| Granitten Bir Bahçede Gül Yetiştirmek |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 09.06.2008 | |
|
Bir eğitim gönüllümüz anlatıyor: "Mirçea, mezun bir öğrencimizdi, hem de okulumuzun ilk öğrencilerinden birisiydi. Bizi çok seven ve Türkçeyi de çok güzel konuşan bu öğrencimizle diyaloğumuz devam ediyordu ama son zamanlarda bir derdi olduğunu fark ettim. Kendisine bu hususu sorunca, babasının ciddi bir beyin ameliyatı geçireceğini ve kan ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben de 'Arkadaşlara sorayım aynı kan grubu olanlardan ayarlayalım.' dedim. Sevincini saklayamadı. Ertesi gün beş altı öğretmen arkadaş Mirçea ile buluşup devlet hastanesine gittik. Orada isim ve kimliklerimizi söyleyince, hastane idaresi, biz yabancı olduğumuz için, bizden kan alamayacaklarını, yabancıdan kan almanın sağlık kurallarına uygun olmadığını ifade ettiler. Kendisi çok aktif ve açık bir fıtratta olan Mirçea hemen hem de en yüksek sesle, hastane koridorlarını inletircesine bağırmaya başladı. Şöyle diyordu: 'Sizler bu insanları, bilmiyorsunuz, tanımıyorsunuz!.. Bunlar benim öğretmenlerim. Bunlar alkol almazlar, sigara içmezler. Bunlar gayri meşru yaşamazlar. Bunların kanından daha temiz dünyada bir kan bulamazsınız. Bunlardan kan almayacaksınız da, kimden alacaksınız?... Heyecandan bütün hastaneyi ayağa kaldırdı... Hemen Mirçea'yı sakinleştirmek için 'Sizi Başhekimle görüştürelim.' diyerek yukarıya çıkardılar. Mesele böylece hallolup kan bağışı yapıldı ve Mirçea'nın babası tekrar sağlığına kavuştu." Bir eğitim gönüllümüz diyor ki: "Mezun öğrencilerimizden birisinin ziyaretine gitmiştik. Öğrencimizin velisiyle görüştükten sonra, o bize 'Sizin, öğrencilerinizle okul bittikten sonra da ilgilenmeniz çok güzel! Ben kendi oğluma kaç defa 'Eğer bir defa daha liseye gitme imkânım olsa, hangi okula gidersin?' diye sormuşsam, her defasında cevabı; 'Bin kere de sorsan, bin kere de imkânım olsa yine bu okula giderdim' şeklinde olmuştur.' dedi." Evet granitlerin bile üzerine öyle güzellikler nakşediyordu ki, artık bir daha silinmiyordu... Bu samimi irtibat, sadece öğrencilerle ilgili değildir. Halkla, velilerle ilgilenmeleri de çok güzel. İleri gelen pek çok insanı davet edip Türkiye'ye geziye getiriyorlar. Ziyaretçilerden birisinin sözlerine kulak verecek olursak, bu gezilerin ne kadar önemli olduğunu görürüz: "Bu mükemmel İstanbul gezisi kalbimde çok izler bıraktı. Öncelikle hayatımın en heyecanlı anlarını orada yaşadım. İstanbul çok gizemli geldi bana. Bu şehrin her bir yerinin ayrı bir yönü var. İnsanlar çok nazikti ve her şeye gücü yeten Allah'a çok yakın olduğunuzu hissediyordunuz. Bu duygu dolu gezi bu huzur şehrine varışımızın ilk gecesi başladı. İlk gözüme çarpan şey o zamana kadar görme şansına sahip olamadığım devâsâ bir yapıydı; bir câmi... Hissediyordum ki, bu gezi benim için yepyeni başlangıç olacaktı. Câmiin ışıklandırılış şekli, dikkatimi ilk çekenlerden. Onun için yapacağım öncelikli iş büyük mekânlardan birine girmek olacak... Namaza çağrıyı (ezanı) ilk duyduğum an beni yeni hislere ulaştırdı. Ezan, çok garip geldi bana. O ana kadar Kur'an'dan hiçbir şey işitmemiştim. En olağanüstü tarafı ise, ezan başladığında, o dev şehrin kaotik havasına artık bir huzur iklimi hâkim olmuştu. Artık sokaklarda bağırma çağırma kalmamıştı. O anda diledim ki zaman dursun ve bu mukaddes çağrı hiç bitmesin. O inanılmaz sedâ bana tarif edemeyeceğim duyguları tattırdı. Hâlâ zihnimde yankılanıyor." Türkiye'yi ziyaret edenlerin çoğunda benzeri duyguları bulmak mümkün... |
|
| Son Güncelleme ( 09.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








