Bir Kainat Doğumu Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 11
Kötüİyi 
Mehmet Erdoğan, fgulen.com   
19.05.2008

Büyük Çilekeş

Kan-ter içinde yaşadın kan-terdi pazarın;
Yoktu hiç vefâdârın...

Sînelere çarpıp geçiyordu âh u zârın..
Ateşten o efkârın...

Mağmalar gibiydin yalnız kaldığın günlerde;
Âlâmın perde perde..

Hasretle geçip gitti hicrân dolu her anın;
Netti gâyet kararın:

Hep diyordun nur zulmetleri boğuncaya dek,
Bu ızdırap sürecek..!

Aşk rehberin olmuştu, mefkûren de dildârın;
İçtendi ah u zârın.

İnleyip dolaştın çöllerde; çöldü her yöre:
Ova, oba, dağ, dere..

Bahar müjdelemiştin, tüllenmeden baharın,
Masmavi gülizarın.

Göçüp gittin bir gece tan yeri ağarırken..
Tam horozlar öterken...

Hep anıp durmuştun, erdin vuslatına Yâr'ın..
Ve gönüller mezarın...

M. Fethullah Gülen

Büyük Çilekeş şiiri mefkuremizin üveyki, aşk ve sevda seyyahı, ümit insanı Bediüzzaman'ın bir hayat levhasıdır. Adeta her çizgisinde, her renginde onun yüz hatları, bakışları, göz yaşları ve mehip duruşu, şefkati resmedilir.. Şiir boyunca biz o ulu kametin acılarına ortak olur, elemlerine hemdert olur, iki büklüm oluşuyla ezilir uflanır ve bir daha Hak davada omuz omuza vereceğimiz ve asla geri dönmeyeceğimizin ahd-ü peymanını yenileriz..

"Kan ter içinde yaşadın kan terdi pazarın;
Yoktu vefâdârın..."

Mısralarında onunla birlikte ilk günleri yaşarız.. Kan, ter içinde yaşanan çileli bir ömürde o hiç fütur göstermeden doğru yolda sabit kadem olmuş bir yiğittir ki arkasına aldığı ordusunu sahil i selamete çıkarmaya azmetmiştir.. Düş arkama ve hiç korkma, diyen bu güven insanına bağlanmayan insanlar ancak aklından zoru olanlardır.. Zira bu kadar kendinden, getirdiklerinden, nurlardan emin olmak bir o kadar da geldiği ve ilhamın verildiği yerden ve zattan emin olmayı gerektirir.. Kişi kendisi azıcık fütur getiriyorsa bu halinden tavırlarından anlaşılacaktır. Dimdik yirmi sekiz sene ayakta kalmak ve daima davasının altında onun boyunduruğu ense kökünde olarak bir ömür yaşamak elbette kalbteki mağmalaşmış imanın ve kabulün ve ihlasın bir göstergesidir..

Terler gözyaşına karışırken onun hayatı da birbirine girer.. Zindanlar onun meskenidir.. Acı onun azığı, elem ise ekmeği ve suyudur.. Tarihte peygamberlerden başka böylesine hayatı imbikten geçmiş bir şahıs göstermek mümkün değildir. Nebilerin hayatlarında böylesine kaoslar ve acılar, ızdıraplar vardır. Ama onlardan sonra inanmış insanlar arasında Bediüzzaman kadar hayatı nokta nokta süzgeçten geçmiş ve zerre kadar yalan ve riya olmadığı kesinleşmiş, elde kalan tek şeyin ihlas ve samimiyet olduğu ayan beyan ortaya çıkmış ikinci bir şahıs göstermek adeta mümkün değildir.. İşte o yaşadığı ilk dönemlerde asla vefadar bir dost bulamamıştı. Bütün feryatlarının yankısını kendi dinliyor ve yine kendi inliyordu…

"Sînelere çarpıp geçiyordu âh u zârın..
Ateşten efkârın..."

Diyen şair onun halet-i ruhiyesini, inleyişini ne kadar reel tasvir ediyor.. Sinelere çarpan elem ve acı dolu iniltiler ve efganlar arşı alaya yükselip gidiyordu.. Ama bir kişi bile dönüp ona derdin nedir demiyordu.. Bu ateşten fikirler ve düşünceler ilk olarak onu yaktı kavurdu.. Onun içini bir elem seline çevirdi.. Ateş denizine dönen sinesi kabardıkça kabardı, binlerce med- cezir yaşadı ve onu belki de sayısız kez yaktı kavurdu, delirtti, çıldırttı. Cinnet geçirecek derecede acılara gark etti.. Ama o bu değirmen taşı altındaki hayatta asla sabırdan başka bir şeye dayanmadı. Dişini sıktı ve Allah'a tevekkül etti.. Bunu bakışlarından yüzünün çizgilerinden, elemli halinden, bir kadit dal gibi kıvrılmış kametinden anlamak mümkündü.

"Mağmâlar gibiydin yalnız kaldığın günlerde..
Derdin perde perde;"

Mısraları işte bu halin bir özeti bir hülasasıdır.. Yalnızlık onu öylesine alıp içine çekmiş ve öğüttükçe öğütmüştü ki bu haldeki bir şahıs davası doğru olmasa asla bu acıya katlanamaz.. Yeni dostlar arar, işveli dünya güzellerine meyleder.. Ama dayanmak gerekti. Zira bu yol gerçekti.. Sözler, Lemalar, Mektubat, Şualar, İşarat-ül İcaz, Mesnevi gerçeğin kendisiydi.. Kuran'ın bir izdüşümü,bir ışıklı gölgesi ve ebedi yansıması, şavkı, ilikmeni, kandili ve lambasıydı.. Zamanın adamı Kur'an'a giden yolu örüyordu taş taş. İşaret taşları kişileri o güneşe çekecekti.. Güneş ise sonsuzluk kanatlarıyla öyle bir açılmış ve yolcularını kendine davet ediyordu ki tadına doyum olmayan bir şeydi artık girilen yol, açılan kanat, adımlanan şehrah…

Derdi perde perde olan, özünde mağmalar kaynayan bir adamın durmadan çalışması ve Hakk'a gitmek isteyen insanlara bu fikir, bir his ve duygu, yakaza, rüya, tefekkür, ilham patikası olarak açtığı yol elbette en minik bir şüphe, bir vehim içermemekte, tamamen itminan ve güven vermektedir..

"Hasretle geçip gitti hicrân dolu anların;
Müthişti kararın:"

Mısralarında hasret ve hicran ile geçen bir ömrü tablolaştırıyor şair.. Ama bu bıçağın kemiği dayanma noktasında çisil çisil yağan bir yağmur gibi bir rahmete vesile olan hal ve durumdu.. O acı çekecek ardından gelenler bu yağmurda ıslanacaktı.. O elem çekecek ardından gelenler bu kış çiçeklerinden devşirdikleri tohumlarla bahara yürüyecekler ve yeniden bir bas ü badeli yaşayacaklardı..

Evet o ağladı güldürmek için. Bu sebepten ağlanan bir ömrün semeresi olarak, kışın bir panoraması bir hayatı yaşadı o. Gelenler gülen çehreleriyle geleceklerdi.. Bir gün doğumu, bir bahar gülümsemesi gibi bir fetih ordusu olacaktı bu karanlık günlerin ardından görünen, zemheri ardından tebessüm eden… Ve öyle de oldu..

Şair burada kararın kesin ve müthişti, diyor ve bizleri onun imanına, izanına, ruhundaki sabit fikre ve ötelere demir atmış kabule ve teslimiyete çekiyor.. Sizler de böyle yapın ve imanınız sağlam olsun ve asla geriye dönmeyin.. Daima ileri uçun, badireleri geçin ve hedefe vasıl olun diyor ve o tablodan alınan örneklerle bizlere halkın imdat çağrısına nasıl koşulacağını ve Hakk'a nasıl uruç edileceğini öğretiyordu..

"Nurlar yağıp karanlıkları boğuncaya dek,
Bu kavga sürecek..!"

Mısralarında şair kendi içinden gelen bir sırrı ifşa ediyor.. Bunca çekilen çileler ve elemler sonunda bu kavga elbette hedefe varacak ve bayrağını başarı ve zafer burcuna dikilmesiyle neticelenecektir.. Burada kavgayı sürdürmeye azmeden bir halet-i ruhiye vardır.. Evet boyunduruk yerde kalmayacak ve bu azık, kut ve gıda yüklü nurlar gelecek nesillere götürülmek üzere boyunlardan inmeyecek, omuzlardan düşmeyecek ve kutsi yük hedefe ulaştırılacaktır…

Kavga deyince akla başka şey gelmemeli.. Fikir ve düşünce, aşk ve sevda, ümit ve azim dolu seslerin çağrısıdır buradaki sözü edilen. Bir tebliğ.. Bir irşattır. Bazen de yerine göre telkindir.. Yoksa kama kılıç kalkan savaşı değildir. Kalemlerin işlediği, sayfaların uçuştuğu bir dönemdir bu kavga dönemi.. Karanlık ordusuna karşı ışık ordusunun gayet munis, kalbleri fetheden, büyülü bir gelişi ve ruhlara sızması ve özleri ışık otağı haline getirmesi ve bir dantela edasıyla güneşleri ayları yıldızları o karalık kuytu köşelere taşıması ve dokumasıdır bu…

"Aşk rehberin olmuştu, mefkûren de dildârın;
Coşkundu esrârın..."

Derken şair bu ışık dokuyuşta ve çileli çehreleri okuyuştaki başarının temelinin aşk olduğunu vurguluyor.. Evet aşık kalblerin, ruhların, ümit ve azim yolcularının, sevda üveyklerinin yol aldığı bir menzil aşk ile örgülenmiştir. Oraya basacak ayakların değecek kanatların, temas edecek gözyaşı ve ter damlarının da aşk kokusu ve dokusu taşıması gereklidir ve öyle olmuştur.. Mefkure ise bu yolun yolcularının içlerindeki sevgilidir.. Gönül verdikleri aşık oldukları tek yardır.. Ömür boyu "davam" diyen ve uçurumdan yuvarlanırken bile yine "davam" diyen bir kişinin başka da sevgilisi olamazdı. Aşk insanı sırra çeken bir kementtir.. Ve coşku da sırrın akabinde çağlayan bir su, bir şelaledir..

Bu esrarlı insanın bütün sözleri adeta bu coşkuyu taşımaktadır. Zira her bir damla ötelerden, adeta miraci ufuklardan kaynamakta ve dudaklara, kalplere, gönüllere inmektedir.. Sır esrar ile kesretli bir çağlayana gebe olmuş ve onlardan da bu aşk ve şevk ile kaleme alınmış bengisu, tesnim suyu misali, kevser misali diriltici soluklar ortaya çıkmıştır…

"İnleyip dolaştın çöllerde.. çöldü her yöre:
Ova, dağ ve dere..."

Diyen şair onun zaman ve mekan tablosunu gözler önüne getiriyor bu mısralarla.. Evet her yöre çöle dönmüş, her cihet kupkuru bir hal almışken, platolar çatlak çatlakken, her şey kuruluğun damarları, kökleri yaprakları taşı toprağı kavurduğu bir anı yaşarken birden o sular akmaya başlamış, dereler çağıldamaya durmuştur. Hakk'ın sunma üslubu ve tefekkürü çalıştırma tarzı yine burada aynen tecelli etmiştir.. Önce ihtiyaç ortaya çıkmış, dudaklar kurumuş sonra kadeh kadeh mana sunulmuştur.. Bu adetullahtır ve her devirde böyle olmuştur. Burada da aynen gerçekleşmiştir.. Zira biz lise yıllarında Risale-i Nur'un nice konularını başkalarına anlatma imkanı bulurduk.. Çevreden gelen şüphe ve tereddütlere adeta paketlenmiş de gönderilmiş gibi veciz sunulan bu ilaçlar ve merhemler ancak Hakk'ın bir lütfu olabilirdi. Ama üç yüz senedir üretilen Batı endeksli vehim vesvese ve rayb artık dayanılmayacak bir noktaya gelmişti. O zamanlarda nice kitaplar telif ediliyordu.. Ama kimsenin susuzluğu bu kitaplar ile gitmiyordu.. Ancak Risaleler güven veriyor ve insanın ruhunu teskin ediyor, susuzluğu yok ediyor ve ötelere ait kevserlerle bu içteki yangını, kalblerdeki alevleri söndürebiliyor ve insanları mutlu ediyor, saadete çekiyordu..

Buradaki güven, duruştan, tarzdan, üsluptan ta hayatın bütün karelerine kadarki dört dörtlük hal ve keyfiyetten kaynaklanıyordu. Hayatını hak davaya adamış bu adam asla yalan söylemezdi.. Zira dünyevi hiçbir derdi yoktu. Dünyaya meyil adına en minik bir emare bile görülmemişti.. Öyleyse bu dava haktı ve bu adam asrın adamıydı. İnsanlar hangi ölçüyü kullanırlarsa kullansınlar sonuç yine aynıydı. Onda her haliyle güven telkin eden duruş, tavır, hal ve etvar vardı.. Vicdan, kalb, akıl birlikte:

-Aradığınız bu adamdır ve devanız, ilacınız, merheminiz onun getirdikleridir.. Koşun ona diyordu.. Bütün herkes bunu böyle gördü bildi ve inandı..

Ama yine de böyle bir yolu seçmede ve kimliği tam anlamada tanımada bir başka dehaya ihtiyaç vardı.. İşte bu deha bütün o hayatı imbiğinden geçirecek, okuduğu kitapları ruhundan süzerek ve büyük ferasetiyle herkesi o iklime davet edecekti.. Zira bazı insanların gücü bu imbiklemeye yetmezdi.. Ve yetmedi.. Bu anda işte o şahin bakışlı lider ortaya çıktı ve:

- Bu adama koşun, onun iklimine girin, bakın ben de ona bende oldum diyerek nice gençleri ve nice ihtiyarları nice kalbi ve aklı yaralıları o beldeye çekti ve o rahle- i tedrise oturttu ve dersini verdi, nurlar ile şad etti, gönüllerini irşad, özlerini abad etti.. Böylece bir bahar dönemi açılmış ve yepyeni bir ufuk belirmişti.. Birinci dönemin ardından gelecek iki dönemin habercisi zat ile bu yolculuk inşaallah hitame erecek ve fetih tamam olacaktı.. ve şimdi bunun belirtileri her cihette görülmekte, temaşa edilmektedir..

Risale i Nurda müjdesi verilen Zekai'nin rüyası gerçek oluyordu böylece.. Sarıklı genç işe vaziyet etmiş ve bütün eski yeni ne kadar iman eri varsa ardına almış ve engelleri aşa aşa arşı alaya kadar ulaşan bir fetih yolunu açmıştır…

"Bahar müjdelemiştin, tüllenmeden baharın,
Ümitten diyarın.."

Derken şair bu bahar müjdesini kışta verdiğini belirtiyor asrın adamının.. O karanlık devirlerin elbette bir aydınlık dönemi olacaktı. O göz yaşlarının elbette gülücükler atan ve şen şakrak zambaklar, papatyalar ile bezenmiş bir yazı olacaktı ve oldu.. Zira bu ümit dokulu bir gayretti.. ve sonuçta ümit meyvelerini verdi. Herkes o sofraya oturdu, ve bu uhrevi sofra cennet sofrasının bir izdüşümü bir yansımasıydı. Ebedlere kadar genişleyen bu işret ve bayram bir gün Cemal i ilahiyi seyretmekle zirvesini bulacak bir bahar örgüsüydü..

"Göçüp gittin bir gece tan yeri ağarırken..
Ak horoz öterken..."

Mısralarında şair artık onun hayat tablosunun son kısımları bizlere sunarak bizleri yaşanacak yepyeni güne hazırlar gibidir.. Horozları öten bir sabahın muştusudur onun sesi, der gibi bizlere sehere hazırlanın, duaya hazır olun. Ellerinizi açın ve içten, kalbten bir dua ufkunda nidalar koparın, sayhalar yükseltin, feryatlar ile sabaha neşideler sunun ki gelecek günlerin baharı daha görkemli olsun.. Atideki sabahlar daha bir revnaktar ve leyyin olsun.. Daha bir mücella ve parlak hal keyfiyet ile tebessüm etsin.. Zira bu bir kainat doğmudur. Sancısı da o nisbette acı verir, elem verir. Sabredin..

"Hep anıp durmuştun, erdin vuslatına Yâr'ın..
Gönüller mezarın..."

Mısralarıyla yine onun hayat karesini bizlere sunan şair onun ölüm anını öyle bir tarzda bizlere takdim ediyor ki canan ile başlayan bu hayat yine sohbeti canan ile sona erecekti ve erdi de.. Vuslat rıhtımına yanaşan gemi yorgundu ama içi doluydu.. Kutsi yükleriyle ve manevi hediyeler ile. Nurlar ile, ışık demeti başaklar ve harmanlar ve beyderler ile bir transatlantik gibi yanaşmıştı bu uhrevi kıyıya..

Geride bıraktığı nesiller ise kalblerini ona açmışlar ve ruhlarına onun sevgisini gömmüşler onunla birlikte ba'sü ba'del mevti yaşamak için bir berzah hayatına niyet etmişlerdir. Bu da ayrı bir çile dönemidir.. Sıktıkça sıkan bir dönemdir. Ama Risaleler ile dirilmek, Bediüzzaman ile haşrolmak için bu sıkıntılara katlanılır ve bu mezar hayatına boyun eğilir. Yeter ki kabirde nurlar ile Münker Nekir'e cevap verilsin. Yeter ki aşk kanatlarıyla haşirden, sırattan geçilsin. Böyle olursa her çileye temenna çekilirdi. Yeter ki Allah'a ve Resulüne bu yiğidin ardında ulaşılsın ve asla yılmayan polat dava adamının eteğine tutunarak Arşı rahman zılline uçulsun, Yüce Rabbe vasıl olunsun… Dünya dolusu çile de ne ki? O dost ile birlikte olduktan sonra elem bize vız gelir. Acı, ızdırab ise olsa olsa hız verir. Başka değil. Zira bu yolda maddi elemler manevi kazancın muştusudur.. Manevi elemler için ise şu vecizeye kulak vermen yeterli: "Ruhunu saran vesvese asla seni tedirgin etmesin. Duaya vesile olması gerekli olan bu hal senin korkunu artırmasın. İbadetten ve ümitten vazgeçirmesin. Zira aşkın yüreklerin elemi de aşkın ve taşkın olur. Sen ne kadar yükseliş istersen o kadar ayağına kartallar ve atmacalar erişir. Yerde olanların etrafında ise acı vermeyen karasinekler uçuşur…

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
volkan öztürk  - teşekkür   |2008-05-26 23:51:11
merhaba hocam
öncelikle şiiri çok beğendiğimi belirtmek istiyorum
güzel insanları güzel insanların şiirlerinde görmek ne
güzel
teşekkür ederiz
Allah razı olsun

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Temsil Öncelikli Tebliğ

Seyredin

Sahâbe Efendilerimizin Hizmet Düşüncesi

Seyredin

Hizmet Mâzeret Değil!..

Dinleyin

Kalb Kasveti ve İnşirah Vesileleri

Dinleyin

Altunizade Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan vardır, zamanı kendi hesabına yontar; insan da vardır, bir ömür boyu zaman onu yontar durur...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri