| Okul Sevdası |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 27.03.2008 | |
|
Türk okulunda temizlik işlerinde çalışan bir bayan vardı. Bir gün bir konuşma esnasında kendisinin inşaat mühendisi olduğunu söyledi. O an hayli şaşırmıştım ve kendisine şu soruyu sormadan edemedim: "İnşaat mühendisi iken böyle bir işi nasıl kabul ettiniz? Temizlik işçisi olarak çalışmayı gurur meselesi yapmadınız mı?" Kadın hiç tereddüt etmeksizin kararlı bir ses tonuyla bana şu cevabı verdi: "Hayır! Çünkü çocuğum başarılı ve zeki bir öğrenci. Benim burada çalışıyor olmamın onun böyle bir okulda eğitim alması adına daha avantajlı bir durum oluşturacağını düşündüm. Çocuğum için böyle bir fedakârlığa katlanmak benim için daha onurlu ve beni daha fazla mutlu eden bir durum." Bu vakayı dinledikten birkaç gün sonra, bir akşam yemeğinde, yine yurt dışında bulunmuş ve iş görüşmeleri dolayısıyla bulunduğu ülkenin üst düzey devlet yetkilileri ve bürokratlarıyla sık sık görüşme imkânı elde eden bir başkası, söz okullardan açılınca şu intibaını aktardı: "Bulunduğum ülkede üst seviyede devlet yetkilileri ve bürokratik kesimden insanlarla iş icabı birçok görüşmelerim oldu. Çocukları Türk okullarında okuyan kişiler, bu sebeple kendilerini talihli olarak görüyor, her fırsatta bu durumu bir iftihar vesilesi olarak anlatıyor, bize karşı duydukları hayranlık ve minnet hislerini gizlemeksizin açıktan açığa sık sık ifade ediyorlardı. Okulların giriş imtihanlarına girip de başarılı olamayan öğrencilerin velileri ise kendileri için okul yetkilileri nezdinde aracı olmamız için ricada bulunuyorlardı. Okullar bizim için hakikaten ciddi bir itibar ve kredi vesilesi." Bilenler bilir; bu ve benzeri binlerce tespit ve kanaatleri binlerce kişiden dinleyebilirsiniz. Ayrıca dikkat çekilmesi gereken husus, bu itibar ve saygınlığın üç değil, beş değil, onbeş değil, şu an "otur say" deseler oturup sayamayacağımız ölçüde, bütün bir yeryüzü sathında gerçekleşmiş/gerçekleşiyor olması. Kesin ve net bilgi sahibi değilim ama medyadan izleyebildiğim kadarıyla Türk eğitim gönüllülerinin okul, dil kursu, kültür merkezi vb. herhangi bir eğitim kurumu vesilesiyle bulunmadığı ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek ölçüde. Öyle ki, bazen ismini ilk defa duyduğumuz, "haritada göster" dediklerinde hemen gösteremeyeceğimiz, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığımız ülkelerde dahi karşınıza bir eğitim yuvası çıkıveriyor. Şimdi inkâr edilemez bir vaka, gündüz gibi apaçık bir hakikat olan bu manzara karşısında elimizi vicdanımıza koyup şu sorulara cevap bulmaya çalışalım: Türkiye'nin ve Türk insanının, sadece bulunduğu coğrafyada değil, bütün bir beşer coğrafyasında itibar ve saygınlığının artmasından, yükselen bir yıldız haline gelmesinden kim ve kimler rahatsız olur? Rahatsız olmak bir yana, olmadık iftira ve karalama kampanyalarıyla bu eğitim faaliyetlerini kim ve kimler durdurmak ve bitirmek ister? Elbette ki, Türkiye ve Türk insanı için sayamayacağımız ölçüde fayda ve maslahatları bulunan bu okullardan rahatsız olan, onları engellemek ve baltalamak isteyenler toplumun bütününe nispetle az bir yekûn teşkil etmektedir. Evet, 80'li yılların ortasına doğru Türkiye'de, 90'lı yıllarda Orta Asya ve Balkanlar'da ve şimdilerde yedi iklim dört bucakta serpilip gelişen eğitim kurumları Anadolu insanının kahir ekseriyeti tarafından alkışlanıp takdir edilmiş, ondan öte maddi-manevi teşvik ve desteklerle sahip çıkılmıştır. Zaten bu ölçüdeki bir hareketin ancak toplumsal bir tabanla bu noktaya gelebileceği, bütün bir toplumun sahiplenmesiyle böyle bir açılımın gerçekleşebileceği sosyolojik bir realite olarak karşımızda durmaktadır. Fakat farklı uçlarda dahi olsa bazı marjinal grupların bu okullara karşı amansız ve mütemadi husumet tavırları içerisinde olduğu da herkes tarafından bilinmektedir. |
|
| Son Güncelleme ( 27.03.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Geçenlerde bir dost meclisinde Orta Asya cumhuriyetlerinde iki yıl bulunmuş bir esnaf arkadaş Türk okullarıyla ilgili başından geçen şöyle çarpıcı bir hadiseyi anlattı:




