| Kalbin Zümrüt Tepeleri – 4 |
|
|
| Hamdi İşcan, fgulen.com | |
| 12.04.2008 | |
|
Bahsedilen hususa bir misal olması açısından kitabın hemen başındaki üç makale örnek olarak gösterilebilir. "Tâlib, Mürîd, Sâlik, Vâsıl" adını taşıyan ilk makalede "tâlib ve mürîd", ikinci makalede "sâlik", üçüncü makalede ise "vâsıl" isimleri üzerinden esasında bu yolun yolcularının mebdeden müntehâya umumî serencamesi, panoraması resmediliyor gibidir. "Allah gaye, insan yolcu ve yollar mahlûkatın solukları sayısınca" ifadeleriyle başlanan ilk makalenin başlangıcında, Kur'an ve Sünnet perspektifinden bütün hak tarîklere karşı nasıl bir bakış açısı içerisinde olunması gerektiği veciz ve komprime cümleler halinde sıralanmaktadır. Mesela; "İbtidâlar-intihâlar sayılmayacak kadar çok; ama öz itibarıyla da aralarında herhangi bir münâfât yok. Bir yolcuya göre müntehâ sayılan bir nokta bir diğerine göre mücerret talebe bağlı mebde' gibi bir şey. (…) Aslında, eller sımsıkı "hablü'l-metin"de (kopmayan ipte), gözler ve gönüller de Kitap ve Sünnet'in muhkemâtında olduktan sonra, yollar hep Hakk'a uzanmakta ve yolcular da birer hak yolcusu. Konuma göre duruş ve yollarda farklı üslûplarla yürüyüş, dinin ruhundaki vüs'at ve yüsürden, içtihada açık alanların genişlik ve müsamahaya mübtenî olmasından, farklı isimlerin değişik tecellîlerinden ve istidatların tenevvüünden kaynaklanmaktadır." ifadeleri, bu veciz ve komprime cümlelerden bazıları. Zümrüt Tepeleri-4'de konuların ele alınış keyfiyetindeki farklı yönlerden biri de "Vâsıl" yazısının başlığı için konan dipnotta kendini göstermektedir. Burada, muhterem müellif, vuslat ve vâsılın daha önce "Sefer" yazısında (3. cilt/49-55) ele alındığını; ancak burada birkez daha ele alınmasının "vuslata terettüp eden nihaî mevhibeler ve bu mevhibeler karşısında gerekli olan temkin itibarıyla" olduğuna dikkatleri çekmektedir. Ki zannımca burada dikkat çekilen hususu Zümrüt Tepeleri/4'deki diğer makalelere de teşmil edebiliriz. Örneğin "Huşû ve Hürmet" adlı yazıda, genel manada huşû ve hürmet mevzuu ele alınmakla birlikte, bilhassa, nefis ve enaniyet cihetiyle bütün bütün yok olup kendi uzaklığını aşan ve gidip "vuslat" ve "üns billâh" mazhariyetine eren vâsıl için, evet, işte o noktadaki bir hak yolcusu için temkin ve teyakkuz adına dikkat edilmesi gereken hususlar, bağlı kalınması gereken düsturlar ele alınıp işlenmiştir. Dördüncü ciltin sadece konuları ele alış keyfiyetiyle değil, bizzat ele aldığı konular itibarıyla da zirve kâmetlere hitap eden bir kitap olduğu anlaşılıyor. Böyle bir cümle ile, dördüncü cildin sadece zirve kâmetler için yazıldığı, sadece onlara has olduğu manasını kastetmiyorum. Ama sırf teorik açıdan bile olsa konuları anlayabilmek için ciddi bir ön hazırlık ve altyapı çalışmasının yapılması gerektiği de muhakkak. Mesela "Sır Ufku ve Ötesi" yazısını ele alalım. Esasında "sır" mevzuu, ikinci ciltte müstakil bir başlık altında yazılmıştı. Ama burada bir kez daha "sır" ele alınıyor; ancak başlıktan da anlaşılacağı gibi mevzuu "sır"da sınırlandırılmıyor, "ötesi"ne de nazarlar celbediliyor. Sır ki, zaten kendisi "kalbde ilâhî vedîa olan bir lâtife-i rabbâniyedir." Sır ki, "bedende ruh ne ise kalbde de sır odur" cümlesiyle anlatılan kalbin bir derinliğidir! Şimdi, teorik açıdan bile olsa, eğer 'sır"rın berisinin berisinde olan mevzular okunup mütalaa edilmemişse, o zaman "sır"rın ötesindeki "hafî" ufku, "ahfa" şahikası bizim için bütün bütün kapalı bir mevzu olarak kalacaktır. O sebeple bir kez daha ifade etmeliyiz ki, Kalbin Zümrüt Tepeleri'ndeki bahisler zincirin halkaları gibi birbiriyle irtibatlı ve içiçedir. Hiç olmazsa teorik açıdan bile olsa konuları anlayabilmek için ilk halkadan başlayarak konular atlanmaksızın adım adım mütalâ ve müzakere edilmelidir. O zaman görülecektir ki, en gâmız, en derin konularda bile idrak aynamıza yansıyan bazı mana parıltıları sözkonusu olacaktır. Nasipse, bir sonraki yazıda da Kalbin Zümrüt Tepeleri 4'le ilgili önemli gördüğümüz başka iki noktaya değinmeye çalışacağız. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



Kalbin Zümrüt Tepeleri serisinin dördüncü cildi okuyucusuyla buluştu. Bilindiği gibi bu seri, periyodlar halinde makale makale kaleme alınan yazılardan müteşekkil. Bu sebeple rahatlıkla diyebiliriz ki, serinin her bir kitabı birbiri içine girmiş halkalar gibi birbiriyle irtibatlı ve birbirinin devamı niteliğinde. Ancak son cildin kendine has bazı özeliklerinin bulunduğu da söylenebilir ki, şahsen dikkatimi çeken hususiyetlerden birisi şudur: Ele alınan konular, umumi bir perspektifle tahlile tabi tutulmuş ve neticede derleyici-toparlayıcı bir üslupla kavl-i fasl halinde o mevzuda müellif tarafından adeta son söz söylenmiş, daha doğrusu söz kesilmiş, mühür basılmış gibidir.



