Yiğidim Aslanım Orada Yatıyor

Yiğidim Aslanım Orada Yatıyor

1286 yıl sonra Moğolistan'da ki Tanyukuk anıtlarının yakınına bir başka anıt daha dikildi. O anıtın üstünde şunlar yazıyordu.

Tahirî Mutlu Ağabey ve Muhterem Hocamız

Tahirî Mutlu Ağabey ve Muhterem Hocamız

Üstadımızın gerçek manasıyla fedakâr talebelerinden merhum Tahirî Mutlu Ağabey, Muhterem Hocamızla ilgili bazı tespitlerinde hocamızda gördüğü faziletleri anlatır: (İfadeleri birebir aynı olmasa da) hocamı...

Oruç, Vefa Duygusunun En Güzel Alametidir

Oruç, Vefa Duygusunun En Güzel Alametidir

Bir mü'minin hayatı her zaman çok ahenkli olmalıdır. Onun, hangi işi önce yapacağını belirleme ve bir programa göre çalışma niyeti haricinde "Acaba şimdi ne yapsam?" şeklinde bir düşüncesi olmamalıdır.

Hedefini Şaşıran Tetikçi (2)

Hedefini Şaşıran Tetikçi (2)

Yine ve kerhen Mehmet Y. Yılmaz. Cevap verme gereğini doğuran, kendisi değil yazdıklarını köşe yazısı/fikir yazısı sanarak okuyor olma ihtimali olan okuyucular.

Yirmibirinci Asrın İlk Çeyreği ve Ötesi

Yirmibirinci Asrın İlk Çeyreği ve Ötesi

Hiç solmayan bir ümidimiz var bizim. Bir sevdamız var hiçbir zaman bitmeyecek. Bir türkümüz var, asla eskimeyecek. Bir zamanlar yarım bırakılmış yitik bir aşkımız var. Çok ötelerden muştusu verilmiş bir ça...

Gün Doğmadan Neler Doğar?..

Gün Doğmadan Neler Doğar?..

Ne idik ne olduk? diye soruyor Sızıntı dergisi son sayısının başyazısında. "Bir zamanlar bizim dünyamızda her şey çok renkli ve çok derindi; öyle ki bu âlemde her zaman sağlam bir dünyevîliğin yanında eng...

Türk Okullarına Komor Adaları'ndan da Talep Var

Türk Okullarına Komor Adaları'ndan da Talep Var

Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi'ne katılan Komor Adaları Cumhurbaşkanı M. Ahmet Abdullah Muhammed Sambi, Afrika'nın çoğu ülkesine açılan Türk okullarından haberdar olduğunu belirterek görüştüğü Türk y...

Diyalog Konusunda Türk Modeli Örnek Alınmalıdır

Diyalog Konusunda Türk Modeli Örnek Alınmalıdır

Yeni Delhi'de yayınlanan Fellowship dergisi Vakfımızın dinlerarası diyalog konusundaki çalışmalarını dünyaya örnek gösterdi. Hindistan'da kültürler arası diyalog faaliyeti yürüten Indialogue Foundation'ın d...

Bayram Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
31.03.1993

BayramRuhlar bir aylık ramazanla tam kıvamını bulur, derinleşir, meyvenin çiçeğe yatışı gibi, olgunlaşır ve yeni bir oluşum bekleyişine geçer; derken bayram ufukta bir güneş gibi beliriverir. Bayram, bütün bir ramazanın, hatta geçmiş bütün ramazanların özü, usaresi gibi bir duyguyla gelir. O, semaların en nurlu katmanlarından süzülmüş, meleklerin incelerden ince elleriyle örülmüş, sımsıcak, alabildiğine yumuşak bir tül gibi sarar benliğimizi.. ve kopup geldiği âlemlerin şefkat ve duyarlılığını ruhumuza işlercesine, bir anne gibi kucaklar hepimizi. Biz, bütünüyle onun, o da bütünüyle bizim olur.. ve gitmeyecek gibi okşar kâküllerimizi.. dönüp gelecekmiş gibi öper alınlarımızdan.. ve veda tavafı edasıyla uzaklaşır bizden.

Biz, bayramın bu ses ve soluklarını, bu şive ve bu nazını, meleklerle hemdem olmuş, peygamberlerle yaşamış olanlarımızın, gönüllere inşirah veren, dinlendiren, mutlu eden ve ebedî mutluluğa giden yolları açan sihirli uğultuları gibi duyarız.. duyar ve Müslüman olarak yaratılmış bulunmanın hazlarıyla talihlerimize tebessümler yağdırırız.

