| Fethullah Gülen'e Yakınlığı ile Bilinen! |
|
|
| Ahmet Kurucan, Zaman | |
| 06.09.2008 | |
![]() Ahmet Kurucan Haliyle Türk medyası, sözü edilen bu faaliyetlere ilgi duyuyor, sayfaları, ekranları arasında bunlara yer veriyor. Yer vermelerinin nedeni işin tabiatından kaynaklanıyor. Türkiye'yi, Türk insanını ve onun başarısını konu edinen bir habere yabancı basın ilgi duyarken, manşetlerine taşırken, uzman görüşleri ile desteklenmiş dosya çalışmaları yaparken, Türk basınının bunları es geçmesi, görmezden gelmesi tabii ki düşünülemez. Çünkü bu, meslekî dilde haberin atlanmasıdır ve tek kelime ile başarısızlıktır. Fakat burada dikkati çeken temel husus, ideolojik yaklaşımların, Soğuk Savaş döneminden kalan zihnî ayrılık ve kutuplaşmaların, bugünkü dünya gerçeklerinden uzak bakış açılarının habere, haberin sunumuna ve muhtevasına yön vermesidir. Bu yaklaşım keyfiyeti yukarıda ifade ettiğimiz vatan, millet ve insanlık adına faydalı olan faaliyetlerin çok farklı bir biçimde kamuoyuna yansımasına sebebiyet vermektedir. Şu ana kadar olan müşahedelerimiz, bu yaklaşımın taban nezdinde prim yapmadığı, kabul görmediği istikametinde. Buna rağmen sözünü ettiğimiz medya kuruluşlarının yayın çizgisini değiştirip değiştirmeyeceği kendilerinin bileceği iştir. Göz göre göre bindiği dalı kesen âkilân gürûhuna ne diyebiliriz ki? Meşhur kaidedir: "Zarara kendi rızası ile girene merhamet edilmez!" Önemli olduğunu düşündüğüm bu konuyu sadece bir cümleyi iktibasla örneklendirmek istiyorum. "Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen kurum..." Niye böyle deniliyor? İhtimal, sayfalara taşınan ve habere konu olan aktiviteye şeytanın dahi itiraz etmesi mümkün değil; hadisenin teorik ve pratik açıdan tenkide medar olacak bir yanı yok; o zaman "Fethullah Gülen" ismi, "cemaat" kavramı imdada çağrılıyor. Güya bununla üstü kapalı biçimde okuyucuya adres gösteriliyor, "zahiri yönü itibarıyla tenkide medâr bir şey yok ama âidiyete dikkat edin!" mesajları sunuluyor. Bence iki ayrı açıdan yanlış yapılıyor. Bir; gazetecilik bir meslektir. Amacı toplumu doğru bilgilendirmektir. Bu da, haber değeri taşıyan aktiviteleri tarafsız bir gözle ele almayı gerektirir. Kaldı ki bu, aynı zamanda insanî bir vecibedir. Vicdanı sönmemiş, kalbi ölmemiş, insaf ve iz'an sahibi bir gazetecinin gerçekleri göz göre göre çarpıtması mümkün değildir. Bu sözlerimle "aksi bir tutum sergileyenlerin insaf ve iz'anı, meslekî ahlâkı yoktur" mu demek istiyorum? Hayır, kimseye böyle bir ithamda bulunmak istemem. Kamu vicdanının bu konuda en büyük hakem olduğuna inanıyorum. Nihaî kararı er veya geç onlar verecek. Ama şunu unutmayalım; yanlış haşa! melek de yapsa yanlış; doğru şeytan da yapsa doğrudur. İki; "Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen kurum" cümlesi, yakınlığına işaret edilen kurumlar açısından yanlıştır. Neden? Çünkü, söz konusu hangi kurumsa, o kurumun Hocaefendi ile resmî bir ilişkisi yoktur. Dolayısıyla burada olduğu varsayılan "yakınlık", ispatlanamayan bir olgu olarak karşımızda durmaktadır. Bu ise hukukun ilgi alanı içine girer. Hayır, kastedilen gönül ilişkisi, hissî yakınlık, fikir beraberliği ise veya buna "proje benzerliklerinden hareketle gördüğümüz fiilî durum" diye açıklama getiriliyorsa ya da "kurum yetkililerinin açık beyanları ile ispat ederiz" türünden şeyler söyleniyorsa, o zaman "Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen kurum" yerine şöyle denilmelidir: "Fethullah Gülen'e yakınlığı ile şeref duyan, iftihar eden, gururlanan, övünen kurum." Niçin? Hocaefendi açısından; çünkü Hocaefendi, hayatı boyunca fikrî bağlamda kendisini yol gösterici olarak kabullenen insanların yüzünü yere baktıracak hiçbir şey yapmamıştır. 70 yıllık hayatının neredeyse her bir karesi resmî veya gayri resmî kayıt altına alınmış bir insandan bahsediyoruz. Sürekli takip altında olan bu insanın vatan, millet, din ve insanlık adına bir yanlışlığı olsaydı şu ana kadar milyonlarca defa serrişte edilirdi. Serrişte bir kenara, eğriyi-doğrudan en iyi bir şekilde ayıran vicdan aynasına bu yanlışlıklar bir şekilde yansır ve etrafında bir tek insan bile bulunmazdı. Kurumlar açısından; zira böylesi bir birliktelik sözü geçen kurumların yolda buldukları dünyevî ve uhrevî bir şehadet incisidir. Bu yaklaşım, Hocaefendi'yi kutsamak olarak algılanamaz mı? Böyle algılayanlar varsa kutsamanın ne olduğunu bilmiyor demektir. Bence bunlar, mevcudun, hem de kâmeti kıymetine uygun olmayan, kırık-dökük cümlelerle yansıtılmasından ibarettir. Yakınlığıyla bilinen değil, yakınlığıyla şeref duyan Artık şu gerçekleri kabullenelim; adına dünya denilen küçük bir köyde yaşıyoruz. Bu köyün insanlık tarihi boyunca hiç ama hiç değişmeyen bazı gerçekleri var. Bunların başında din gelir. Din, sosyal bir gerçeklik olarak hem insanın hem de toplumun hayatında her zaman vardı, vardır ve var olmaya da devam edecektir. İkincisi içinde yaşadığımız modern zamanlarla alakalıdır: Cemaat gerçeği. Dinî, siyasî, kültürel, meslekî vb. onlarca farklı alanda ve dünyanın hemen her yerinde yaşayan bir gerçektir bu. Cemaatler fonksiyonları itibarıyla baskın ideolojilerin tek tipleştirmeye, gücü merkeze alan totaliter rejimlere, "check and balance" yani kuvvetler ayrılığında denetim ve dengeyi sağlayamayan demokratik sistemlere karşı koruyucu bir kalkandır. Devlet ve toplum arasındaki muhtemel veya vaki kutuplaşmalarda uzlaşmayı sağlayacak olan unsurlardır. Nitekim dernek, vakıf, parti, kulüp, sendika vb. oluşumların pratik hayat içinde kendilerine bu kadar geniş alan bulmaları ve hayat sahnesine çıkmaları, söz konusu cemaatleşmenin zaruret ölçüsünde ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Halkımız arasında çok sık kullanılan bir sözle yazıyı özetleyelim isterseniz: "Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın!" O halde tekrar edelim; Fethullah Gülen'e yakınlığı ile bilinen değil, yakınlığı kendine dünya-ukba şeref bilen... Çekinmenize gerek yok! |
|
| Son Güncelleme ( 06.09.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








