| Türkçe Olimpiyatları |
|
|
| İbrahim Selamet, Yeni Sakarya | |
| 04.06.2008 | |
|
Hizmetin temellerini atan M. Fethullah Gülen Hocaefendi için yazdığım yazıyı bu vesile ile bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum. Güneş'in; her yeni şafakla beraber Anadolu'ya gülümsediği serhad şehrinde doğdun. Dedelerinin medeniyet kurduğu toprakları karış karış gezdin. Bu çorak toprakları yıllardır unuttuğu muhabbetle suladın, "kudsi bir esinti" getirdin. Öyle bir esinti ki; Rasul'ün (sallallâhu aleyhi ve sellem) diyarından, ruhundan esintiler getirdin. Şimdi ise kader seni güneşin battığı yere götürdü. Seni sadece bir kez gördüm. O gün mahşer gibiydi. Heybetiyle dünyanın damı gibi dimdik duran sütunlardan birinin gölgesinden izledim seni. Elini öpmek nasip olmadı o gün. "Süleymaniye kürsüsü"nde sadece sen ağlamadın. Bizler ağladık, avludaki serviler, kuşlar, taşlar ağladı. Sonra sen de "muhacir" oldun. Sen ayrılırken Şubat'tı. Havada kasvetli bulutlar vardı. Kıştı, soğuktu. Arkanda gözyaşı döken mazlumlar, öksüzler, yetimler kaldı. Belki dünya gözüyle seni tekrar göremem diye bu mektubu yazıyorum… Lütfen kabul buyur. O gün seni dinlerken, okuduğum kitapların dile geldiğini gördüm. Ashab'ın kokusunu duydum. Rasul' ün (sallallâhu aleyhi ve sellem) esintilerine sığındım. Sanki melekût âlemi Süleymaniye'nin içindeydi o gün. Şimdi sen çok uzaklardasın. Bu yazıyı kaleme alırken çok mahcubum. "Biz muhabbet fedaileriyiz, bizim husumete vaktimiz yoktur" derken seni anlamamışım. Hâlbuki sen Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlakını, rahmetini, merhametini kuşanmışsın. Bırak fedaisi olmayı muhabbete bile düşman etmişler bizi Hocam. "Terki Dünya, terki Ukba, terki hesti, terki terk" diyen üstadını sen bize anlattın ama biz anlamadık. Oğlum büyüdü Hocam. Şimdi seni daha iyi anlıyorum. Meğer sen; uzanıp köprü olmuşsun "Evladı Fatihan" üzerinden geçsin diye. Meğer sen toprağa düşen tohum olmuşsun, çatlayıp içinden fidanlar yeşersin diye. Seni anlamadılar, sana hakaret ettiler ve çok sevdiğin yurdundan uzaklaşmana sevindiler. Sen ise onlara cevap bile vermedin. Hakaret etmedin ve asla kaba davranmadın. Aynı Peygamber' in (sallallâhu aleyhi ve sellem) "Taif"te yaptığı gibi yaptın. Ve hicranını, hasretini sinene gömdün. Bu toplum seni anlamadı ama kudsiler anladı, melaike anladı. "Seni öldürmeye gelen sende dirildi"… Bilmediler, bilemediler. Hocam; duydum ki hastalığın artmış, belini büker olmuş. Rabbinin sana verdiklerinden dolayı hiç şikâyet etmedin. Sana verilen yük; binlere, onbinlere, milyonlara verilmedi. Bilirim ki yokluklar hastalıklar üzmez seni. "Dostun bir sitemi" yaralar seni. Kırılan kalpler, kayan gönüller, ağlayan mazlumlar yaralar seni… Bütün dünya senin elinden ve dilinden emin oldu. Sen "emin insan" oldun. Dünya ayağına serildi ama tamah etmedin, azimetle yaşamayı tercih ettin. Makamı, mevkii, sefahat içinde yaşamayı hayatın boyunca reddettin. Peygamber'in(sallallâhu aleyhi ve sellem) veda yaşına geldin. Bilirim ki sen O'nun varislerindensin. O'nun sadık dostu Ebubekir (ra) gibisin. Geriye ne bıraktın diye sorarlarsa "Allah ve Rasulü'nü" diyecek kadar hasbi ve derinsin… Mustafa İsmail' i, Sıddık Minşevi' yi, fasih belagati ben senden öğrendim. Safahat'ı, Mesnevi'yi, Altı Kitab'ı da senden öğrendim. "Evrensel Mesajı" ve "insan"ın önemini bir senden; bir de Muhammed Esed'den öğrendim. Sen kesintisiz vahyin ne demek olduğunu, peygamberlerin atası İbrahim'e (as) ulaşmanın yolunun; "kavga" değil "barış"tan, muhabbet ve sevgiden geçtiğini öğrettin bizlere. Dengeli bir toplumun ne demek olduğunu biz bilemedik. İslam toplumu sekiz asır geriye düştü. Ezan okunan topraklara gözyaşı düştü, mahzunluk çöktü. İslam medeniyeti üzerinde dolaşan karanlığı yok etmek için tek başına yola koyuldun. "Davet"in mahzun gönüllerde makes buldu, bereketlendi. Milyonlarca insan ayak izlerini takip edip yola koyuldu. Onlar için ışık oldun, ümid oldun. Yıllar önce söylediklerinin değeri ancak şimdi anlaşıldı. Bir insanı yetiştirmenin bir "nesli yetiştirmek" olduğunu dünya senden öğrendi. Güney Afrika'dan, Sibirya'ya, Uzak Doğu'dan, Uzak Batı'ya kadar ahlak ve faziletin meşalesini dolaştırdın. Bizler kendi aramızda tartışırken sen aldırmadın. Sana taş atana sen gül attın. Senin davetine koşanlar, ulvi derdini anlayanlar "çağdaş sahabeler" gibi dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Aynı Endülüs'e çıkan Tarık bin Ziyad'lar gibi. Allah' ın arzının genişliğini, memleketin geleceğine hizmet etmeyi, ummanlar gibi geniş olmayı, aysberg gibi derin, rahmet gibi yağmur olmayı sen öğrettin. Hocam; diktiğin fidanlar büyüdü. Kurda, kuşa rızık oldu, gölge oldu. Muhabbet oldu, eman oldu, selam oldu… Hasretiyle yandığın, gözünde buram buram tüten bu topraklar şimdi yeşerdi, bahar geldi. Bedelini sen ömrünle ödedin, firakınla ödedin… Çok uzaklardan selam göndermişsin. Başım gözüm üstüne. "Selam" senin de üzerine oldun. Fani dünyada mahzun ettiler, seni ağlattılar. Baki dünyada umarım örnek aldığın Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve şahidlerine komşu olursun. Bu mektup ötelerin ötesine arzuhalimdir. Hakkını bana helal et Hocam. Ellerinden öperim… |
|
| Son Güncelleme ( 10.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|









