| Türkçe Konuşmak! |
|
|
| Mehmet Yılmaz, Zaman | |
| 26.05.2008 | |
|
Yanlarından gelip geçerken kendilerine 'merhaba' diyenlerle selamlaşıyor, hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlerin arzusunu kırmayıp hemen objektiflere poz veriyorlardı. Asya Termal Tesisleri'nin asude ortamında cıvıl cıvıl konuşurken dikkatimizi çekti bu dört kız öğrenci... Işıldayan gözleri, mütebessim çehreleri ve tatlı dilleriyle neşe saçıyorlardı çevrelerine... Kendi aralarında neler konuşuyorlardı bilemem. Ama birbirleriyle çok iyi anlaştıkları her hallerinden belliydi. * * * Oturdukları bankta not defterlerine bir şeyler karalarken, keyifli sohbetlerini bölmek pahasına olsa da, tanışmak istedik onlarla... İçlerinden biri hemen atıldı. İsminin Niyan Said olduğunu, Irak'ın Süleymaniye şehrinden geldiğini söyleyiverdi bir çırpıda... Hem de düzgün Türkçesi ile... Sonra Zafirah Affendi anlattı kendini bize. Malezyalı olduğunu, şarkı yarışmasına katılacağını söyledi. Ülkesini ziyaret ettiğimizi belirttiğimizde gözlerinin içi gülüyordu: -Nasıl, beğendiniz mi? Çocuk masumiyetiyle sorulan bu soruya, "çok beğendiğimizi" belirterek karşılık verdik biz de... Zafirah ile konuşurken sıranın kendilerine gelmesini sabırla bekledi diğer iki genç hanım. Önce, başındaki hasır şapkayla kendini tanıttı Truc Nhu... Ardından Sri Lankalı Achila Kavunavatni. Vietnam'dan geldiğini söyledi Truc Nhu. Mahcup bir edası vardı. Ürkek bir güvercin gibi boynunu bükerek paylaştı duygularını... Achila Kavunavatni de diğerleri gibi heyecanlıydı. Kendi aralarında muhabbet ederken hangi lisanı tercih ettiklerini sorduğumuzda hiç tereddüt etmedi: -Bazen Türkçe, bazen İngilizce... * * * Dört kız arkadaşın yanından ayrılınca düşündüm... Ülkesi işgal altında olan bir Iraklı ile bir Sri Lankalıyı başka hangi platform böyle bir araya getirebilir ki?.. Ya da bir Vietnamlı ile bir Malezyalının ortak hangi yönleri olabilir ki?.. Veya onları sevgi ortak paydasında hangi değerler buluşturabilir ki?.. Ülkelerini, kültürlerini, inançlarını da düşününce... Kalbim inşirahla dolup taştı. Kavgalar, nizalar, savaşlar buhar olup gitti sanki. Dünya bir anda sulh ve sükûna kavuştu. "Gördüklerim yepyeni bir medeniyetin ayak sesleri" diye geçirdim içimden... * * * Niyan Said, Zafirah Affendi, Truc Nhu ve Achila Kavunavatni, Türkçe Olimpiyatları için Türkiye'ye gelen 550 öğrenciden sadece dördü. Bu yıl altıncısı düzenlenen olimpiyatlara beş kıtadan tam 110 ülke iştirak ediyor. Kendi memleketlerindeki elemeleri başarıyla geçen öğrenciler hem Türkiye'deki finallerde birinci olmak için yarışıyor hem de açtıkları stantlarda kültürlerini tanıtıyor. Türkçe Olimpiyatları'nı, öğrencilerin sadece Türkçe becerilerini sergiledikleri bir yarışma olarak nitelendirmemek lazım. Tamam, gerçekleştirilen organizasyon özü itibarıyla bir yarışma. Ama... İcra ettiği fonksiyon açısından bakıldığında... Çok farklı ülkelerden gelen öğrencileri aynı çatı altında buluşturmayı başarmanın başka bir adı daha olsa gerek. Her yıl giderek büyüyen bu yarışmayla yeni bir iletişim ve medeniyet dili neşvünema buluyor bence... Geçmiş örneklerinden çok farklı yeni bir üslup, yeni bir bakış açısıyla... * * * Kimileri söylediklerimi abartılı bulabilir. Hatta ütopya olarak da görebilir. Ancak durum hiç de onların sandığı gibi değil. Afrika'dan gelen siyahî öğrencilerle İskandinav ülkelerinden gelen beyaz öğrenciler aynı havayı teneffüs ediyorlar, kurdukları sıcak diyaloglarla... Aynı güzel ilişki Asya'nın çekik gözlüleriyle, Ortadoğu'nun kavruk yüzlüleri arasında da görülüyor. İnsanları din, dil, ırk, mezhep ayrımına tabi tutmadan sevmeyi öğrenen yeni bir anlayış bu... Kaşıkla verip kepçeyle alan Batı medeniyetinin aksine, almadan verme kültürünü özümseyen bir anlayış. Öyle olmasaydı bu kadar kolay olmazdı herhalde, Ugandalı Faysal ile masa tenisi oynamak... Nijeryalı Ahmet ile kırk yıllık arkadaşlar gibi kucaklaşmak... Letonyalı Justina ile hatıra fotoğrafı çektirmek... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








