Yeni İrancılar ve İran Sopası Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Hamdi Yılmazer, Aksiyon   
23.06.2008

Hamdi YılmazerYeni İrancıların nazarında AKP'nin iktidar olmasıyla ülkenin işgal edilmesi arasında hiçbir fark yok. Onların vermek istediği kurtuluş savaşı dışa değil, içe karşı. O yüzden Rusya ve İran'la flört ettikleri hâlde Michael Rubin gibi Amerikalılardan himaye görüyorlar.

'İrancı' denilince, İslam devleti isteyenlerin bir kısmı gelirdi akla eskiden; şimdi işler tam tersine döndü. İran'ı öcü görenler stratejik ortaklık arayışlarına başladı. Bu köklü değişikliği mazur göstermek için de eskiden potansiyel olarak İrancılıkla suçlanabilecek kesimler, "Amerikancı" ve "Sorosçu" yani Yahudi menfaatleri istikametinde çalışmakla suçlanmaya başlandı.

Hatta İran rejimine ve Humeyni'ye karşı tutumunu açıkça ortaya koyan Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bile ABD tarafından, tıpkı Humeyni gibi Türkiye'ye getirileceğini yayabilmek için olmadık şeyler yapıldı.

"Olur mu canım?" demeyin. Olması değil, öyle bilinmesi kâfidir çünkü. Zaten bu ilişkinin mut'a nikâhı gibi dereyi geçinceye kadar sürmesi yeterlidir.

Dereyi geçmenin ne kadar süreceği de, denizleri aşanların derede boğulma tehlikesiyle karşı karşıya gelme ihtimali de belli değil…

Bu çetrefilli konuya dalarken, önce zihinleri şöyle bir tazeleyip, İran ittifakının ilk defa telaffuz edilişini hatırlayalım. MGK Genel Sekreterliği görevini sürdürürken Avrupa'da yaptığı "Para basar, dış borçlarımızı öderiz." açıklamasıyla dikkatleri üzerine çeken E. Org. Tuncer Kılıç'tan duymuştuk bu alternatifi.

ABD yayılmacılığına karşı yeni bir doğu bloku oluşturma fikrinden hareketle İran-Rusya ittifakı dile getiriliyordu. Sömürgeciliğe karşı direniş "istiklalden ve egemenlik hakkından asla ödün vermeme" esasına dayandırıldığı için de Avrupa Birliği dâhil Batı'ya tavır alınıyordu.

Her ne kadar "Attila İlhan'ın Gazi Paşa aslında Rusya ile ittifaktan yanaydı" fikrini kılavuz edinseler de devletin Batılılaşma ve "Cumhuriyet aydınlanmasının" Batı'yı gösteren ibresi mahfuz tutuluyordu. Ya da Rusya zaten medeniyet olarak Batı'ya mensup görülüyordu.

Ama…

Dugin'in fikirleri ve Rusya merkezli yeni bir kuzey yayı oluşturma projesi, bir nevi, sosyalizmi terk etmiş yeni bir SSCB'yi andırıyordu. Bu projenin içinde İran müttefik ülke olarak yer alırken Türkiye'nin esamisi bile anılmıyordu. Çünkü NATO üyesi Türkiye'nin yeri son derece belliydi ve Rusya için hiç de güven verici bir ortak görüntüsünde değildi.

Zaten Fransa'nın NATO'ya girmek için çabaladığı bir zamanda Fransa ile derin bağlantıları ortaya çıkanların, Rusya-İran ittifakında yer alma fikrini nasıl savunabildiği tam bir muamma olarak ortada duruyor.

Hatırlayalım.

Türkiye'de başörtüsü problemini anayasa maddelerinde yapılan düzenleme ile çözme fikri ortaya çıktığı zaman Fransız Masonları -hâşâ- "Başörtüsünün dinde olmadığını, eskiden ahlâksızlık yapan kadınlar tarafından kullanıldığını" söylemiş, bizim Rusya-İran hattında görüntü veren laikçilerimiz kelimesi kelimesine bu açıklamayı dile getirmeye başlamıştı.

Ayrıca Dugin'in projesine dâhil olma noktasında alınan mesafeye bakılırsa ana hattı Perinçek ailesinin tuttuğu görülüyor. Onlar da oğulları Mehmet'in akademik çalışmalarından dolayı Ermeni soykırımı üzerinde duruyorlar. Anlattıklarına bakılırsa Rus arşivlerinden muhteşem belgeler toplayıp, dönüyorlar.

Yani bu ilişkide Ruslar ne bulduysa, Osmanlı'nın son dönemlerinde Ermenilerden fazlasıyla istifade eden, soykırım konularının cereyan ettiği yıllarda Ermenilerle et-tırnak ilişkisi içinde bulunan Rusya, hatta Yukarı Karabağ meselesinde Azerilere karşı Ermenistan'ın yanında yer alan Rusya, nasıl olduysa bütün bu tarihî tutum ve çıkar hesaplarından vazgeçti!..

İran'a gelince…

İran'ın ne Batı medeniyeti ile alakası var ne de başka meziyeti. Üstüne üstlük Çaldıran Savaşı'nın öncesi ve sonrasına bakan acı çatlaklara sebebiyet vermesi ve İran devrimiyle ortaya çıkan bir de İran tipi İslam Cumhuriyeti var ki bunlar fazlasıyla ters şeyler…

Tersliğin miktarını göstermesi açısından son derece aktüel bir örnek verip geçelim:

Bizim medya son zamanlarda İran'daki yasaklar üzerinde duruyor. Yaz geldiği için dar ve nispeten açık kıyafet giyen bayanlar ve düşük belli pantolon giyen erkekler cezalandırılıyormuş. Sadece cezalandırılsalar iyi! Yolda ahlâk polisleri tarafından durdurulup bir de o kıyafetleri nereden aldıkları soruluyormuş. Böylece kıyafet satanlar da cezadan nasibini alıyormuş.

Aynı günlerde bizde ise özürlü çocuğunu ÖSS imtihanına götüren başörtülü annenin okula sokulmadığı, başörtüsünü serbest bırakacak yasal düzenlemeler yaptığı için iktidar partisinin "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olduğundan dolayı kapatılması ve de Anayasa Mahkemesi'nin bu yasal düzenlemeyi yetkisini aşarak iptal etmesi yazılıp çiziliyordu.

İşte fark bu kadar:

Orada açılmak yasak bizde ise örtünmek yasak.

Tabii benzerlik de aynı ölçüde:

Orada da yasak var burada da…

Belki de farkında olmadan Yeni İrancıları İran'a yaklaştıran da bu yasakçı zihniyettir. AK Parti gibi milletin yarısından oy alabilen projelere sahip olanları yasaklarla engelleyebilmenin verdiği acayip zevk!

Belki de tam burada akıllara şöyle bir düşünce gelecek:

Devletin yönünü Batı'dan yana çevirmek değil, onlara çantada keklik olmadığımızı göstererek pazarlık gücümüzü arttırmak için İran ve Rusya alternatifini ortaya atmak son derece akıllıca bir yoldur.

Doğru.

Ama biraz dikkat edersek o doğruyu fazlasıyla uygulayan da yine AK Parti hükümetidir.

Mesela, bütün itirazlara rağmen İran ile doğalgaz anlaşmasını AK Parti hükümeti imzaladı. Erdoğan-Putin gizli görüşmesini öğrenebilmek için ABD neler yapmadı? İsrail'e rağmen Hamas'ı Türkiye'ye getiren, İsrail'in devlet terörü yaptığını söyleyen de yine AK Parti hükümeti oldu. Hatta Suriye-İsrail arasında başlattığı arabuluculuk görüşmelerinde aldığı mesafe ile "Eğer başarırsa Nobel Barış Ödülünü alır" dedirten de yine AK Parti hükümetiydi.

Nedense bütün bunlar Yeni İrancıların, "ABD ve İsrail'e ülkeyi peşkeş çekiyorlar" ithamından kurtaramadı hükümeti!

Kurtaramaz da…

Çünkü onların nazarında AKP hükümetinin iktidar olmasıyla ülkenin işgal edilmesi arasında hiçbir fark yok. Dolayısıyla Yeni İrancıların vermek istediği kurtuluş savaşı dışa karşı değil, içe karşı. İşte o yüzden Rusya ve İran'la flört ettikleri hâlde Irak işgalinde Neo-Conlara danışmanlık yapan Michael Rubin gibi Amerikalılardan himaye görüyorlar.

Çünkü onlar ilk defa çok eksenli dış politika yürütebilen bir hükümete içerden vurarak tarifi imkânsız bir hizmet sunuyorlar.

Çünkü onlar İslam dinini hiçbir siyasi çıkara alet etmeden yaşayan, insanlar arasında sevgi ve diyalog köprüleri kurmak isteyen Fethullah Gülen Hocaefendi'yi aralarında dağlar kadar fark olduğu hâlde, Humeyni'ye benzeterek müthiş bir yanıltmayı bile bile yapıyorlar.

Yani İran'daki yaşam tarzını ve İran devrim liderini balyoz gibi başımıza indiriyorlar.

İşte bu konunun asıl püf noktası bence şurası:

İran gibi devlet geleneği sağlam bir ülke bütün bunları bile bile bizim laikçilerin İrancılığını kabul ederse bunun altından acaba ne çıkar?

Bu sorunun cevabını düşünürken Irak'ta körüklenen Şii-Sünni çatışmasını da hatırlamakta fayda var galiba…

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Küçük bir şey başarınca her şeyi başaracağını zannetmek şeytanî bir vehimdir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri