Köşe Yazıları
2008 Köşe Yazıları
Aidiyet Duygusu Olarak İman | Aidiyet Duygusu Olarak İman |
|
|
| Muhammed Mertek, Zaman Avrupa | |
| 10.05.2008 | |
|
Aksi halde iman merkezli bir güce bağlanmayan insan, hayata anlam yükleyen en mühim espriyi kaybettiğinden, geçici ve hakikatte hayatın yükünü ağırlaştıran şeylerle aidiyet kesbediyor. Hakiki imandan uzaklaştığı ölçüde, paraya, maddeye, şana, şöhrete, şehvete, nefsi arzulara bir meyil ve aidiyyet duygusu gelişiyor. İman derecesine göre hem insanın öncelikleri değişiyor hem de hayatın manası ve hayatta vurguladığı noktalar ona göre şekilleniyor. İman, her şeyi kuşatan bir aklı, insanın teslim olması gereken bir külli iradeyi öngörüyor. Aksi ise zati aklı ve nefsi arzuları öne çıkarıyor. Hayatın manasını özünde düzenleyen, ayarlayan en önemli dinamik de bu iman aslında. İman, sosyal davranışlara ayrı bir denge getiriyor. Fizikte nasıl bütün eşyanın dengesini düzenleyen sıfır noktası varsa, duyguların, aklın, insanlararası ilişkilerin, sosyal hayatın, insanın tabiatla ilişkisinin sıfır noktası da imandır denebilir. Allah`ı yakından tanımak ve idrak etmek, insanla diğer varlıklar arasında ahenkli bir ilişki yumağı oluşturuyor. Varlıklar zati değerinin ötesinde sonsuz bir değere ulaşıyor. İmanın insana kazandırdığı aidiyyet duygusuyla kendisi insan-ı kamil olmaya çalışırken, başta Rabbini ve O`ndan ötürü de özünde insana muhabbet beslemeye başlıyor. En yüksek mertebe olan rıza-i ilahiyeye ulaşmak, cennete ehil hale gelmek de meşru dairede yaşamayı gerektiriyor. Bu ise günaha götüren nefsi arzuları bastırarak, faziletler adına bütün duyguları yeşertmek, onları karakteri haline getirmekle mümkün. İlk başta nefse ağır gelse de, bilhassa gençler bu hedefe ulaşıncaya kadar gayret etmek, mücadele vermek zorunda. Zira nefsi arzuların sürekli körüklendiği bir toplumda iffetiyle, imanıyla müslümanca yaşamak kolay değil. Ancak iman gibi sağlam bir dayanak noktasıyla bu gerçekleşebilir. Allah'a olan iman, insanı sırat-ı müstakime götürürken, ruhi, zihni ve sosyal açıdan etkisini her alanda gösteriyor. İşte bu aidiyyet duygusu ki, insanda, azim, gayret, ailesine ve topluma faydalı olma, tabiatı sevme düşüncesini geliştiriyor. İnsan içinden gelerek samimiyetle, gönülden ve hiçbir karşılık beklemeksizin insana ve topluma hizmet ediyor, egoizmden kurtuluyor, hayvan ve bitkileri seviyor ve onları koruyor. Bütün varlığı bir Rahman'ın eseri olarak görüyor, ona değer veriyor ve hoş bir aidiyet duygusuyla onunla bütünleşiyor. Tam da bu noktada Batıdaki "insan düşmanlığı" yerine "Yaratılanı severiz Yaradandan ötürü." esprisi, imanın bir tezahürü olarak karşımıza çıkıveriyor.
|
|
| Son Güncelleme ( 10.05.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