Bayramı duyup dinlemek, ruhlarımızda her zaman kevser çağıltıları hissini uyarır. Gönüllerimizi onun yumuşaklardan yumuşak esintilerine çevirdiğimiz andan itibaren, tıpkı rüyalarda olduğu gibi, kendimizi, gidip tâ semalara kadar uzanan aydınlık bir geçmişin ışık kaynağının ortasında buluruz. Öyle ki atalarımızın arkada bıraktığı her şey, bizden kopup giden bütün değerler ve varlığımızı onlara borçlu bulunduğumuz bütün dinamikler yeniden bizim olur.. derken, AK ÇAĞIN o nazlı, hülyalı günleri bir kere daha ufkumuzda tüllenir.. bizimle münasebeti olan her şey, İsrafil'in diriltici soluklarını duymuş gibi dirilir.. ve atalarımızla beraber kendimizi sırlı bir haşr u neşr arasatında buluruz; buluruz da, eski günlere ait bütün zaman parçalarıyla beraber, geleceğin yaşanmaya açık zaman dilimlerini aynı anda iç içe duyar ve yaşarız. Hatta imanın aydınlık dünyasında, zikr ü fikr, tesbih u tehlillerin çağrıştırmasıyla henüz yaşamadığımız, görmediğimiz, hatta hatta tasavvur bile edemediğimiz ve dünyevî hayat normlarını aşan hatıralarla dolar-taşarız.. bugüne kadar henüz tanışmamış olduğumuz lezzetlerin, saadetlerin ak ikliminde dolaşır, bilhassa günümüzde, herkesin boğulup bunaldığı dünyanın karanlık tünellerinde, âdetâ Cennet yamaçlarında seyahat ediyor gibi, varolmanın, insan olmanın, mü'min olmanın en erişilmez zevklerini duyarız... Kulaklarımızda: "iman manevi bir tû-ba-i cennet çekirdeğini taşıyor" hoş âvâzı, gönüllerimizde ebediyet arzusuyla meshur, tıpkı rüyalarda olduğu gibi, her gördüğümüz şeye ulaşmamız, her duyduğumuz nesneye sahip olmamız, her düşündüğümüz zevki kolayca elde etmemiz gibi, halden hale intikâl eder, şekilden şekile girer ve hazdan hazza uçarız.

Bayram, dost-düşman hemen herkese kendini en yumuşak şekilde kabul ettirir ve daha önceden plânlanmış bütün nizamları, intizamları, dizaynları bozar, ileriye-geriye atar, onların yerine kendi ahengini kurar. Evet, başka düşüncelere, başka ahenklere programlanmış bütün ruhlar, onun meltemlerini duyunca, Asâ-yı Mûsa ve Yed-i Beyzâ -Hz. Musa'nın asâsı ve ışık saçan eli- karşısında büyüsü bozulmuş sihirbazlar gibi, hemen gerçek kıbleye yönelir ve Firavun'a karşı dedikleri gibi "Fakdi mâ ente kâd - Artık nasıl hüküm vereceksen ver" derler.

Bayram bize, her zaman söylenmesi çok zor şeyler fısıldar, ruhlarımıza ifâdesi imkânsız manâları duyurur.. ve daha ne gizli emellerimize su serperek onları birer filiz haline getirir.

Bayramdaki temcid, salâ, ezan ve gizli-açık her yanda duyulan evrâd u ezkâr kulaklarımıza âdetâ, gök kapılarının gıcırtılarını aksettirir; tebrikler, tes'îdler, el öpmeler, ziyaretler ise şanlı geçmişimizden köpürüp köpürüp gelen ruhu ve manâyı andırır. Evet, öteler buudlu bu lâhûtî ses hevenkleri, bu mâzi renkli töre ve merasimler, sanki ruhlarımızın, anlatmak isteyip de anlatamadıkları sevinçlerini, neşelerini veya hasretlerini ve hicranlarını söylüyor gibi gelir bize...

Bayram, hemen her zaman oldukça şümullü bir dil kullanır ve anlatılması gerekli olan her şeyi anlatır: İnsanın toprak gibi hiçliğini ve ayaklar altında oluşunu.. yağmurun toprağı kucakladığı gibi rahmetin de onu kucakladığını.. arı kovanından daha canlı, kuş yuvalarından daha yumuşak yuvalarımızın şefkatini.. ruhlarımızın ötelerle olan alâkalarını, emellerini.. kalblerimizin huzur ve itmi'nanını.. fert plânında insanın bir bilinmez noktadan başlayıp ve bir türlü bitmeyen sırlı yolculuğunu.. yolculuğun sevindiren veya ürperten son durağını.. toplum plânında milletimizin doğuşunu.. çağlar ve çağlar boyu mücadelesini.. kültür ve medeniyetini.. örf ve âdetini.. üslup ve şivesini, hem de senede bir iki defa ve toplumun bütün katmanlarına en beliğ bir dille anlatır.

