| Kitabın Ortasından Konuşmak |
|
|
| Cengiz Özdemir, Bugün | |
| 05.06.2008 | |
|
İstanbul Gösteri Merkezi'nin ev sahipliği yaptığı onca gecenin belki de en görkemlisi bu. Meclis Başkanı Köksal Toptan orada. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile Devlet Bakanı Mehmet Şimşek oradalar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gelememiş; ama görüntülü bir mesajla salonu selamlıyor. 110 ülkeden tam 550 öğrenci ve 250 öğretmen bu olimpiyatlar için Türkiye'deler. İstanbul ve Ankara'nın yanı sıra Anadolu'nun önemli vilayetlerinde toplantılar düzenlenmiş. O gece, 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için yarışıyorlar. Dünyanın dört bir köşesinden, rengarenk bir koro ve hepsi "bülbül gibi" Türkçe konuşuyor! Bir ara gözüm sahneyi büyük bir heyecanla izleyen Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın'a takılıyor. Salonu tıklım tıklım dolduran büyük bir kalabalık var. Konukların arasında görebildiğim isimler, o kalabalığın ötesinde bir anlamın altını çiziyor. Ahmet Çalık, Meral Akşener, Oğuz Satıcı, Hakan Şükür, Namık Kemal Zeybek, Abdulhaluk Çay, Hilmi Yavuz, İbrahim Şahin, Taha Akyol, Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Sarıgül, Celal Doğan, Dursun Güleryüz ve Serdar Güzelaydın gözüme takılan diğer konuklar. Duygularını gizleyebilen yok. Dile kolay 110 ülkeden tam 550 genç Türkçe için yarışıyor! Kapanış gecesinde sahnede bir sürü konuşma yapılıyor. Teşekkürler havada uçuşuyor. Fakat... Bir isim var ki... Bu vizyonun gerçek sahibi. Yıllardır bu hayalin ardında koştu ve onca insanımızı koşturdu. Adı her zaman bu okullarla anıldı. Çoğu zaman hakkında dinlediğim sohbetlere müdahale etmek zorunda kaldım. Bugüne kadar, "tanımayanlardan duyduklarım" ile "tanıdığım şahıs" arasında uzak yakın bir alakanın olduğuna neredeyse hiç tanık olmadım! O gece, bir başka gariplik hissettim. Mikrofonu alanın çekingen tavrı, en hafif ifadeyle garipti. O, sanki cüzamlıydı! Adı bile anılmayacak, belki de bulaşıcılığından uzak durulacaktı! Yazdıklarımdan şu anlaşılmasın: O'nun talebesi ya da talebelerinin talebesi değilim, olmadım. Cemaatin mensubu falan da değilim. Hayatımda sadece iki kez görüştüm. Her ikisinde de dinlediklerimden öğrendiklerim oldu. O, şöyle azıcık hatıralarınızı yokladığınızda, mahalle ya da köyünüzdeki hocaefendilerden biri sadece. Başka bir iddiası yok. Dinlediğinizde, dini konulardaki vukufiyeti, aşırı mütevazı üslubu ve etkileyici belagatı sizde iz bırakan tarafları oluyor. O, hiç kimsenin hakkında konuşmamak konusunda aşırı bir hassasiyet sahibi. Oysa her köşe başında, kahramanı o olan esrarengiz ve hemen hepsi düzmece hikayeler duyuyorsunuz. O gece, hiç kimse mikrofonda ikrar etmese de... Herkesin gönlünden geçen... O'na şükranlarını sunabilmekti. Yanımda oturanlar bunu fısıldanıyordu. Ayaküstü konuştuğum herkes hakkını teslim ediyordu. Salonun çıkış kapısında bana uzatılan mikrofona söylediklerimi burada tekrar edeyim: Fethullah Gülen Hocaefendi'ye hepimiz teşekkür borçluyuz. |
|
| Son Güncelleme ( 05.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









