| Gülen İle Huntington'ın Yolları Nasıl Kesişti? |
|
|
| Abdülhamit Bilici, Zaman | |
| 25.06.2008 | |
|
Bu davayı, bir şahsın davası olarak görenler haberin önemini anlamayabilir. Nitekim bazı yarasa tabiatlılar, davayı anlamak bir yana, beraat haberini bile temelsiz ithamları bir daha yayınlamaya vesile yaptılar. Belki de buna kızmamalı. Tabiatlarının gereğini yapıyorlar. Ziya Paşa'nın dediği gibi: Erbab-ı kemali çekemez nâkıs olanlar/Rencide olur dide-i huffâş ziyadan. Ayrıca bu noktaya takılmak, büyük resmi gölgeleyebilir. Zira bu, Gülen'in şahsi davası değildi. Bu dava, çatışmadan beslenen tüm ideolojilere meydan okuyan ve evrensel barışın mümkün olduğuna inanan bir düşüncenin davasıydı. Bu dava, milletimizin kendi arasındaki husumetleri aşarak, dünya dengelerinde kaybettiği yeri tekrar alacağına inanan bir insanın ve bu ülküye gönül veren milyonların davasıydı. Bu dava, 'ideolojilerin sonu geldi' dendiği bir dönemde, mefkuresi uğruna servetini harcayanların, kariyer hesaplarını unutanların, anne babasından, memleketinden ayrılanların ve yaşatma arzusunu yaşama zevkine tercih edenlerin davasıydı. Bu dava, her köşede İslam aleyhine komploların kurulduğu, insanlığa rahmet olsun diye gönderilen bir Peygamber'in adının terörle anıldığı bir dönemde, İslam'ı taşıdığı barış anlamına uygun şekilde temsil etmeyi şiar edinmiş olanların davasıydı. Tarih boyunca hakkıyla temsil edenleri şereflendiren değerleri, zorla, lafla ve propagandayla değil, hayatlarıyla temsil etmeye gayret edenlerin davasıydı. Bu dava, sadece Misak-ı Milli sınırları içindekileri ilgilendirmiyordu. Nijerya'dan Kamboçya'yae, Madagaskar'dan Türkmenistan'a dünyanın dört bir yanında Gülen'in teşvikiyle açılan yüzlerce okulda öğrenim gören ve şimdilerde hayata atılmaya başlayan binlerce Türkiye dostu öğrencinin, onların velilerinin, bu okullara izin veren ve içeriden dışarıdan yapılan menfi kampanyalara rağmen geri adım atmayan yabancı devlet adamlarının da davasıydı. Karar, sadece Gülen ve takipçileri için değil, son dönemde verdikleri kararlarla yıpranan ve milletin güvenini kaybetme riski taşıyan yargı için de olumlu haberdi. Çünkü er ya da geç adaletin tecelli edeceğine dair umutlara fer verdi. İkinci olumlu haber, Washington'dan geldi. Saygın dış politika dergisi Foreign Policy'nin 'Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel' anketi sonuçlandı. Derginin, 2 ay önce kendi belirlediği 100 isim arasında, internet üzerinden yapılan oylamada Gülen birinci çıktı. Ünlü romancımız Orhan Pamuk da dördüncü oldu. Ama listede Türkiye'den iki ismin yer almasıyla gurur duymak ve neden daha fazla insanımızın listeye girmediğini sorgulamak yerine, yarasa tabiatlılar bu masum durumdan da malzeme çıkardılar. "Yandaşların kampanyası" diyerek güya olayı küçümsemeye çalıştılar. Bir kere, 100 ismi tespit eden derginin kendisi. Zaten objektif olan ve itiraz edilemeyecek olan nokta da bu. Yoksa internet anketlerinin sağlığı hep tartışılır. Ama onlara sorsanız, Gülen isminin listeye girmesini de cemaate bağlarlar. İkincisi, bu dergiyle ilgili küçük bir araştırma yapanlar, kurucusunun 'medeniyetler çatışması' teorisinin sahibi Huntington olduğunu görür. Herhalde böyle bir derginin, torpil yapmak için düşüneceği en son isim, bu karanlık teoriyi boşa çıkarmak için çırpınan Gülen olur. Üçüncüsü, listede yer alan birçok isim, kendi sitesinde ve röportajlarında anketi duyurmuş. İsteyenin oy kullanması ne ayıp ne de sınırlama söz konusu. Dördüncüsü, ankete 500 bin kişi katılmış. Gülen Hareketi hakkında en ufak fikri olan biri, bir kampanya düzenlenmiş olsa sayının burada kalmayacağını bilir. Bir anlam ifade eder mi bilmiyorum, ama bir Zaman yazarı olarak ankete oy kullanmadığımı söyleyebilirim. Beşincisi, bu yıl altıncısı yapılan Türkçe Olimpiyatları'na 110 ülkeden öğrencinin katıldığını gördükten sonra, Gülen'in etkisinin sınırları aştığını anlamak için ankete ihtiyaç mı var? Belki anket, bu vakıayı objektif gözle ele almaya direnenler için bir ikaz olabilir. Altıncısı, bize göre bu olayda dikkat çeken nokta Gülen'in birinci gelmesi değil. Asıl çarpıcı olan, dünya çapındaki etkileri nedeniyle listeye giren iki Türk'ün de ülkesinde yaşa(ya)mıyor olması. Bir nebze olsun demokrat ve aydın olanların, bu işten çıkarması gereken ders buydu. Ama ne gezer! Keşke bu tür listelere her kategoride daha çok insanımız girse ve bunlar ne kadar farklı düşünürlerse düşünsünler kendi topraklarında yaşayabilseler... |
|
| Son Güncelleme ( 25.06.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