Bu güzel dünyanın güzelliklere namzet çocukları olan bizler, kendi ruhlarımızın ifadesi olarak bayramlarda duyup dinlediklerimizi, coşup haykırdıklarımızı ve yaşayıp anladıklarımızı, evet, maziden bize miras kalan varlığımızın ruh ve manâsını daha sağlam blokajlara oturtmalı, daha sağlam seralara alarak korumalı, geliştirmeli ve yaşatmalıyız. Zira bu bayramlar ve bayramlara ait ruh ve manâların gönüllerimize sinmesi, bütün bir millete mâl olması, bunca his, bunca hayal, bunca düşünce ile bütünleşmesi için kim bilir ne kadar zamana ihtiyaç olmuş; uğrunda ne büyük gayretler gösterilmiş ve ne tahammülfersâ şeylere katlanılmıştır!? Bizim o geçmişten, o sa'y ve o gayretten haberimiz olmayabilir.. bayramları, iyi senarize edilmiş bir şehrâyinin, birkaç başarılı aktörle canlandırılması şeklinde seyredebiliriz.. oysa ki bayram, bütün bunları aşan bir temâşa zevki, bir televvün derinliği ile gelir. O, gökteki ilk aşılamadan sonra, yeryüzünde çağlar ve çağlar boyu sürüp gelen mukaddes bir hamileliğin en bereketli ürünüdür.

Bayram, hayatın içinde, fakat hayattan daha derin, daha güzel ve dünyada gerçekleşmesi imkânsız gibi görünen bir rüyayı canlandırır ve bir gâye-i hayali düşlemeye dair enteresan ipuçları verir.. gönüllere istedikleri, bekledikleri günleri va'd eder.. ve insan vicdanının gizli gizli arzu ettiği fakat bir türlü elde edemediği ebedî saadet ihtiyacına, kendine mahsus bir lisan kullanarak cevaplar verir.

Biz hepimiz, bir ölçüde ümit ve endişenin çocukları sayılırız. Hemen hepimiz, ileride şimdikinden daha fazla mes'ud olacağımız mutlu günler bekler ve saadet sarayları hülyası ile yaşarız. Bu beklenti ve bu hülyaların gerçekleşmesini gösteren emareleri temaşa ettikçe ümitlenir, göremeyince de endişeye kapılırız.

Evet, bütün bir ömür boyu kulluk dünyamızda, Cennet'e doğru uzayan yollarda önümüzü kesen sıkıntı, meşakkat ve çeşit çeşit gailelerle; Cehennem'e çeken tünellerde pusu kurmuş bekleyen türlü türlü arzular, iştihalar ve şehvetlerle mücadele ede ede Cennet yamaçlarına ulaşacağımızı ümit ettiğimiz gibi, iyi bir imtihan verip hayatımızı "Hakk rızası" çizgisinde yaşayarak geçirdiğimiz veya geçireceğimiz ramazandan sonra da öteler adına önemli adımlar atmaya muvaffak olduğumuz mülahazasıyla, muvaffak eden Zat'a karşı içimizde rahmet buudlu bir kısım beklentilerin hasıl olması -sînelerimizde o beklentileri hasıl eden, niyetlerimizi dua yerinde kabul buyurup umduklarımızla bizleri şereflendirsin!- gayet normal ve hattâ Allah'a inanmış olmanın gereğidir.

Ramazan ve bayramlar, diğer gün ve aylardan farklı olarak sanki yağmur yüklü bulutlar gibi gelir.. eteklerindeki hayrât ve hasenât cevherlerini başımıza boşaltır.. günahlarımızı çer-çöp gibi önüne katar, gufran denizlerine sürükler ve bize tekrar ber tekrar:

"Mevlâ bizi affede Bayram o bayram olur
Cürm ü hatalar gide Bayram o bayram olur"

M.Lutfi Hazretleri

dedirtir. Hislerimizin sınırsızlığı, hülyalarımızın sonsuzluğu, sanki bekaya açık bu fani günleri ebedîleştirmenin büyülü formülüymüş gibi onların içine girince, bize sonsuzun sırlı kapılarını aralamış ve gönüllerimize ebediyyet duygusunu bir kere daha duyurmuş olur.

