İbretlik Hatıralar (18) Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 102
Kötüİyi 
Osman Şimşek, herkul.org   
31.03.2008

Muhabbet ve şefkat mesleğine gönül vermiş sevgili dostlar,

Sıla ile gurbet, hatta "tatlı su kaynağı" ile bütün dünya arasında nurdan bir köprü kurma, hiç olmazsa teknolojinin imkanlarını kullanarak Allah için sevenleri birbiriyle buluşturma niyetiyle açtığımız ve www.herkul.org adresinde insanlığın istifadesine sunduğumuz İnternet dergimiz yayına başladığından bu yana her hafta yüzlerce elektronik ya da normal mektup alıyoruz. "İrtibat" kısmındaki, "Sayfamızla alâkalı çalışmaları sadece iki-üç kişilik bir heyetle yetiştirmeye gayret gösterdiğimiz için şahsî selâm, şahsî problem ve herhangi bir konudaki yardım taleplerini ihtiva eden mesajları dikkate alamayacağımızı belirtir, bu hususta anlayış gösterilmesini ve affınızı dileniriz." ikazına rağmen, bebeğine isim istirham edeninden iş isteyenine, bir probleminin çözülmesi için dua ve yardım dileyeninden herhangi bir konuda master tezi seviyesinde malumat bekleyenine kadar pek çok okuyucumuzun onlarca talebine muhatap oluyoruz. Aslında, bu rağbetten şikayetçi değiliz; ne var ki, içinde bulunduğumuz şartların zorluğundan dolayı birbirinden değerli insanların arzularını gerçekleştirememenin üzüntüsünü ve çoğu zaman hem sâili kırmama hem de onca meşguliyeti bulunan, muzdarip Mesul'e eziyet etmeme arasında kalmanın elemini yaşıyoruz.

Özellikle son aylarda, bazı medya organlarında dergimizin çokça zikredilmesinin de tesiriyle, hemen her kesimden insanın Kırık Testi'den ve Bamteli'nden haberdar olmasının akabinde, Muhterem Hocamıza ulaştırılmak üzere "helallik alma" kasdıyla yazılmış mesajlarda büyük bir artış meydana geldi.

Geçen haftaki bu türden e-maillerin birinde, ismini vermek istemediğim bir okuyucumuz, şöyle diyordu:

"Saygıdeğer M. Fethullah Gülen Hocaefendi'ye,

Vaktiyle, gaflete dalıp zatınıza ağır bir kelime kullanmış ve gıybetinizi etmiştim. Maalesef, ruh hastası olduğunuzu söyleyen bir adama katılmış ve onun iftiralarını tasdik mahiyetinde aynı çirkin sözleri tekrarlamıştım. Bu hadisenin üzerinden dört ay geçmişti ki, kendim ruh hastası oldum. Halen psikolojik tedavim sürüyor. Ancak, bir süredir Risaleleri okuyorum ve artık Cenâb-ı Hakk'ın affetmediği kul hakkına dair hiçbir şeyin üzerimde kalmasını istemiyorum. Hem Allah Teâlâ'dan bağışlanma talep ediyor hem de sizden hakkınızı helal etmenizi diliyorum."

Evet, yüzlerce mesajı Aziz Hocamıza ulaştırmamız mümkün değil; fakat, bu samimi istek bir sohbet esnasında aklımıza gelince ve bir münasebet zuhur edince Hak Sahibi'ne meseleyi arz ettik. Şefkat İnsanı şu sözlerle mukabelede bulundu:

"Şayet bundan sonra namazlarını kılarsa, bütün hakkım helal olsun. Hem belki onun şifası namazdadır. Dilerim, adanmış ruhların şahs-ı manevîsine zulüm ve haksızlık yapmamıştır. Söz konusu olan sadece bir ferdin hakkıysa, o insan hakkından vaz geçer, "helal ettim" der ve olur biter. Madem ki, bir insan hatasını anlamış ve helallik alma civanmertliğini göstermiş, onun muhatabına düşen de artık hak arayışında olmamak, onu büyük bir vebal altında bırakmamak ve affetme âlicenaplığını ortaya koymaktır."

Evet, bir mü'min için tevbe kapısı her an açıktır; ne var ki, insan, altından kalkılmaz hesaplarla ötelere gitmemek için hep temkinli davranmalı, sürekli nezih yaşamalı, ezkaza kirlenmişse hemen temizlenmeye çalışmalı; elinde fırsat varken günah ve kul hakkı gibi ağırlıklardan kurtulmanın yollarını araştırmalıdır. Gıybetini yaptığı, hakkını yediği, kötülük ettiği herkese ulaşmanın ve onlardan helallik almanın bir yolunu mutlaka bulmalıdır. Aksi takdirde, insan, hem dünyada gayretullaha dokunmuş olma hem de görülmemiş hesaplarla ahirete yuvarlanma tehlikesiyle burun buruna sayılır.

Gayretullaha Dokundu!..

Kıymetli Arkadaşlar,

Helallik dileyen o samimi insan, hastalığının sebebinin Hocaefendi hakkındaki kötü sözleri olduğunu, çirkin isnatlara iştirak ettiğinden dolayı gayretullaha dokunduğunu; dile doladığı aynı maraza -bir şefkat tokadı olarak- kendisinin tutulduğunu ve devayı da ancak çamur attığı masumun bağışlaması sayesinde bulacağını ima ediyordu. Bu mülahazalara cevap sadedinde, Aziz Hocamız şunları söyledi:

 "Hastalığın sebebi budur!" diyerek kestirip atmak doğru değil; işin hakikatini Allah bilir. Şahsen, bana karşı yapılan bir haksızlıktan dolayı gayretullaha dokunulmuş olacağını hiç düşünmem; şahsımın maruz kaldığı haksızlıkların azab-ı ilahiyi celbedeceğine ihtimal vermem. Fakat, zulüm gören kim olursa olsun, mazlumiyetin kerametine her zaman inanmışımdır. Bir de, hayatım boyunca hiç kimseye bilerek kötülük yapmadım. Bu itibarla da, eğer bazı kimseler dinime bağlılığım, Rasûl-ü Ekrem'e intisabım ve Kur'an-ı Kerim'e hizmet cehdimden dolayı fakire karşı düşmanca duygular besliyor ve hasımca davranıyorlarsa, Cenâb-ı Hak bu yüzden onları cezalandırabilir. Bazen zâhiren küçük görülen bir şer, bardağı taşıran son damla olabilir.

Şu menkıbeyi bilirsiniz: Bir deve kervanı yola koyulmuş giderken fakir bir derviş önlerine çıkar ve kervancıbaşına kendisini de aralarına almaları ricasında bulunur. Kervancıbaşı adamcağızın isteğini kabul eder ve beraberce yola revan olurlar. Bir zaman sonra haramiler kervana saldırır ve gariplerin bütün eşyalarını alırlar. Bir aralık, eşkıyânın reisi, dervişe de malı olup olmadığını sorar. Hak dostu, "Benim hiç param yok, ama kervancıbaşının bürümcek bir gömleği vardı, onu almayı unutmuşsunuz." der. Haramîler hemen koşar, kervancıbaşının heybesini yeniden arar ve pek değerli gömleğine de el koyarlar. Uzun süre hiçbir şey söylemese de dervişe karşı kervancıbaşının gönlü çok kırılır. Öyle ya; onca iyiliğine mukabil maruz kaldığı tavır kolay kolay kabul edilebilecek cinsten değildir. Bütün sermayelerini kaybeden mazlumlar, çaresiz bir halde bekleşirlerken devletin askerleri çıkagelir ve haramilerin hepsi derdest edilir. Nihayet, gasbedilen mallar sahiplerine geri verilir. İşte o zaman kervancıbaşı dervişe yaklaşır ve der ki, "Baba aşkolsun! Ben sana o kadar iyilik yaptım, sen de tuttun, benim biricik gömleğimi de şakîlere haber verdin." Hak dostunun cevabı düşündürücüdür: "Oğul, niyetim sana kötülük yapmak değildi; bu haramiler halka o kadar gadretmişlerdi ki, baktım zulümlerinin gayretullaha dokunmasına dört parmak kalmış.. senin gömleğinin işte o dört parmak yerine geçmesiydi muradım."

Evet, bu bir menkıbedir; fakat, çok önemli bir hakikati nazara vermektedir: Her kötülüğün gayretullaha dokunma kertesi vardır. Bir zâlim belki başlangıçtaki onca cevrine rağmen tecziye edilmeyebilir; ama bir, iki, üç... derken, öyle bir sınıra varır ki, o noktada zulüm arz u semanın tahammül edemeyeceği bir keyfiyete ulaşır ve ilahi gazaba davetiye çıkarır.

Merhum Yaşar Hoca'dan dinlemiştim; kendi başından mı geçmiş, yoksa bir arkadaşından naklen mi anlattı bilemeyeceğim. Bir çeşmenin başında kovasını doldururken, bağışlayın, orada beygirini sulayan birisi haksız yere buna bir tokat aşketmiş. Hoca, belki gözyaşları içinde kovasını doldurmuş ve hüzünle Pirinin yanına gelmiş. Onun halini görüp hadiseyi öğrenen Hazret, heyecanla "Aman" demiş, "Derhal oraya git ve o zata hakkını helal ettiğini söyle!" Hoca, koştura koştura çeşmenin başına varmış. Fakat, bir de ne görsün; beygir bir tekmeyle sahibini yere sermiş, adam kıvranıp duruyor.

Mazlumiyetin Kerameti

Muhterem Hocamız, aynı sohbetin devamında kendi başından geçen şu vakıayı da anlattı:

Askerliğim sırasında, Salih Özcan Abi hacca gidecekti. Bir pazar günü çarşı iznine çıkıp onu ziyaret etmeyi, mukaddes topraklara uğurlamayı ve duasını almayı çok arzu etmiştim. Gidip başımızdaki nöbetçi âmirden izin istedim. Daha ne dediğimi bile anlama zahmetine katlanmadan adam bana öyle bir tokat attı ki, şayet zayıf ve güçsüz birisine o şekilde vursaydı, hastanelik ederdi. O tarihte yirmi iki yaşındaydım; güç ve takatim yerindeydi; ama daha o zamandan tabiatım itibarıyla kaba kuvvetten hoşlanmazdım. Çok üzüldüm, biraz sarsıldım; fakat, "Lâ havle velâ kuvvete illa billah" deyip, o gaddar adamı Allah'a havale ettim. O gün dışarı çıkamadım, Salih Abi'ye de gidemedim; "Ne yapsam ki?" diye düşünürken, her zamanki inşirah mekanım olan mescide gitmeye karar verdim. Bir müddet Kur'an okudum, namaz kıldım; sonra da oradaki iki arkadaşa bazı hakikatleri anlatmaya çalıştım.

Meğer, biz mescidde sohbet ederken bazıları da bir yerde toplanmışlar; masa kurmuş, içki içmiş, sarhoş olmuş, bağırıp çağırmış ve sonra da kavgaya tutuşmuşlar. Bana vuran o adam öfkesine hakim olamayıp birini bıçaklamış ve cürm-ü meşhud halinde (suçüstü) yakalanmamak için kaçıp bir yere saklanmış.

Beni çağırıp demezler mi; "Falan, şöyle bir cürüm işledi; sizi onu bulmak üzere vazifelendiriyoruz!" Tabii, bir ekip kurup mücrimi yakalamam için beni tavzif edenler, sabahki hadiseyi bilmiyorlardı. Silahlarımızı aldık, adamı aramaya başladık. Ben bir aralık yine bir vesileyle mescide uğradım. Bu defa da imam efendi, "Aradığınız adam bizim koğuşta saklanıyor." demez mi?!. Bir an, maruz kaldığım zulmün hesabını sormak geçti aklımdan; "Değil mi ki, zaten onu yakalamakla vazifeliyim; gidip başucuna dikileyim, önce tüfeğin dipçiğiyle bir dürteyim ve akabinde sabahki tokadın cezasını bir güzel ödeteyim!" dedim kendi kendime. Fakat, hemen toparlandım; içimden "Cenâb-ı Hakk'a havale et, Allah'tan bulsun!" diyerek vazifemin icabını eda etmekle yetindim. Ben karakterimin gereğini yerine getirdim; o ise, haksız yere attığı bir tokadın bedelini belki yüz katıyla ödedi.

Daha evvel de ifade ettiğim gibi, bu benim değil, mazlumiyet ve mağduriyetin kerametidir. Belki herkes kendi hayatını gözden geçirse, benzer hadiselere şahitlik etmiş olduğunu görecektir. Zira, Cenab-ı Hak bazen mehil verse de, zalimleri asla ihmal ve iflah etmez. Şu kadar var ki, çoğu zaman mazlum için Allah'ın gayretine dokunduracak liyakati kesbetmesi şartı aranır. Eğer o, bu seviyenin eri değilse ve yöneleceği kapıya tam yönelememişse ceza geciktirilebilir. Bugün müslümanlara revâ görülen zulmü ve bu zulmün gayretullahı galeyana getirip getirmeyeceğini de bu zaviyeden değerlendirmek gerekir. Evet, Mevlâ-yı Müteâl, âdil-i mutlaktır. Bir hikmete binaen bazı zalimlerin cezalarını bir süre geciktirse bile, mazlumların öcünü bir gün mutlaka alır. Bir kısım haksızlıkların hesabını burada bitirir; küfür gibi daha büyük zulümleri ise Mahkeme-i kübraya bırakır.

"Hocaefendi'ye Dokunan Yanıyor!.."

Can Dostlar,

Muhterem Hocamızın bu sözlerini dinlerken son günlerde moda olan başlık aklıma geldi: "Hocaefendi'ye Dokunan Yanıyor!.." Bazı gazete ve televizyonlar bu başlıkla, Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları soruşturması kapsamında tutuklanıp cezaevine konulan bir yazarın (!), çok çirkin bir haldeyken çekilmiş gizli görüntüleri ortaya çıkan eski bir savcının ve Başbakan'a küfür de dahil pek çok hakaret ve tehdit dolu konuşması Youtube'a düşen bir savcının başlarına gelenleri büyük bir komplonun parçaları olarak göstermeye çalışıyor; bu komployu da Hocaefendi'ye yakınlığıyla bilinen (!) kimselerin yaptığını ima ediyorlar.

Muhterem Hocaefendi'yi bilen biliyor; bilmeyenler de şu sözlerinde onun karakterinin ana hatlarını bulabilirler: "Kimseye karşı nefretim yok. Otuz seneden beri aleyhimde yazı yazan bir insan bile öbür âlemde karşıma çıksa, zannediyorum, orada kendi mutluluğumu unutur, elinden tutup onun için bir iyilik yapmak isterim. Otuz sene boyunca hilaf-ı vakî beyanlarını köşesine taşımaktan hiç sıkılmayan ve belki bin defa tekzip edilmesine, tashih ve tazminat davalarında suçlu bulunmasına rağmen yine de karalama kampanyasını sürdüren, hatta iftiralarıyla başkalarını da idlâl eden bir insan hakkındaki mülahazam bile bu istikamettedir ve bu benim ruh haletimin gereğidir. Sun'î Mevlânâlık yapmıyorum; içime Allah'ın koyduğu şefkati seslendiriyorum. Ben insanım; bu düşüncemi de insanlığımın icabı sayıyor ve öbür türlüsünü karakter bozukluğu, cinnet ve hezeyan olarak kabul ediyorum."

Evet, dünyadaki en büyük isteklerinden birisi, kendisine kötülük edenlere iyilik yapmak olan Muhterem Hocamızı bu hissiyatıyla tanımayanlar ya da koca koca cürümlerini örtmek için perdeler arayanlar, onu ve sevenlerini zan altına atmaya çalışıyorlar. Hocaefendi'nin en yararlı beyanlarını sağa-sola çekip bölen, parçalayan ve montajlarla farklı kalıplara ifrağ ederek tahribin en utandırıcı örneklerini malzeme olarak sunan bir figüranın, eline tutuşturulan iftiralara hakikat süsü vererek yazdığı iddianamesiyle dava açan eski bir savcının ve beraat kararını hazmedemeyerek "illa mahkumiyet" deyip işi yokuşa sürmek için her yola başvuran bir müddeiumuminin kabahatlerini örtbas etmek için uğraşıyorlar. Gerici (!) saydıkları insanlarla alâkalı en küçük bir isnadı kaynağına hiç bakmadan değerlendirip yargısız infaz yapanlar, bu adamların foyalarını ortaya çıkaranların peşine düşüyor ama kirli çamaşırları ortaya dökülenlerin rezaletlerini görmezlikten geliyorlar.

Sahi, "çete" suçlamalarına montajlı kasetleri delil sayanlar, bugün kendi iç yüzlerini bütün çıplaklığıyla ortaya çıkaran kayıtların çehresinde kaderin cilvesini ve gayretullahın tecellisini niçin hiç göremiyorlar? Hocaefendi'nin üzerine attıkları çamurun -hem de o Mazlum'un beraat ettiği günlerde- kendi eteklerinden akmasını manasız mı sanıyorlar?!. Belki ıstılahlarında yeterli tabirler mevcut olmadığından işin hakikatini tam kavrayamıyorlar.

Hadi, kendilerinin ya da yandaşlarının kabahatlerinin fâş edilmesini inananlara yamamayı becerdiler sayalım; acaba "Düğmeye ben bastım!" diyen adamın asansör boşluğuna yuvarlanıp düğmeye dokunan elinin ve parmaklarının kırılmasını nasıl izah edecekler? Onu da o çukura Hocaefendi tâ suyun ötesinden uzattığı kollarıyla itmedi ya!.. Acaba, "Fethullah Hoca'ya ve taraftarlarına kan kusturacağım" diyerek tehditler savuran bir zavallının, hazırladığı komplo planlarının hemen akabinde yakalandığı kanser sebebiyle kan kusa kusa ölmesini ne ile açıklayacaklar?!. Ne diyelim; keşke hiç olmazsa "gayretullah"a dokunacak ölçüde zulüm işlemeselerdi.

Yanında Kanber Olmalı

Kıymetli Arkadaşlar,

Eşrârın bahsi rahmeti inkıtaya uğratır. Bu haftaki beraberliğimizin rahmetten mahrum bir halde sona ermesine gönlüm razı olmuyor. Bu yüzden, yine lafı uzattığımı bile bile geçen günlerde kaydettiğim ve yukarıdaki ifadelerden maksadımın bir insanı göklere çıkarmak değil, hakikati nazara vermek olduğunu izah edeceğine inandığım notlarımdan birkaç paragrafa daha yer vermek istiyorum.

Aziz Hocamız kendisi hakkındaki hüsn-ü zanların ve medh ü senaların söz konusu edildiği bir sırada, gönlünün arzuladığı ve aradığı yârânlarla alâkalı şu cümleleri terennüm etti:

Bizim mesleğimizde haddinden fazla medh ü sena etmek, müfritane âlî makam ve mansıplar vermek değil, fevkalâde sadâkat, sebat, irtibat ve ihlas esastır.

Ben de dostlarımda vefa, sadâkat, teslimiyet ve bağlılık arıyorum; bunlara çok önem veriyorum. Bana üstün pâyeler biçilmesini değil, mefkuremize vefa ve sadâkat ortaya konulmasını arzuluyorum.

Şayet, hakkımda "cami imamı" denilmesi bir pâye ise, onu da istemiyorum. Gerçi, o kadarını bile kendime fazla görüyorum. İmamlık yaptığım zaman da bu sıfatı kendim için fazla buluyordum. İmamlığın kalıbı da uymuyor bana, numarası da... Evet, o kadar bir pâye verilmesini dahi beklemiyorum.

Ne denli sâdıksınız, ne ölçüde vefalısınız ve size ne kadar güvenebilirim?!. Allah nezdinde de, kendi ruh dünyamda da kıymet ifade eden hususlar bunlardır.

Bu yolda hep beraber yürüme azminde misiniz? Allah için her türlü fedakarlığa katlanmaya âmâde misiniz? Hizmetlerinizi maddî-manevî çıkarlarınıza vesile kılmayacak kadar beklentisiz misiniz?

Lâfügüzâfa doydum ben; hiç hoşlanmam "Biz, sizinle ölmeye geldik!.." gibi sözlerden. O kararlılığınızı ve samimiyetinizi davranışlarınızda ve sarsıntısız duruşunuzda görmek isterim... Hatta, rüyalarıma dahi vefa ve sadakatinizle girmenizi beklerim; misal âleminde bile, bir çukura yuvarlanacağım anda, benden evvel kendisini oraya atıp benim düşmemi engelleyecek kâmet-i bâlâlar isterim.

Alvar İmamı,

"Dilber-i gülber isterem,
Ruhleri ahmer olmalı,
Fatih-i Hayber isterem,
Yanında Kanber olmalı." der.

Evet, ben de meddah değil, Kanber isterim...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
serdar  - şifa arıyorum   |2008-06-04 04:35:26
ben ortaokul yıllarımda sizin eserlerinizi okuyordum.Neden bilemiyorum daha sonra kendime benzeyenlerden nefret etmeye basladım.
Herkes
atak,saldırgan olsun sadece ben dinleyen sessiz geri planda olayım istiyorum.Bun dusuncelerden bı turlu kurtulamıyorum.Bılgısı olanlardan
Allah(CC)rızası için yardım istiyorum.Eskisi gibi olmak istiyorum.
mehmet  - BİZE HAYATI SEN ÖĞRETİYOSUN SEVGİLİ HOCAM....   |2008-05-12 23:56:09
Sevgili hocam senin bu millet için yaptıkların saymakla bitmez herşeyden öncesi geçmişimizde bizi iç savaştan kurtaran sen, siyasi
düşüncelerimiz ne olursa olsun bizim kardeş olduğumuzu bunun herşeyden önemli olduğunu anlatan öğreten sen ve tabiki sen nerede olursan ol
senin verdiğin emekler ve senin yanında olan kardeşlerimizin sayesinde biz gençlerin maddi ve manevi eğitimine çok büyük katkılarda bulunan
yine sen.T.C DEVLETİ için bunca büyük i...
vesile  - özlenen gönül insanına   |2008-05-12 18:21:05
hocam sizin vesilenizle açılmaya başlanan okullarda çok iyi bir egitim alıyoruz ve bu asırda dinimizi hakikatlarıyla ögrenmeye çalışıyoruz
tüm müslümanlara dua istiyoruz
huriye şentürk  - cenab-ı hakk herbirinizden razı olsun   |2008-05-12 17:23:20
cok değerli hocam dualarınızı üzerimizden eksik etmeyiniz.dualarınıza ihtiyacımız var.
Üzeyir YAĞCI   |2008-05-01 13:27:19
Bu samimiyetin v maneviyatın karşısında oturup ağlanır,gözlerimiz dolu dolu oluyor.Kalbimiz kıpır kıpır oluyor.Başka alemlere kucak
açıyoruz.Bize maneviyatımızı hatırlattığı ve yol gösterdiği için s.hoca efendiye teşekkür ederim.Tüm ümmeti müslümanlara dua
istiyoruz.
mukaddes gürbalıkcı  - uzaklardaki en yakın   |2008-05-01 05:56:26
canım hocam sizi cok seviyorum sizi bana sevdiren herkestenRabbim razı olsun hocam benim ve tüm ümmet icin duada bulunursanız cok memnun olurum
Rabbim sizden razı olsun tüm hocalarımızdanda
göksel  - doğru sözlere ne denir   |2008-04-27 23:46:31
Evet insanlığın ihtiyacı neyse Rabbi miz onları bize veriyor.Et süt balık tan oluşan ve çoğaltılacak yiyecekleri veren,manevi
açlığımızı giderecek terkipleri hazırlamakta ve bizlere sunmaktadır.Bir pazar günü için okunacak vede içinden çok şeyler çıkarılacak
bir sohbet mi istiyorsunuz bu hatıraları okuyunuz...
NURŞEN GÖÇEBE  - Dualarınızla hocam   |2008-04-27 23:22:36
Şahsi ve menfi çıkarları uğruna şahsınız adı altında yüce dinimize dil uzatan bedbahlar,Allah (C.C.) kahhar isminin tecellisi ile ne hale
gelebileceklerini bilmiyorlar.Biz kimsenin kötü olmasını istemeyen bir dinin mensuplarıyız.Biz ALLAH rızası için severiz.ALLAH (CC) bizi
imandan ayırmasın,ALLAH (CC) o insanlara hayırlı hidayetler versin.Dualarınızı bekliyorum,özellikle hasta olan eşime(HAYRETTİN)ALLAH'ın
selamı üzerinize olsun.
F.ÇETİN  - dua ile   |2008-04-21 19:52:38
HOCAM SİZİ ALLAH cc BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN HOCAM BİZLERE TÜM MÜSLÜMAN ALEMİNE DUA EDİN RABBİM BİZLERİ KORUSUN İNŞALLAH ALLAHA EMANET
OLUN...
sez@i  - haftalik isterik abi   |2008-04-18 07:46:34
abi hatiralar cok guzel.haftalik hazirlayip yayinlamaniz mumkunmu acaba.belki zordur ama size gore biz gurbeteki kardesleriniz dusunup yayinlarsaniz
bizleri buyuk mutluluk gondermis olursunuz.sizler icin turkiye gurbet bizim icinse hocamizdan ayri dusmek.nolur onu bize hep yasatin cunku cok
seviyoruz hocamizi.Allah ebeden razi olsun.duasiz koymayin.izmirden talebeniz sezai.
hasret  - YÜREĞİM OLSA AHHH   |2008-04-16 02:58:38
yüreğim olsa da EVET desem bütün bunlara am yok ne yazık ki....
ebrar şubatlı  - tesekkur   |2008-04-12 13:51:42
İbretlik hatıraların devam etmesini canı gönülden arzu ediyoruz ve bekliyoruz.Allah yar ve yardımcınız olsun.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 30.06.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri