Pamuk akıllı olsun akıllı' diyen beyni yıkanmış psikopat sayısı az değildir, yarın Fehmi Koru'nun başına bir şey gelirse sorumlusu Andıç Medyası'dır belirteyim... Bir de 'çirkin'leri var tabii.. Ağzıyla kuş tutsa bile yaranamayacak, ne yaparsa yapsın, insan olduklarını, demokrasi talep ettiklerini, huzur ve adalet istediklerini duyuramayacak olanlar. Başı örtülüdür yahut bir siyasi partinin insanıdır fark etmiyor. Onlar doğuştan 'çirkin' çünkü... Lakin onlara bir müjde vereyim. Bu kirli filmin sonuna gelinmiştir. Sadece ülkemizde gösterimde kalan 'iyi, kötü, çirkin' senaryosu vizyondan kalkmalıdır, kalkacaktır da... |
|
| Son Güncelleme ( 24.03.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Elbette 80 küsur yaşındaki bir adamın gecenin bir yarısı evinden apar topar alınıp emniyete götürülmesi hoş değil. Ve elbette demokrasilerde her şey açık ve net olmalı. 'Çete' adı altında yapılan operasyonlarda muhalif sesleri kıstırmak ahlaka ve demokrasiye sığmaz.