İnsan ne zaman, bayramı ve bayramla gelen sesi, soluğu dinlese, o günlere göre çok tekerrür eden o en güzel kelimelerden, en enfes ifadelerden, en manâlı davranışlardan, hattâ o güne ait duygu ve düşüncelerden fışkıran en latif iksirleri içer; içer de, saadetlerin en erişilmezini elde eder.

Bayramlar o kadar büyülüdür ki, gelişi bütün bir yıl beklenir ve gidişindeki keder de ancak, böyle bir ikinci geliş ümidiyle hafifler; tasa iken sevinç olur, hüzün iken beklenen bir sürûra inkılâb eder.

Bayramlar, biraz da namazlarla bayramdırlar. İş gelip namaza dayanınca, bayram artık yeryüzü işi olmaktan çıkar, semavî bir manâ ve te'sire ulaşır. Öyle ki o gün, Allah'a karşı vazife ve sorumluluklarını yerine getirmeye azmetmiş bütün ruhlar, camiye adımlarını atar-atmaz âdetâ vecde gelir, her biri Allah'la münasebetine göre sonsuza yelken açar ve basiretlerine aralanan menfezlerden ukbâyı temâşa ediyor gibi olurlar. Gönüllerinin bütün rikkatiyle duyup hissettiklerinden lezzet alan bu insanlar, halleriyle, dilleriyle, davranışlarıyla saygı duydukları bir huzurun hakkını eda ediyor gibi ağlar, inler ve kıvranırlar.. söylemek için söz arar.. matlubu yakalamak için halden hale girer.. his ve heyecanını haykırmaya çalışır, dili kelimelerin yetmezliğine takılır, yutkunur yutkunur ve "lâ havle..." çekerler.

Hele bir de, minberde ve mihrapta aradığı sesi bulursa, sanki duyduğu, duyup yudumladığı şeylerle gençleşiyor, ebedîleşiyor, zaman ve mekân üstü bir keyfiyete ulaşıyor gibi olur. Sonra da Allah'ın gönlüne saldığı ezelî vaatlerle kanatlanmaya başlar. Bütün benliğini saran bu derinleşmenin vecd ü sekri içinde Cennet'e gidiyor gibi, Cennet ehline inkılâb ediyor gibi, yer yer Yaratan'ın karşısında ter döker, zaman zaman da beraatı elinde köprüyü aşmış gibi neşeyle köpürür.. ve öyle bir büyüye kapılır, öyle bir istiğraka kendini salar ki, bir daha da uyanmak istemez...

Sızıntı, Nisan 1993, Cilt 15, Sayı 171

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
DOĞAN BOYLU  - Ramazan Bayramı   |2007-10-14 14:01:47
Resimlerde görüyorum Değerli Hocam kitapları okurken ve yazı yazarken başını öne çok eğerek okuyor, yazıyor.Başın öne çok eğilmesi
seneler içinde boyun kemiklerinin aşınmasına yani kireçlenme ve kemikler arasındaki kıkırdak disklerin arkaya doğru kayarak boyun
fıtıkları oluşmasına neden oluyor. Bunlar da, başı öne eğerek yapılan her aktivite sonrası, omurilik ve omurilikten ayrılan sinir
köklerine baskı yapıp kola, göğüse, sırta, ba...

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 10.10.2007 )
 
Sonraki >

Kırık Testi

Ramazan'a DoğruRamazan'a Doğru

"Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır." Okuyun

Kürsü

En Büyük Armağan: Kur'anKur'an

Bütün bir sene Kur'an'dan uzak kalmış olanlar bile Ramazan'ın nûrefşân ikliminde ciddi bir susamışlık içinde... Okuyun

Bamteli

VefaVefa

Bazı fıtratlarda öyle derin bir vefa duygusu vardır ki, kullandıkları eşyaları bile vefa dairesinin dışında mütalaa edemezler.Seyredin

Ramazan'ın Rûhânî İkliminden İstifade



"Kim Ramazan ayını çok iyi değerlendirip hayır ve bereketinden nasipdâr olursa, bütün senesini o câmiiyet içinde geçirmeye muvaffak olur."Okuyun...

Ne İdik Ne Olduk



Bir zamanlar bizim dünyamızda her şey çok renkli ve çok derindi; öyle ki, bu âlemde her zaman sağlam bir dünyevîliğin yanında engin bir... Okuyun...
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

Fethullah Gülen Web Siteleri