İbadetler Nasıl

İbadetler Nasıl "Salih Amel" Olur?

Kulluğun en temel dinamiği namaz, tepeden tırnağa haşyetle dopdolu olarak eda edilmeli ve insan saygıyla Mevlâ'nın huzuruna hep öyle gelmeli, kendisinin kul, O'nun mabud olduğunu namazın her lahzasında d...

Abant Ailesinin Acı Kaybı: Gündüz Aktan

Abant Ailesinin Acı Kaybı: Gündüz Aktan

Emekli Büyükelçi, MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Aktan'ın vefatına çok üzüldüm. Onunla tanışıklığımız, Samanyolu Televizyonu'ndaki Pazar Sohbeti programım sayesinde olmuştu.

Gülen'in Avukatından İddialara Cevap

Gülen'in Avukatından İddialara Cevap

Fethullah Gülen'in Amerika'da kalıcı oturum izniyle ilgili bazı gazetelerde gündeme getirilen iddiaları, avukatı Ronald Klasko cevaplandırdı.

Sohbetin İnsibağı

Sohbetin İnsibağı

14-15 Kasım Cuma-Cumartesi günleri Washington DC'nin dünyaca ünlü Georgetown Üniversitesi'nde yapılan "Küresel Sorunlar Çağında İslam: Gülen Hareketi'nin Alternatif Perspektifleri" adlı uluslararası k...

Gülen Konferansı'ndan Notlar

Gülen Konferansı'ndan Notlar

Georgetown Üniversitesi Rektörlüğü, Müslüman Hıristiyan Anlayış Merkezi'nin (CMCU) ve Rumi Forum'un ortaklaşa düzenlediği 'Global Zorluklar Çağında İslam: Gülen Hareketinin Alternatif Perspektifler...

Ribakov: Gülen Okulları Ciddi Bir Kazanım

Ribakov: Gülen Okulları Ciddi Bir Kazanım

Rusya Bilimler Akademisi Profesörü şarkiyatçı Rostislav Borisoviç Ribakov yeni bir etik anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtti. Hafta sonu Antalya'da düzenlenen "Barış Eğitiminde Hoşgörü ve Ayrımcı...

Hoşgörü Eğitiminde Türk Okulları Örnek Alınmalı

Hoşgörü Eğitiminde Türk Okulları Örnek Alınmalı

Antalya'da devam eden Diyalog Avrasya (DA) Platformu Genel Kurulu'nun ikinci gününde "Avrasya ülkelerinde eğitim müfredatlarında hoşgörü ve barış eğitimi" ele alındı.

Yabancılaşma Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
01.07.1985

İnsan bir şeye kendini kaptırdığı ölçüde, yavaş yavaş o şeyin tesirine girer ve onda fâni olur. Asırlar var ki insanımız, kâh makine, kâh teknik ve teknoloji, kâh bütün eşya ve hadiselerin tesirinde, özünden uzaklaşa uzaklaşa kendi dünyasına karşı bütün bütün yabancılaştı. Günümüzde makine, insan düşüncesini öylesine baskı altına aldı ki, zavallı insanoğlu, onun çark ve dişlileri arasında sıkışıp kalarak; aşk, heyecan, insanî duygu ve düşünce, irâde ve vicdân gibi özüne ait bütün cevherleri birer birer yitirdi.

Bugünün modern insanı, duygu ve düşünceleri ile somun ve cıvata yivleri arasında ezilip gitmiştir. Onun bir fabrikadaki vazifesi, iki vida atlayıp üçüncüsünü veya üç vida atlayıp dördüncüsünü sıkıştırmaksa o, bu küçük işle öylesine bütünleşmiş, makine çarklarıyla o denli içli-dışlı olmuştur ki, bu hâliyle dönüp insanca düşünmesi, insanca konuşması, insan gibi hissedip insanca davranması âdeta imkânsızlaşmıştır.

Düşünmeyi öne alan mantıkçılar, insana: 'Düşünen hayvan'; konuşmayı ehemmiyetli görenler de ona: 'Konuşan hayvan' demişlerdi; eğer bugünün insanına bir ad vermek icap etseydi, zannediyorum en uygunu 'vida sıkıştıran hayvan' olacaktı. Bunun mânâsı ise, kâinatlar kadar değer taşıyan yüce varlık insanın, bir cıvata ve somun kadar küçülüp ehemmiyetsizleşmesinden başka bir şey değildi. Bu itibarla da ona, tek buutlu insan veya değeri düşmüş insan demek daha uygun olacaktır.

Günümüze kadar gelen bir inanışa göre; bir kısım kimseler, kötü ruhların tesirine girerek özlerini kaybettikleri, benliklerinden uzaklaştıkları ve onların kuklaları haline geldikleri kabul edilmektedir ki; batının teknik ve teknolojik üstünlüğü karşısında başı dönen, bakışı bulanan ve medeniyet adına gidip gırtlağına kadar onun erâcifine gömülen; özünü, şahsiyetini, benliğini yitirmiş günümüzün ruh hastası-müstağripleri için aynı şeyleri düşünebiliriz. Böyleleri, kat'iyen kendileri olarak duyamaz, kendileri olarak düşünemez ve kendileri olarak zevk alamazlar. Bu itibarla da, bütün bir tarih boyunca birikip gelişen örfler, âdetler, dînî duygu ve düşünceler, sanat ve edebiyat gibi hayâtî unsurlar onlara ters gelmeye başlar. Oysa ki, bütün zevk ve elemler, keyf ve kederler; hatta hayata ait bütün iniş ve çıkışlar yukarıda arz edilen hususların halitasından ibaret bir menşurdan geçirilip değerlendirildiği ölçüde duyulur, kavranır ve yaşanır. Aksine, bütün bir hayat ve ona ait şenler, rol icâbı, onları temsil eden bir insan üzerinde tesir icra ettiği kadar dahi duyulup hissedilmez.

Seneler var ki batı toplumu; kendi düşünce tarzını, hayat felsefesini, duyuş ve zevk alışlarını bizim insanımıza empoze ede ede, onu öylesine sersemleştirdi ki; artık o, kendi gibi düşünemez, kendi gibi inanamaz ve kendi gibi okuyup yazamaz oldu. Yirmi devletten derleyip toparladığı kültür kırıntılarıyla, meydana getirmeyi plânladığı mel'unlardan-mel'un bir anlayış içinde, hareketsizliği bir ızdırap, hamle ve aksiyonu ise bin hasret oldu..! O bu hâliyle, batının kültür ve medeniyetine sahip olduğunu ve olacağını hayâl ededursun; karşı dünya, asırlardan beri kurup durduğu emellerini tahakkuk ettirmeden başka bir şey düşünmüyordu: O her şeyiyle değişmeliydi; inancı, düşüncesi, kültürü, hayat felsefesi, istihsâl ve istihlâkı, giyim-kuşamı ve evinin döşemesine kadar her şeyiyle.. bir de bunlar (toplumu modernize etme ve medenileştirme) gibi aldatmacalarla ele alınınca, özden uzaklaşma ve yabancılaşma fevkalâde bir hızla ve çok kısa zamanda her tarafı sardı.

İsterseniz bu durumu, Sartre'ın 'Yeryüzünün Lânetleri' kitabının önsözünde beraberce gözden geçirelim: 'Amsterdam, Paris, Londra gibi ülkelere, birkaç aylığına, bir kısım Asyalı ve Avrupalı gençleri getirip gezdirecek; giyim-kuşamlarını değiştirecek; biraz lisan biraz da batı kültürü verdikten sonra kendi hars ve manevî değerlerinden uzaklaştırarak yeniden ülkelerine göndereceğiz. Artık bizim borazanlarımız haline gelen bu gençler, gittikleri ülkelerde bizim düşündüğümüz gibi düşünecek ve bizim söylediklerimizi haykıracaklardır...' Şecaat arz eden kıptînin sirkatini dinlemeye ne hâcet! Bu ülke insanının batı taklit ve takipçisi olduğu, üzerinde münâkaşa yapılmayacak kadar gün gibi meydanda... Nesillere dini, kültürü, tarihi unutturularak köksüzlüğe öylesine revaç verildi ki; genç kuşaklar, kendi kültürünü bilmez, ama; onu aşağılamada fevkalâde mahirdir.. dininden bütün bütün habersizdir, ama; onu yerden yere vurmada müsamahasız ve peşin hükümlüdür.. edebiyattan anlamaz, nesir ve nazım hususiyetlerine aklı ermez, ama; geçmişi karalamada alabildiğine merhametsiz ve cüretkârdır... Rica ederim, böyle tiplerin, toplumun kaderine hakim olduğunu düşündükçe ürpermemek mümkün müdür?. Böylelerinin el üstünde tutulduğu bir cemiyette, gençlerin serserileştiğine ve anarşinin boy atıp geliştiğine değil, bütün bunlara rağmen, hâlâ bu vatan ve bu milleti seven bu kadar insanın bulunduğuna şaşılmalıdır..! Kaderin tatlı cilvesine bak ki, milletçe bu kadar erozyonlara uğradıktan sonra, toprak hâlâ kuvve-i imbatiyesini korumakta ve millet ağacı yeni sürgünlerle geleceği selâmlamakta..!

Evet, 'her şeyin yitirildiği' düşüncesinin hakim olduğu ve milletçe tamamen tarihten silinip gitmemizin beklendiği bir dönemde, toparlanıp kendimize gelmemiz ve asırlardan beri devam edegelen kemikleşmiş yanlışlıkları sezmemiz; millî ruhun şahlanıp kendi özüyle bütünleşmeye geçmesi hem şaşılacak, hem de takdir ve şükranla yâd edilecek bir keyfiyettir.

Ne var ki, taklitçilik daha bir süre devam edecek; millî ruh bir müddet daha derbeder olacak ve millet bir miktar daha acı çekecektir. Ama, bütün bunlar kat'iyen uzun sürmeyecek; yerlerini milletçe özlenen şeylere bırakarak silinip gideceklerdir. Elverir ki millete bahar ve diriliş vadedenler, sözlerinde dursun; bu çetin yolda ümitsizlik ve yılgınlığa düşmesinler..!

Sızıntı, Temmuz 1985, Cilt 7, Sayı 78

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Belma Özbatur Anlatıyor

Belma Özbatur Anlatıyor

44 yıl öğretmenlik yapan ve şimdilerde İstanbul Bostancı'da emeklilik günlerini geçirmekte olan Belma öğretmen Erzurum'un Korucuk köyünde başlayan öğretmenlik hatıralarını anlatıyor. Okuyun...

Tahrip Edilen Tabiat

Tahrip Edilen Tabiat

Şayet insanlar, nizamını bozup kirlettikleri bu dünyâyı, yeniden imâr edip eski güzellik ve ihtişamına ulaştırmazlarsa, Nuh Tufanı gibi hâdiselerle bu güzel dünya...Okuyun...

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Fethullah Gülen Web Siteleri