Ana Sayfa arrow Köşe Yazıları arrow 2008 Köşe Yazıları arrow Aidiyet Duygusu Olarak İman
Aidiyet Duygusu Olarak İman Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Muhammed Mertek, Zaman Avrupa   
10.05.2008

Muhammed MertekAllah'a iman meselesi bilhassa tepeten tırnağa sekülerleşen Batı toplumlarında ayrı bir önem arzediyor. "Yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi Allah'a imandır. İnsaniyetin en üstün mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, Allah'a iman içindeki marifetullah, [yani Allah bilgisi, vicdanda Allah'ı duyma]dır." (Bediüzzaman, Mektubat) Dolayısıyla iman, bütün varlığı manalandırma adına da muazzam bir perspektif sunuyor insana. İman, Allah'ın varlığını dille ikrar, kalple tasdik olmasının yanısıra, insan hayatında çok daha geniş daireleri kapsıyor. Mesela nefs-i emmare karşısında mühim bir dinamizm oluşturan iman sayesinde insan, kendisiyle, çevresiyle, tabiatla ve Allah'la sağlıklı bir irtibat kuruyor. Kainattaki bütün varlıklarla bu sayede bütünleşiveriyor.

"Kur'ân, insanın yaratılış gayesini marifet ufku, muhabbet ruhu, aşk u şevk buudu ve ruhanî hazlar televvünleriyle "îman-ı billah" olarak tesbit eder. İnsan, yerinde kendi özünden varlığın derinliklerine yollar vurarak, yerinde varlıktan değişik kesitler alıp özünde değerlendirerek iman ve düşünce dünyasını inşa etmekle sorumlu tutulmuştur. Bu, aynı zamanda onun ruhunda meknî bulunan insanlık gerçeğinin ortaya çıkması demektir. Evet insan, ancak imanın aydınlığında özünü, özündeki derinlikleri, varlığın hedef ve gayelerini sezip, kâinat ve hadiselerin iç yüzüne, eşyanın perde arkasına muttali olabilir; muttali olup, varlığı kendi buudlarıyla kavrayabilir." (Fethullah Gülen, Yeni Ümit, Ocak-Şubat-Mart 1994)

Aksi halde iman merkezli bir güce bağlanmayan insan, hayata anlam yükleyen en mühim espriyi kaybettiğinden, geçici ve hakikatte hayatın yükünü ağırlaştıran şeylerle aidiyet kesbediyor. Hakiki imandan uzaklaştığı ölçüde, paraya, maddeye, şana, şöhrete, şehvete, nefsi arzulara bir meyil ve aidiyyet duygusu gelişiyor. İman derecesine göre hem insanın öncelikleri değişiyor hem de hayatın manası ve hayatta vurguladığı noktalar ona göre şekilleniyor.

İman, her şeyi kuşatan bir aklı, insanın teslim olması gereken bir külli iradeyi öngörüyor. Aksi ise zati aklı ve nefsi arzuları öne çıkarıyor. Hayatın manasını özünde düzenleyen, ayarlayan en önemli dinamik de bu iman aslında. İman, sosyal davranışlara ayrı bir denge getiriyor. Fizikte nasıl bütün eşyanın dengesini düzenleyen sıfır noktası varsa, duyguların, aklın, insanlararası ilişkilerin, sosyal hayatın, insanın tabiatla ilişkisinin sıfır noktası da imandır denebilir. Allah`ı yakından tanımak ve idrak etmek, insanla diğer varlıklar arasında ahenkli bir ilişki yumağı oluşturuyor. Varlıklar zati değerinin ötesinde sonsuz bir değere ulaşıyor.

İmanın insana kazandırdığı aidiyyet duygusuyla kendisi insan-ı kamil olmaya çalışırken, başta Rabbini ve O`ndan ötürü de özünde insana muhabbet beslemeye başlıyor. En yüksek mertebe olan rıza-i ilahiyeye ulaşmak, cennete ehil hale gelmek de meşru dairede yaşamayı gerektiriyor. Bu ise günaha götüren nefsi arzuları bastırarak, faziletler adına bütün duyguları yeşertmek, onları karakteri haline getirmekle mümkün. İlk başta nefse ağır gelse de, bilhassa gençler bu hedefe ulaşıncaya kadar gayret etmek, mücadele vermek zorunda. Zira nefsi arzuların sürekli körüklendiği bir toplumda iffetiyle, imanıyla müslümanca yaşamak kolay değil. Ancak iman gibi sağlam bir dayanak noktasıyla bu gerçekleşebilir. Allah'a olan iman, insanı sırat-ı müstakime götürürken, ruhi, zihni ve sosyal açıdan etkisini her alanda gösteriyor. İşte bu aidiyyet duygusu ki, insanda, azim, gayret, ailesine ve topluma faydalı olma, tabiatı sevme düşüncesini geliştiriyor. İnsan içinden gelerek samimiyetle, gönülden ve hiçbir karşılık beklemeksizin insana ve topluma hizmet ediyor, egoizmden kurtuluyor, hayvan ve bitkileri seviyor ve onları koruyor. Bütün varlığı bir Rahman'ın eseri olarak görüyor, ona değer veriyor ve hoş bir aidiyet duygusuyla onunla bütünleşiyor. Tam da bu noktada Batıdaki "insan düşmanlığı" yerine "Yaratılanı severiz Yaradandan ötürü." esprisi, imanın bir tezahürü olarak karşımıza çıkıveriyor.

"Yemin ederim zamana, insanlar hüsranda; ancak iman edip makbul ve güzel işler yapanlar; bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (Asr sûresi, 103/1-3.)

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 10.05.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

"Kardeşlerime Selam Olsun!"

Seyredin

Allah'ın Lütuf ve İhsanları

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, tarihin hoş ve lâtif sahifelerinin yanında, biraz da korkunç ve ürperten sahifelerini okumalıdır ki, gereken tembihi alabilsin. Yoksa o, düşüncelerinde hep çocukça kalabilir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri