Ergenekon'un Arkasında ABD'nin Olduğu Doğru mu? Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 9
Kötüİyi 
Hamdi Yılmazer, Aksiyon   
19.05.2008

Hamdi YılmazerBir an kendimi Bila ve Balbay'ın yerine koydum ve Wilson'a sordum: 'Ergenekon'un arkasında ABD’nin olduğu doğru mu?' Zihnimin bütün telleri yanıyordu. İçimden bir ses, 'böyle soru mu olur, sen galiba süper güçle kabile devletini birbirine karıştırıyorsun' dedi.

New York Times Türk Okullarını anlatan geniş bir haber yayımladı. Foreign Policy dergisi de yaşayan 100 entelektüel anketinde Fethullah Gülen Hocaefendi'ye yer verdi.

Bu arada Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinin Ankara temsilcileri, ABD Büyükelçisi Ross Wilson'la röportaj yaparak ortak sorular yönelttiler.

Mustafa Balbay şöyle sormuştu:

"Ilımlı İslam tartışmaları Fethullah Gülen hareketi ile birlikte yürüyor. Gülen, ülkenizde yaşıyor. Başta Orta Asya'daki okullar olmak üzere ABD'nin doğrudan ya da dolaylı desteği söz konusu. Bu konudaki görüşünüz nedir?"

Fikret Bila ise "Ilımlı İslam" sorusunun ardından "Yani sizin yanıtınızdan ABD'nin resmi bakışı olarak laik Türkiye modelini desteklediği sonucunu çıkarabilir miyiz?" dedi ve aldığı cevabın ardından bir soru denemesi daha yaptı:

"Bir sorum da Fethullah Gülen'le ilgili olacak. Gülen'in ABD'de yaşıyor olması Türkiye'deki laik kesimde acaba ABD bu hareketi destekliyor mu yönünde yorumlara yol açıyor. Siz bu harekete nasıl bakıyorsunuz? Gülen'in ABD'de yaşamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Fikret Bila her ne kadar "eş zamanlı" röportajlara, "Bir ay önce sözleşmiştik. Araya giren yoğun programlar nedeniyle bu güne kaldı." açıklamasını getirse de, inançlı kesimler buna "tevafuk" der ve asla rastlantı olarak görmezler. Olayların dili anlayanlara mutlaka bir şeyler fısıldar onlara göre.

En azından şöyle düşünürler: Diyelim ki, zaman uyuşması aksaklıklara bağlandı ya ortak soruların tıpkılığı?...

İki beyin aynı zamanda aynı şeyleri düşünüyorsa bunu nasıl yorumlamak gerekir?

Öncelikle Ross Wilson'ın cevaplarına bakıp, sonra soruların vahametine dönelim.

Wilson özet olarak diyor ki:

"ABD Fethullah Gülen'i ne destekler ne de karşısındadır. ABD'ye seyahat etmek için, yaşamak için, kısa süreli orada kalmak için vize alan her çeşit insan var. Bu biz illa onları destekliyoruz demek değil ki. Biz, ülkemize aldığımız kişiler üzerinde dinî ya da ideolojik bir test yapmıyoruz."

Ilımlı İslam konusunda da Wilson beklenen cevapları vermiyor.

Yani Wilson'ın cevapları bizim New York Times ve Foreign Policy dergisine Büyükelçi üzerinden misilleme yapmak isteyen gazetecileri kesecek cevaplar oluyor.

Şimdi gelelim soruların garabetine…

Bizimkiler aldıkları diplomatik cevaplardan bir şey anladılar mı, bilemiyorum. Ama bir diplomattan kesin ve net cevaplar alma hevesine kapıldıklarına göre bunun altında mutlaka bir bit yeniği olmalı. Yoksa "dünkü çocuk" olmayan bu gazeteciler böylesine çuvallamazdı.

"Çuval bunun neresinde?" merakına kapılanlar olabilir. Kısaca temas edelim:

Bir zamanlar "Yeşil Kuşak" ile komünizme karşı inanç kuşağı oluşturan Amerika'nın şimdi de küresel hegemonyasını kurabilmek için ulusal direnci kırmak üzere Ilımlı İslam'ı ortaya attığını öyle bir propaganda ettiler ki, sormayın.

Fazla düşünmeden konuya balıklama dalan Hikmet Çetinkaya gibiler, "CIA ajanlarının diplomatik pasaportlarla Türk okullarında öğretmenlik yaptığını" söyleyecek kadar uçtu. Hani gazeteci dediğin belgeli konuşur ya! Olsun Hikmet Çetinkaya için asıl astar çok fark etmez.

Diyelim ki, Çetinkaya işin sonunu düşünmeden yazıyor. İlhan Selçuk gibi Emre Kongar gibi âkil adamlar neden Cumhuriyet gazetesinin durumunu hiç düşünmediler? Bu mavallar karşısında niçin sessiz kaldılar ki?...

Güya "Tam Bağımsız Türkiye" sevdasıyla ABD karşıtlığı yapan Cumhuriyet gazetesinin âkil adamları, gençlerimizin bağımlılığı ve sömürüyü hazmetmesi mümkün olmayan tabiatlarını tahrik edip, etrafında toplamaya çalışıyorlardı.

Etkiledikleri insanları bir arada tutmak içinde inançlı kitleleri düşman ilan edip, düşmanlığın göstergesi olarak da ABD taşeronluğu gibi yenilmez-yutulmaz çamurlar atmayı kendilerine yakıştırabiliyorlardı.

Terbiyem müsaade etmediği için bu konuda en büyüklerinin sarf ettiği yaftaları nakledemeyeceğim. Onları seviyelerine havale edip geçerken sadece delil olarak kullandıkları bir cümleyi nakletmekle yetineceğim.

Her iki gazetecinin yukarıdaki sorusunda geçen "Fethullah Gülen ABD'de yaşıyor" meselesi tek delillerini oluşturuyordu. Bu muhteşem delil (!) "İyi de neden ABD de yaşıyor?" sorusuna çevrilerek en masum halk kitlelerine kadar indirilmeye ve insanımız kışkırtılmaya çalışılıyordu.

Mantığa bakın ki, 2001 yılında ortaya çıkan "Loby ve Reorganizasyon" adlı dokümanlarda (bugün eni-boyu çok daha iyi fark ediliyor) ABD'de master ya da doktora gibi amaçlarla bulunmuş kişilerin mutlaka etkilenmiş olabileceği, bu nedenle oluşturulan örgütlenmede bu kişilere asla yer verilmemesi gerektiği vurgulanıyordu!

Bizim Amerikan karşıtlarına göre ABD öyle bir devlet ki, oraya bir kere yolu düşen mutlaka ABD hayranı olur. Türkiye sevgisi ve devletine bağlılığı zaafa uğrar!...

Hani bu insanlar ABD'ye gitmemiş kişiler olsa da dediklerine inansak!

Bırakın ABD'ye yolunun düşmesini, bunlardan bir kısmının eşi ya ABD'li ya da Avrupa milletlerinden!...

Mesela piyasada gezen en ulusalcılardan birisi, eşinin Yunanistanlı bir Rum olduğunu bizzat kendisi söyledi.

Nasıl oluyorsa onlar son derece güvenilir kalabiliyor. Amma… ABD'de master-doktora yapmış kişilere asla güvenilemeyeceğini söyleyebiliyor. Hatta bu mantık o çevrelerde öyle bir efsun etkisi yaptı ki, gün değil, türlü türlü günler görmüş bir devlet adamı "Başörtülüler Suudi Arabistan'a ya da İran'a gitsin." diyebildi!...

Gün geldi devran döndü.

Bizim ABD karşıtları söylem değiştirmeye başladı.

Kulakları çınlasın, bu durumlarda İlhan Selçuk Bey hemen soruyu yapıştırırdı: Niye ki?...

Niye olsun; bizim küresel emperyalizme karşı dimdik duran "Tam Bağımsız Türkiye"ciler, kapatma davasına rağmen ABD'nin desteğini almadan AKP'yi yoldan çekebileceğine inanamıyor!...

İlahi İlhan Ağabey! Tam bağımsızlık Michael Rubin'in himayesinde Dick Cheney istikametinde ilerlemek miydi ki?

Hem neden neo-conlar ki? Yoksa cumhuriyetçi oldukları için mi?

Ya da Güler Kömürcü'nün dediğine inanıp, "En iyi anlaşma şahinlerle yapılır." hükmüne mi bend oldunuz?

Neyse…

Soru sormayı bırakıp, gazetecilerin ortak sorusunun hikmetine bakalım:

Türkçemizde asılsız şeylerle uğraşanların durumunu anlatmak için "Yukarıda bir yalan söylemiş, aşağı mahalleye inince kendisi de inanmış derler ya" işte bütün mesele bu…

Dün avaz avaz "ABD taşeronları" narası atanlar, şimdi dönüp birbirine kakıyor. Soru şu, "İyi de bunların arkasında ABD varsa biz ne yapabiliriz ki?"

Yani şimdi çakerilerine biraz cesaret aşısı yapmak gerekiyor. Onun için Wilson'ın kapısını aşındırıyorlar. Soru malum:

ABD Fethullah Gülen hareketini ve Ilımlı İslam'ı destekliyor mu?

Almak istenen cevap "Hayır"dır. Ama olmuyor. Büyükelçi "Biz ideoloji testi yapmıyoruz. Ne yanındayız ne de karşında." demez mi?

Bu sefer Fikret Bila, kıdemin hakkını vermek için atağı tazeliyor: O halde yanıtınızdan ABD'nin resmi görüşünün laik Türkiye modelini desteklemek olduğunu çıkartabilir miyiz?

Nasıl soru ama? Şimdi büyükelçi ne desin? Yok biz şeriatçı Türkiye'yi destekliyoruz mu desin?

İşte böyle. Tam bağımsızlıktan, devleti ve vatanı kendi milletinden esirgemeye kalkan bizim "Tam bağımsızlıkçıların" anladığı bu!

Bir an kendimi Bila ve Balbay'ın yerine koydum ve Wilson'a sorumu yönelttim:

-Ergenekon'un arkasında ABD'nin olduğu doğru mu?

Zihnimin bütün telleri yanıyordu. İçimden bir ses, "Böyle soru mu olur? Sen galiba süper güçle kabile devletini birbirine karıştırıyorsun." dedi.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Nasıl Keyfiyet Kazanılır?

Seyredin

Peygamberlerin Hususiyetleri

Seyredin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Secde İzindeki Tehlike

Dinleyin

Edremit Vaazı - 1974

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

İnsan, çok defa başkalarına kendi gönül adesesiyle bakar; oradaki sisler ve dumanlarla da her şeyi ve herkesi bulanık görür. Onun bu hâliyle verdiği kararlar ise, bütün bütün karanlık ve merhametsizce olur. Doğrusu, bu hâle düşmüş bir bencil, etraftaki her şeyi mahvolup gitmiş sanır; ama, aslında mahvolup giden, onun kendisidir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri