| Bayram Düşünceleri |
|
|
| Fethullah Gülen | |
|
Bayramı duyup dinlemek, ruhlarımızda her zaman kevser çağıltıları hissini uyarır. Gönüllerimizi onun yumuşaklardan yumuşak esintilerine çevirdiğimiz andan itibaren, tıpkı rüyalarda olduğu gibi, kendimizi, gidip tâ semalara kadar uzanan aydınlık bir geçmişin ışık kaynağının ortasında buluruz. Öyle ki atalarımızın arkada bıraktığı herşey, bizden kopup giden bütün değerler ve varlığımızı onlara borçlu bulunduğumuz bütün dinamikler yeniden bizim olur.. derken, AK ÇAĞIN o nazlı, hülyalı günleri bir kere daha ufkumuzda tüllenir.. bizimle münasebeti olan herşey, İsrafil’in diriltici soluklarını duymuş gibi dirilir.. ve atalarımızla beraber kendimizi sırlı bir haşr u neşr arasatında buluruz; buluruz da, eski günlere ait bütün zaman parçalarıyla beraber, geleceğin yaşanmaya açık zaman dilimlerini aynı anda iç içe duyar ve yaşarız. Hatta imanın aydınlık dünyasında, zikr ü fikr, tesbih u tehlillerin çağrıştırmasıyla henüz yaşamadığımız, görmediğimiz, hatta hatta tasavvur bile edemediğimiz ve dünyevî hayat normlarını aşan hatıralarla dolar-taşarız.. bugüne kadar henüz tanışmamış olduğumuz lezzetlerin, saadetlerin ak ikliminde dolaşır, bilhassa günümüzde, herkesin boğulup bunaldığı dünyanın karanlık tünellerinde, âdetâ Cennet yamaçlarında seyahat ediyor gibi, varolmanın, insan olmanın, mü’min olmanın en erişilmez zevklerini duyarız... Kulaklarımızda: “iman manevi bir tûba-i cennet çekirdeğini taşıyor” hoş âvâzı, gönüllerimizde ebediyet arzusuyla meshur, tıpkı rüyalarda olduğu gibi, her gördüğümüz şeye ulaşmamız, her duyduğumuz nesneye sahip olmamız, her düşündüğümüz zevki kolayca elde etmemiz gibi, halden hale intikâl eder, şekilden şekile girer ve hazdan hazza uçarız. Bayram, dost-düşman hemen herkese kendini en yumuşak şekilde kabul ettirir ve daha önceden plânlanmış bütün nizamları, intizamları, dizaynları bozar, ileriye-geriye atar, onların yerine kendi ahengini kurar. Evet, başka düşüncelere, başka ahenklere programlanmış bütün ruhlar, onun meltemlerini duyunca, Asâ-yı Mûsa ve Yed-i Beyzâ -Hz. Musa’nın asâsı ve ışık saçan eli- karşısında büyüsü bozulmuş sihirbazlar gibi, hemen gerçek kıbleye yönelir ve Firavun’a karşı dedikleri gibi “Fakdi mâ ente kâd - Artık nasıl hüküm vereceksen ver” derler. (Günler Baharı Soluklarken, s. 116-117)
|
|
| Son Güncelleme ( 08.09.2010 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



