Türk Okulları, Barış ve Sevginin Sembolü Oldu

Türk Okulları, Barış ve Sevginin Sembolü Oldu

Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani, başkent İslamabad'da Çağ Eğitim Vakfı ve Kayserili işadamları tarafından yaptırılan Türk okulunun yeni kampüsünün açılışını yaptı.

"Türkiye Bir Yüzünü de Pasifik'e Döndürmeli"

Pasifik'in ekonomik ve politik önemi her geçen gün artıyor. Osmanlı mirası tarihî bağlarıyla Türkiye, bölgede varlığını gösterebilecek ülkelerden. Filipinler Ankara Büyükelçisi'yle iki ülke ili...

Kerkük'ü Gördüm

Kerkük'ü Gördüm

Erbil'deki Işık Üniversitesi'nin açılış töreninden sonra Kerkük'ü de ziyaret ettik. Erbil-Kerkük arasında altyapısı çok kötü bir yol var. Erbil'in kalkınmışlık manzarasına mukabil Kerkük’e d...

Semâdan Koç İner Gibi

Semâdan Koç İner Gibi

Maalesef 2005 Mart ayında Romanya'daki derin bir menfaat şebekesi, bir çıkar çetesi, birtakım işlerini örtbas ettirebilmek, borçlarını kapattırmak, durumlarını düzeltmek için Irak'taki bazı gruplarl...

Tuncay Güney'i Kendinize Referans Sayıyorsanız...

Tuncay Güney'i Kendinize Referans Sayıyorsanız...

Tuncay Güney ile Milli İstihbarat (MİT) arasındaki ilişkiyi belgeleyen bir haber yayınlandı geçen hafta. Sabah'ta yer alan haber üzerine gözler MİT'e çevrildi. Belge yalanlanabilirdi. Ancak MİT ilginç ...

Sıra Dışı Zamanlar ve Sıra Dışı İnsanlar

Sıra Dışı Zamanlar ve Sıra Dışı İnsanlar

Sıra dışı zamanlar ve sıra dışı insanlar vesilesiyle monotonluğun kısırdöngüsü kırılıyor. Alışılmışlığın görülmez hale getirdiği bin bir güzellik yeniden keşfediliyor.

Hira Dergisi'nin Toplantısına Gönderdiği Mesaj

Hira Dergisi'nin Toplantısına Gönderdiği Mesaj

Fethullah Gülen Hocaefendi 12 Kasım 2008'de Mısır'ın başkenti Kahire'de yapılan Hira Dergisi'nin tanıtım toplantısına bir mesaj gönderdi. Gülen mesajında….

Yararlı Ruhlar veya Vicdan Topluluğu Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
01.12.1986

İnsanoğlu varedilip bu âleme gönderilirken, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı ve zararlının nüvelerini de beraberinde getirmiş ve bunlardan bir bölümüne mâhiyetinde çimlenip gelişme hakkını vermiştir. O günden bu güne de insan mahiyetinde, geceler gündüzlerle iç içe; kömür, elmasla yanyana; aydınlık, karanlığın arkasında; kin ve nefret, sevgiyle yaka paça; hürriyet, esarete karşı bitmeyen bir kavga içinde; şekilcilik, ihlas ve aşka pusular kurmakta; hakikat, bâtılla hesaplaşıp durmaktadır. Dünya durduğu sürece de hem bu zıtlıkların çarpışması, hem de onları temsil edenlerin hesaplaşması devam edip gideceğe benzer.

Evet bir tarafta, egonun karanlık labirentlerinde yol bilmez, iz bilmez şaşkın ruhlar; diğer yanda, her an sonsuzla yüz yüze ve bitmeyen bir yolculuğa karar vermiş, daha doğrusu iç dünyasında miraca azmetmiş aydınlık gönüller.

Birincilerin kaosla başlayıp kaosla biten kâbuslu dünyalarına karşılık, ikincilerin her dakikaları ötelere inancın aydınlık ikliminde ve ucu gelip sinelerine dayanan cennetlerin yalılarında geçmektedir.

Birinciler kötü görme, kötü düşünme ve hayattan zevk alamama ızdırabıyla kolu kanadı kırık esirler halinde kıvrım kıvrım kıvranmalarına mukâbil, ikinciler güzel görüp güzel düşünmenin pırıl pırıl ikliminde, her an bir başka dünyaya doğru seyahat etmekte ve bir başka mutluluğu paylaşmaktadırlar.

Öncekiler, kendi iç dünyalarında karanlık ve karamsar oldukları gibi, cemiyyete yararlı olma liyâkatını da kaybetmişlerdir. İçinde yaşadıkları millet ne onlardan, ne de onların kabiliyetlerinden asla istifâde edemez. Hatta böyleleri, cemiyyete yararlı olmaya zorlansalar bile, ihtimal ki, hep benlikleriyle engellenecek, hep ihtiraslara takılıp kalacak, asla kendilerini aşamayacak ve kendilerinden bekleneni yerine getiremeyeceklerdir.

Böyle muhteris gönüllerde mürüvvet ve insanlık arama beyhûde, sevgi ve anlayışa rastlamak ise tamamen imkânsızdır. Bunlar zâhiren başkalarını seviyor görünseler de, az bir dikkatle samimi olmadıkları hemen anlaşılacaktır.

Her türlü açıklık ve açık yüreklilikten mahrum bu karanlık ruhları, anlayıp öğrenmek de bir hayli zor, hatta bir bakıma imkânsız gibidir. İnsanca davrandıkları aynı anda zâlim ve mütecâviz, zulüm ve saldırganlıkları içinde de fevkalâde yumuşaktırlar. Güçlü ve kuvvetli olduklarında alabildiğine gaddar, korktukları veya desteksiz kaldıkları zamanlarda ise şahısların ayaklarını öpecek kadar aşağılık ve miskindirler. En küçük bir çıkar uğruna dünyaları ateşe vermekten çekinmez, en hasis bir menfaat karşısında binler ve yüzbinlerin hukukunu çiğner geçerler.

Varlıklarını dünyanın direk ve kaidesi sayan bu bencil ruhlar, bütün bir hayat boyu hep ihtirasların mahbesinde yaşar, bir kerecik olsun eşya ve hadiseleri olduğu gibi görmeye muvaffak olamaz veya görmek istemezler. Kör, sağır ve kalpsizdirler; duyup işittikleri bir aldanmışlık, görüp sezdikleri hayâl ve rüya, değer hükümleri de sarhoşça hezeyanlardan ibaretdir...

Doğrusu bunlar, özleri itibariyle fevkalade kâbiliyetsiz ve liyâkatsiz, içinde yaşadıkları cemiyet itibariyle de son derece yararsız kimselerdir. Şahsi haz ve zevkleri açısından dünyanın tam göbeğinde ve hayatla iç içedirler ama, başkalarına faydalı olma, cemiyetin çıkarlarını kollama, ona gelecek zararları göğüsleme ve çevrelerine yararlı olma noktasında onları arasanız dahi bulamazsınız...

İkincilere gelince; bunlar, varlığa ermenin sırrını kavramış, kendi iç dünyalarında fütuhat fütuhat üstüne derinleşmeye azmetmiş, herkesle ve her şeyle bir çeşit sevgi ve duygu birliği kurmaya yönelmiş özünde istidat ve liyâkatlı, başkaları için de hem lüzumlu hem de çok yararlı kimselerdir. Yükselip benliklerinin zirvesine diktikleri irade sancağının gölgesinde, hep fazilet kavgası verir, hep hasbilik ve diğergâmlık takip ederler. Düşünce ateşiyle kavrulan ruhları, saflaşan dimağları, nebiler ışığının birer gölgesi gibi, daha önce onların uğradıkları her yerde meleklerle akrabalığa ulaşır, onlarla bütünleşir ve onların arasında gezerler.

Hakk katında sâf sâf dizilmiş bahtiyar toplulukların merkez noktasının, hem ilerisini hem de gerisini peygamberler tutar. Onların arkasında da bu kutsilerin bayrağı dalgalanır.

O bayrağı dalgalandırana ruhlar fedâ olsun! Nebilerin emir ve direktiflerini bunlar temsil ederler. Böylece merkezi tutanlar hayat şiirini besteler; arkadakiler de onu en tatlı melodilerle seslendirmeye çalışırlar. Merkezdekiler, çevrelerine iyinin, güzelin, makulün mesajlarını sunar ve her tarafta hakikatin meşalesini yakarlar; arkadakiler de sonsuza kadar hep onun etrafında döner dururlar. Merkezdekiler, 'sûr'u dudağında şâha kalkmış İsrafil gibi çevrelerine ruh ve diriliş üflerler, arkadakiler de bu ruha ceset giydirerek onu hayatın her ünitesinde en canlı heykeller halinde temsil etmeye çalışırlar.

Bu kutluların seslerinin ulaşmadığı yerlerde ses adına duyulan şeyler birer hırıltı, söylenen sözler de delilerin hezeyânından farksızdır. Bu yüksek kâmetleri görme bahtiyarlığına erememiş körler ve onların gönüllere huzur veren soluklarını duymamış sağırlar, bütün bir hayat boyu bülbülün nağmelerini saksağan sesine karıştırır dururlar da bunun farkına bile varamazlar.

Bu kutlular, tâ baştan en yüksek hakikat karşısında iki büklüm olup yere yüz sürdüklerinden hep O'nu bildi ve O'nun eşiğine baş koydular. O'nun kapısında eğilenlerin başları ayaklarına selâm durur ve onların ayakları hep başlarının ulaştığı noktalarda dolaşır; dolaşır da secdede bir araya gelen ayak-baş halkası, onları miraçla noktalanan arşiye ve ferşiye'lerde gezdirir. Hele bir de ilham küheylanları şahlanırsa, bir solukta gökler ötesine ulaşır, cennetlere uğrar, meleklerle at başı hâle gelir ve O idrâk edilmez etrafında hayret ve hayranlıkla uçuşup durmaya başlarlar.

Kim bilir günde kaç defa, güneşi top, bir başka yıldızı da çevkân yaparak gök ehline sihirli oyunlar gösterirler! Kaç defa, niyazla vuslata erer, yâr ile hemdem olur, nazla geriye dönerler. Kaç defa, aşkın 'hayhû' perdeleriyle şahlanır, ruhlarında hakiki varlığa ermenin zevkini duyar ve kendilerinden geçerler..!

Soluklarında 'Hakk', düşünceleri hakikat, dillerinde ölümsüzlük muştusu, önlerinde sonsuz saadet... Dünyayı ma'mur etmeyi azmetmişlerdir ama, hayattan kâm almayı akıllarının köşesinden bile geçirmezler. Alabildiğine hasbi ve yürektendirler; yapıp çattıkları şeyler karşılığında herhangi bir mükâfât istemedikleri gibi kahramanlıklarının destanlaştırılmasını da arzu etmezler.

Ne acıdır ki, bütün bir ömür boyu hayır ve fazilet adına kadehler gibi dolup boşalan bu yüksek ruhlar, dünden bugüne bir kısım aldanmış kişiler tarafından hep horlanıp hakir görülmüş, hep yaşama hak ve hürriyetinden mahrûm edilerek cemiyet dışı bırakılmaya çalışılmışlardır.

'Yar yüreğim yâr
Gör ki neler vâr
Bu halk içinde
Bize güler vâr.

Bu yol uzaktır
Menzili çoktur
Geçidi yokdur
Derin sular vâr.' (Yunus)

Ruhlar aydın, vicdanlar hür, sineler de imanlı olduktan sonra varsın olsun ne çıkar!

Sızıntı, Aralık 1986, Cilt 8, Sayı 95

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
adem  - selam   |2008-08-22 20:46:49
hocam balıkesirden size selamlar.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Sükûtun Çığlıkları

Bir Bakış AçısıBir Bakış Açısı

Kendine ve çevresine bakmasını bilenler için her zaman dalga dalga gelip gözlere akan, damla damla gönüllere süzülen varlığın...Okuyun

Kürsü

"Bir Şey Yapamam" Ahirette Sizin Adınıza Bir Şey Yapamam

Derin bir muhasebe insanı olan İki Cihan Güneşi, şahsi hayatının her ânını, bu duygu ve düşünceye bağlı kalarak yaşamıştır.Okuyun

Bamteli

Ümit AtlasımızGeçmiş Kavimler ve Ümit Atlasımız

Geçmiş kavimlerin, şimdiki ruhî çözülüşün öşrüyle yerin dibine geçirildiği ve bugünkü hayâsızlığın çeyreğiyle sulara gark edildiği...Seyredin

Asrın Getirdiği Tereddütler



Günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa Cenab-ı Hakk'ın irâde-i külliyesi mi günah işletir? Okuyun...

Tahrip Edilen Tabiat

Tahrip Edilen Tabiat

Şayet insanlar, nizamını bozup kirlettikleri bu dünyâyı, yeniden imâr edip eski güzellik ve ihtişamına ulaştırmazlarsa, Nuh Tufanı gibi...Okuyun...

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler...
Fethullah Gülen Web Siteleri