| Türkiye Dünyada Hiç Böyle Olmadı |
|
|
| Ünal Tanık, haber7.com | |
| 04.06.2008 | |
|
Bu sorunun cevabını net olarak verebilmek elbette ki mümkün değil. Lakin, 15-20 yılda alınan mesafeye baktığınızda görülen tablo öylesine parlak ki takip edenleri heyecanlandırıyor. 110 farklı ülkeden gelen öğrencilerin katıldığı Türkçe Olimpiyatları yapıldı. Bu yıl 6'ncısı düzenlendi. 5 kıtadan gelen 550 öğrenci katıldı. Her renkten, her ırktan öğrencileri bir adada kaynaşmış görmek insana alışık olunmayan bir haz yaşatıyor. Onların aralarında tek bir dille, yalnızca Türkçe ile konuşarak anlaşmalarını benim gibi İstanbul Gösteri Merkezi'ni dolduran binlerce kişi aynı keyifle izledi. * * * Türkiye'nin bugüne kadar yurt dışında yaptığı en büyük lobi çalışması, bu Türk okulları sayesinde gerçekleştirildi. Pazar sabahı Samanyolu Televizyonu'nda Ayna programını izlerken Brezilyalı velilerin niçin Türk okullarını tercih ettiklerine tanık oldum. O okulu açan zihniyetin, Türkiye adına ne büyük hizmetlere imza attıklarını daha iyi anladım. Bir bayan velinin söyledikleri gözlerimi yaşarttı. "Hangi okula vereceğime karar vermek için kızımla okulları geziyordum. Bu okulu inceledikten sonra kızım kesin kararını verdi, 'Anne ben okulumu buldum' dedi. Ben de aynı görüşteydim. Çünkü, burada iyi bir insan yetiştirmek için her şey vardı" diye konuştu. Ben Brezilya'daki Türk okulunu görmedim. Ama yurt dışında farklı coğrafyalarda birkaç tanesini ziyaret etme imkanına kavuştum. Orada gördüklerim Brezilyalı veliyi haklı çıkaracak türdendi. Kazakistan steplerinin ortasında Gökçetav kentinde karşılaştığım Ahmet Öğretmen de "Buraya dönmek için gelmedim" demişti. Benzeri sözü Ukrayna Kiev'deki yamaçtan kente bakan okuldaki öğretmenlerden de duymuştum. Ahmet Öğretmen'e niçin diye sorduğumda, "Eğer iki yıl sonra döneceğimi bilse buradaki öğrenci bana ne kadar inanır, ne kadar güvenir" cevabını vermişti. Eğitim ordusunun o elinde kalemle giden fetih ruhlu neferleri, bugün bulundukları coğrafyada ses bayrağımız Türkçe'yi şanlı bir şekilde dalgalandırıyor. Onlar sayesinde İstiklal Marşımız, üzerinde güneş batmayan bir coğrafyada seslendirilir oldu. * * * 6. Türkçe Olimpiyatları'nda bir vefa ödülü verildi. Kara Afrika'nın ortasındaki Tanzanya'ya üniversite kurmak amacıyla giden bir işadamıydı bu. Bu işadamı, üniversite arazisi bakmak için gittiği şehirden dönerken geçirdiğitrafik kazasında hayatını kaybeden işadamı Erkan Çağıl idi. Erkan Çağıl'ın eşi Arzu Çağıl, ödülü almak için sahneye çıktığında Tanzanya'da yaşamaya devam ettiğini söyledi. Genç oğlu, "Tanzanya'da yaşamaya devam ederek babamın hayalini ben gerçekleştireceğim" sözü verdi, binlerce davetlinin önünde. Dönmemek üzere Kazakistan'a giden Ahmet Öğretmen gibi. Öyle olmasaydı Kazakistan'da 29 Türk okulu nasıl açılabilirdi? Türkçe Olimpiyatları'nın 6'ncısı gerçekten 110 ülkeden süzülen bir ruh idi. Sudanlı Vala Tarık'tan, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Benim yüreğimde boylu boyunca memleketim var" şiirini, Moğolistanlı Dolgarmaa'dan Necip Fazıl'ın Sakaryası'nı dinlemenin ihtişamı başka nasıl sağlanabilirdi. Ya Kenyalı Samuel'in Cem Karaca'dan seslendirdiği "Allah yar" şarkısı, ya da Belaruslu genç kızın ağzından "Gesi bağları" Türküsünü dinlemenin hazzı gerçekten erişilmezdi. 19. yüzyılda Türk Dünyası'nın aydınlanma isimlerinden biri olarak bilinen Gaspıralı İsmail Bey Ödülü'nü alan Taha Akyol'dan, "Bugüne kadar aldığım hiçbir ödül beni bu kadar duygulandırmadı" demesi, altı çizilecek bir ifade idi. Aynı ödülü paylaşan Beşir Ayvazoğlu, "Gaspıralı Türk dünyası için 'dilde, fikirde, işte birlik' demişti. Türk okulları, bu kavramı bütün dünya için gerçekleştiriyor" tespiti, çok önemli idi. Dünyanın dört bir ucundaki bu Türk okulları, her yıl 10 binlerce yeni öğrenciye Türkçe öğretiyor. Üstelik, buradan mezun olan bir o kadar öğrenci de kendi ülkelerinde önemli görevlere talip olmak üzere mezun olmaya başladılar. Bir 10 yıl sonrasında Türkiye'nin yurt dışında nasıl bir imaja sahip olacağını hayal ettikçe içim huzur doluyor. Bu hizmete vesile olanlara şükran duygularım kabarıyor. 6. Türkçe Olimpiyatları'nı bu şükran duyguları ile izledim. Yanımdaki tanımadığım bir kadının elime tutuşturduğu mendille gözyaşlarımı silerken, II. Mahmut'un Fransa'da açtırdığı Osmanlı okulu aklıma geldi. "Acaba" dedim, "II. Mahmut Paris'te 1821'de açılan Osmanlı okuluna bu ruhu verebilseydi ve devamını getirebilseydi, Devlet-i Aliyye'nin geleceği nasıl farklı olurdu" diye düşündüm. Osmanlı, sahip olduğu topraklarda hiç sömürgecilik yapmadığı halde aleyhinde yazılıp çizilenler hepimizin malumu. İşgal ettiği toprakların zenginliklerini ülkelerine aktaran Fransa ve İngiltere ise bugün bile o topraklarda "saygın" konumda. Dahası, o ülkelerin "ilişki kuracağı ilk ülke" olarak akıllarına geliyor. Bunun en büyük nedeni olarak, o coğrafyada kendi kültürlerini bir şekilde tanıtmış olmalarını görüyoruz. * * * Kimse bugün koparılmak istenen fırtınalara bakıp ümitsizliğe kapılmasın. Uzak gelecek değil, Türkiye'nin yakın geleceği çok parlak. Ortalığı bulandırmak isteyenler işte bunlar. |
|
| Son Güncelleme ( 04.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








