| Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nı Taçlandıran O Küçük Nükte |
|
|
| A. Turan Alkan, Aksiyon | |
| 09.06.2008 | |
|
O sahne şuydu: Olimpiyatların düzenleme komitesi, bildiğiniz gibi çok güzel ve mânidar bir uygulama başlatarak Türkçeye hizmeti geçmiş bilim ve fikir adamlarını ödüllendirdi. Bu çerçevede Türk Edebiyatı araştırmalarının mümtaz ve unutulmaz şahsiyeti Prof. Dr. Orhan Okay hocamız da Ali Şir Nevâî ödülüne lâyık görüldü. Şair Hilmi Yavuz'la birlikte sahneye çıkarak ödülünü aldı ve hislerini şu cümlelerle ifâde etti: "60 yıla yaklaşan hocalık ve yazarlık hayatımın en güzel ve en mânâlı ödülünü almış bulunuyorum. Bu ödüle ne kadar lâyık olduğumu bilmiyorum; bu ödülün asıl önemli sahibi Türkçe. Bugün gördüğüm çeşitli milletlerden gelen insanların, gençlerin ileride dilimizin, tarihimizin, sanatımızın, oyunlarımızın, aletlerimizin gönüllü misyonerleri olacaklarına inanıyorum." Sonra program tabii akışı içinde devam etti ve tesâdüfen dikkatimi çeken o hâdise şöyle gelişti: Protokol sırasında oturan Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik bir ara yerinden kalkarak, salonun çıkışına doğru yürümeye başladı. Bakanın korumaları hareketlendiler fakat Bakan el işaretiyle onları durdurarak yürümeye devam etti. Orhan Okay hocamızın oturduğu yere kadar geldi, Orhan Okay'ın önünde eğildi, eline uzandı ve o eli öptü. Birkaç kelime konuştular; ne konuştuklarını duymak mümkün değildi fakat tahmin etmek kolaydı. İçimden şöyle geçti: "Aşkolsun bu hükümetin Millî Eğitim Bakanı'na, aşkolsun hocasının elini öperek onun hayır duasını almak gibi bir ilim geleneğini unutmamış o hayırlı talebeye. Aşkolsun, ilim adamı karşısında hürmetini ifadeden çekinmeyen o siyasetçi portresine..." Bakan Hüseyin Çelik'in de bir ilim adamı, üstelik Türk Dili ve Edebiyatı ana bilim dalında doçentliğe kadar yükselmişken siyasete atıldığı da herkesin mâlumu; muhtemelen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okurken Orhan Okay Hoca'nın doğrudan talebesi olmak şerefine de erişmiştir fakat bizim ilim geleneğimizde bu gibi ayrıntılardan çok daha önemli olan husus, şeklî hoca-talebe ilişkisi mevcut olmasa bile, "hoca" ile "talebe" arasındaki asla kesintiye uğramayan hürmet ve muhabbet bağıdır ve Bakan Çelik, pek az kimsenin fark edip şahit olduğu o güzel jesti ile, o güzel geceyi taçlandırmış oldu. "Hocası"na da helâl olsun; kadirbilir ve mütevazı "talebesi"ne de... Ne güzel, ne mânidar bir andı o. Fark etmemiş olanlar da bilsin istedim. * * * İslâm'ın ilim geleneğinde âlimler ile siyasetçiler arasında böyle bir hukuk vardır. Âlim siyâsetçiye yakınlaşmaz ve bunun için gönüllü olmaz; siyâsetçinin kendini bileni ise, âlimlere yakın durmaya ve onlardan istifâdeye çalışır. Bu mesele hakkında İhyâ-i ulûm'id-din'de zikredilen bir Hadîs-i Şerif'i hatırlatmanın yeridir: "Âlimlerin fenâsı, emirlerin ayağına gidenler, emirlerin iyisi ise âlimleri ziyaret edenlerdir." İşte bu nüktenin hâlâ yaşadığını görmek beni çok mutlu etti. Türkçe Olimpiyatları'ndan Kısa Notlar O gece çok güzeldi. Televizyonda seyretmiş olanlar da elbette bu hissi paylaşmıştır ama orada olmak, sahnenin dışında olup biteni seyretmek de ayrı bir zevkti. Düşüncelerimi kısaca sizlerle paylaşmak istedim:
|
|
| Son Güncelleme ( 09.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








