Ana Sayfa arrow Bizim Dünyamız arrow Musa Hûb arrow En Güzel Kutlu Doğum Hediyesi
En Güzel Kutlu Doğum Hediyesi Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 20
Kötüİyi 
Musa Hûb, fgulen.com   
16.04.2008

Musa HûbAdı Güzel Kendi Güzel Efendimiz'e en güzel, en özel kutlu doğum hediyesi takdim edebilmek için, önce kutlu doğum heyecanını yaşayabilmek, evvela Peygamber sevgisini coşturmak lazım. O doğum öncesi ve esnasında olan olağanüstü olayları yeniden hikmetleriyle okumak ve dinlemek lazım. Hz. Muhammed'e ne kadar borçlu olduğumuzu madde be madde düşünmek ve vicdandan gelerek "sen olmasaydın ne ben olurdum, ne imanım olurdu, ne ahiretten ümidim..." diyebilme ufkuna ve şuuruna erişmek lazım. Muhammed Mustafa'ya ne kadar muhtaç olduğumuzu ve olacağımızı ruhen ve kalben yaşamak lazım. Sünnet-i seniyyesi olmaksızın İslam'ın yaşanamayacağını, kabrin karanlıklarının aydınlanamayacağını, şefaat-i uzması olmaksızın mahşer günü halimizin pek yaman olacağını çok iyi kavramak lazım... Doğuşu, hayatı, ölümü ve mahşeri hep Ümmet'inin peşinde geçiren, Hak'tan ümmetin dileyen o Ümmet Peygamberi'ne medyûniyetimiz, meşkûriyetimiz ve ihtiyacımız ölçüsünde ruhumuzun derinliklerinden gele gele "Sevgilim Peygamberim Efendim!.." diyebilmeliyiz, diyebilme hâlet-i rûhiye ve vicdâniyesini derinlemesine yaşayabilmeliyiz.

Peki, en özel Kutlu Doğum Hediyemiz ne olabilir? "Bence" kaydı kaydı koyarak kişiselleştirmeksizin rahatlıkla diyebilirim ki: İslam'a göre Cenâb-ı Peygamber'e verilebilecek en değerli hediye bir "insan" hediye etmektir. Nasıl ki Hz. İbrahim, ciğerparesi oğlunu Allah'a kurban etmek isteyince, yeryüzündeki bütün hayvanları kurban etmekten daha ileri bir fedakârlıkla Allah'ı râzı etti, hoşnut etti. Öyle de Allah Rasulü'ne de bir insan hediye etmekten daha cihanbahâ bir armağan düşünülemez. O yüzden diyorum: Bir insan hediye edelim o İnsanlığın Efendisi'ne, bir insan. Ya ümmet sürüsünden kaçırılmış bir kuzuyu/koyunu/koçu geri getirerek yahut hariçten bir gayr-i müslimin hidayetine vesile olarak, bunları ellerinden tutup Ümmetin Çobanı, İnsanlığın Sultanı Efendimiz'e takdim edelim.

Keşke hepsinden önce kendimizi O'na hediye edebilseydik. O Sultan-ı Rüsul'e sunulabilecek bir armağan keyfiyet ve kıymetinde olabilseydik, keşke. Mü'minler kendi aralarından birisini ona göndermek, ona hediye etmek, ona vakfetmek istediklerinde, keşke o biz olabilseydik, bizi bu fazilete layık görselerdi. İşte Peygamber, işte ümmeti denilebilecek şıklıkta dursaydık, uygunlukta, yakışıklılıkta uysaydık ona, uyabilseydik, benzeyebilseydik. Bizi Ona benzetselerdi hep. Oturuşumuzla, kalkışımızla, yürüyüşümüzle, gülümseyişimizle, jest ve mimiklerimizle... "Eğer Rasulullah seni görseydi, sen onun devrinde yaşamış olsaydın, muhakkak seni çok severdi" denilen bir sahabi gözdesi olabilseydik, keşke... Mevlid kandilinde en özel armağan, kişinin kendisini ona hazırlamasıdır, bunda şüphe yok.

Rasul-i Ekrem'e kutlu doğumu için verilebilecek en güzel armağan ise bir kişinin imana geldiği müjdesidir. İnsanlar iman etmiyorlar diye kendini yiyip bitiren, hatta canına kıymayı bile düşünebilecek kadar üzüntüde sınırlara gelen bir Hidayet Peygamberi'ne yapılacak en büyük sürpriz, verilebilecek en değerli hediye, hidayete ermiş bir tazecik mü'min olsa gerektir. Yahut uyuyan birinin hakka uyanmasına vesile olmak ve onun elinden tutarak, sana bunu getirdim ya Rasulallah demek, işte en büyük teşekkür budur Hz. Peygamber'e. Ya da en azından bir gün geçirmek, gecesiyle gündüzüyle, öyle bir gün ki bütünüyle sünnet-i seniyye çizgisinde, tamamiyle rıza-i ilahî endeksli. Bir gün, kırk gün geçirmek, tıpkı Hz. Muhammed Mustafa gibi, tıpkı Ashab-ı Kiram gibi. Şöyle kalkarlardı, şöyle otururlardı, şöyle konuşurlardı, şöyle kılarlardı, şöyle bakarlardı, şöyle zikrederlerdi... Ve o günü, başöğretmenine bir paket halinde sunmak! "Buyur ya Rasulallah, bu günümü sana kutlu doğum günün vesilesiyle armağan ediyorum!" diyebilseydik...

Efendimiz'in dünyaya teşrifiyle şüphesiz birçok şey değişti. Arapların önceki yaşantılarına bakıldığında Efendimiz'in dünyaya gelişiyle sosyal kültürel dinî alanda birçok değişiklik de gerçekleşti. Peki, günümüzde kutlu doğum haftası neleri değiştiriyor ve değiştirmeli denirse… Bu kitaplık çapındaki soruya kısaca şöyle diyebiliriz: Mevlid-i Nebi ile koca Cahiliyye asrı, Saadet Asrı haline geldi, 23 yıllık peygamberliğinin sonunda… Hatta öyle bir saadet asrı ki, muhtevasında ebedî saadeti de kazandırdı insanlara. İşte bizler de benzerî bir değişimin, bir inkılâbın gerçekleşmesi için, insanlığın ebedî saadeti istikametinde ömür boyu çalışmalıyız; bu mevlidler de bu ömürlük mefkûremizde kilometre taşları olmalı, konaklama yeri olmalı, orada dolmalı, şarj olmalı ve bir her mevlidle yeniden hız alarak yola koyulmalıyız. Hem de bu mevlidler, Efendimiz'e bir yıllık emeklerimizle yetiştirdiğimiz güllerden buket buket güller takdim etme geceleri, arz geceleri olmalı diye düşünüyoruz.

Herkes yetiştirdiği insanlarla birlikte o harika meclisleri, o nuranî toplantıları doldurmalı ve ruhaniyetiyle hazır bulunduğuna hüsnüzan ve itikatla, O'na güllerini takdim etmeli: "Buyur ya Rasulallah, al, bir mü'minin daha elinden tuttum, sana getirdim." hissiyatıyla. Adeta kayıp sürüyü, koyunları, kuzuları, gittikleri yerlerden bulup, ellerinden tutarak asıl sahibine, râîsine geri getirmiş gibi bir duygu ve düşünceyle. Kim, bir kişinin hidayetine vesile olarak onun ikinci doğumunu, dahası ümmetin ahirzamanda ölüm döşeğinden kurtulup yeniden doğuşunu sağlayacak biçimde sa'y ü gayrette bulunursa, bu kutlu doğuma en güzel hazırlığı o yapmış demektir; mevlid günü de o Mevlid Sahibi'ne verilebilecek en güzel hediyeyi o takdim etmiş demektir.

O (sallallâhu aleyhi ve sellem) ki, böyle bir hediyeyi hak etmiştir… O ki, doğduğunda "ümmetî, ümmetî.." diyen, hayatı boyunca ümmetini dileyen, mahşerde de "ümmetî ümmetî" diyerek ümmetinin kurtuluşunu isteyen Ümmet Peygamberi'dir! O (sallallâhu aleyhi ve sellem) ki, O'nu bize gönderen şöyle anlatıyor:

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ

"Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze tir tir titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve çok merhametlidir." [Tevbe 9/128]. Bizi bizden daha çok seven, bizi bizden daha çok düşünen ve bize bizden daha çok acıyan bir Peygamberimiz var, Allahımıza hamdolsun. O (sallallâhu aleyhi ve sellem) ki, kapısında ilan-ı aşk edip şefaat dilendiğimiz Canımız, Cananımız, Cinanımız Efendimiz…

"Şefaat Sultanlığı lütfudur sana Hakk'ın;
Kapanmaz mahşere dek dilencilere kapın.
Yere iner semalar sana yüz sürmek için;
Bütün şefaatine bağlanmıştır ins ü cin..
Herkes kendi işinde, sen onların işinde;
Ümmet cennet peşinde, sen ümmetin peşinde…
Seni hakkıyla takdir edemedik ey Sultan!
Hep mahzun yaşadın ve mahzun göçtün dünyadan.
N'olurdu, bir lahza olsun duysaydım sesini,
N'olurdu, bir nefha koklasaydım nefesini…" –M. H.-

diye diye, kendisine "davet mektupları" gönderdiğimiz Seyyidimiz, Senedimiz, Mededresânımız… O (sallallâhu aleyhi ve sellem) ki hüznünün sebebi ümmeti olan bir Hüzün Peygamberi…

İbn-i Amr İbni'l-As radıyallâhü anh'ın anlattığına göre: Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), (Hz. İbrahim'in duası olan): "Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerine karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin." (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile Hz. İsa'nın duası olan: "Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır. Şayet onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi hikmetle yaparsın." (Maide 113) mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini duaya kaldırıp: "Allahım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et)!.." diyerek yalvardı, ağladı.

Bunun üzerine Allah Teâlâ Hazretleri: "Ey Cibril, Muhammed'e git!" dedi, —Rabbin bildiği halde— niye ağladığını sor!" diye emretti. Cebrail (as), Rasulullah'a gelip niye ağladığını sordu… Daha sonra da (geri dönerek, Hz. Peygamber'in) cevâben söylediklerini —Rab çok iyi bildiği halde— O'na haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ Hazretleri: "Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz." [Müslim, İman 346 (202)].

Ümidimiz budur, dileğimiz budur, güvencemiz budur. İşte bizler, o En Sevgili'nin (cc) En Sevgilisi'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) verdiği bu ilahî teminata gönül bağlamışız ve kurtuluşumuzu bu rahmânî müjdeye emanet etmişiz…

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Anonim   |2008-04-21 23:59:12
Ic heyecanim azdir, bu her halimden bellidir ama dilerim Allahtan bu ve benzeri yazilar heyecanin baslamasi icin dua mahiyetinde olurlar ve bende de
Efendimize(sav) e karsi guzel bir sevgi agaci yesermeye baslar.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki

Multimedya

Rabbimizin Bizden İsteği ve Selefe Saygı

Seyredin

Dinimize Göre Bekârlık ve Evlilik Mevzuu

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsanda hissî yapı, yaşanan hayat, çekilen çile ve ızdırapla mebsûten mütenasip (doğru orantılı) olarak gelişir. Hep hayatın dışında kalmış, düşüncesiz ve ızdırapsız kimselerin his dünyaları da, diğer melekeleri gibi kat’iyen inkişâf etmez ve böyleleri hiçbir zaman varlıkla bütünleşemezler.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri