İsmail Hakkı Paşa, Şükrü Paşa ve Fethullah Gülen Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 17
Kötüİyi 
Aksiyon   
13.10.2008
İsmail Hakkı Paşa, Şükrü Paşa ve Fethullah GülenAynı soy ağacında buluşan bu üç ismin en büyük özelliklerinden biri de fetih ruhudur...

Müşîr İsmail Hakkı Paşa, Edirne Müdafii Mehmet Şükrü Paşa ve bugün dünya çapındaki eğitim hizmetlerinin hamisi ve fikir planındaki teşvikçisi Fethullah Gülen Hocaefendi...

Bu üç ismi bir araya getiren yalnızca kan bağı değil, Osmanlı Medeniyeti'nin ilham ettiği ilim, irfan ve fetih ruhudur aynı zamanda.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Şükrü Paşa ile olan akrabalığı geçtiğimiz aylarda gazete ve televizyon röportajları yayımlanan Paşa'nın torunu Sevgi Edirne Kutlukan Hanımefendi'nin beyanatları vesilesiyle bir kez daha gündeme geldi.

Hocaefendi'nin bu vatan için büyük yararlıkları ve doğu cephelerinde kazandığı zaferleriyle bilinen İsmail Hakkı Paşa ile olan akrabalığını ise pek fazla bilmeyiz.

Yine de sahafların geçmiş zaman belgeleri içinde sık sık Şükrü Paşa'ya ve İsmail Hakkı Paşa'ya ait belgeler de zuhur etmiyor değil. Bugünlerde Zaman Kitap'ın tarih dizisi arasında yayımlanan 'Edirne Müdâfii Mehmed Şükrü Paşa' kitabının gravür, fotoğraf ve benzeri belgeleri de sabırla bir araya getirilen dokümanların birer özel albümü gibi oldu.

Yaptığımız okumalar ve araştırmalar sonunda bu üç fetih insanının birçok ortak yanının olduğunu fark ettik. Aynı soyağacında bulunan İsmail Hakkı Paşa, Şükrü Paşa ve Fethullah Gülen'in en önemli özelliklerinden biri de, millete hizmet ve devlete sadakat olmuştur. Kılıçla ve kalemle yapılan fetihlerin, zekice ve büyük fedakârlıkla gerçekleştirilen hizmetlerin daima hamiliğini yapan bu büyük ruhlar, şanlı geçmişimizi eserleriyle inşa ederken aydınlık bir geleceğin de hayalini kuruyorlardı...

Bakınız, Kurt İsmail Hakkı Paşa (1818-1896) hakkında Türk Meşhurları Ansiklopedisi'nde İbrahim Alaettin Gövsa teferruatlı bir hâl tercümesi aktarıyor. Biraz olsun Hakkı Paşa'nın ülkesine hizmetlerini anlamamızı sağlayacak bu satırlardan özetle şunları okumamız mümkündür:

"Karslı Şerif Bey'in oğludur. Sultan Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid devrindeki muharebelerde ve devlet idaresindeki yararlık ve başarılarıyla tarih sayfalarına adını kahraman bir komutan olarak yazdırmıştır.

25 yaşlarında iken Kars ilçelerinden birine kaymakam tayin edilmiş ve gösterdiği başarılar sonunda binbaşı rütbesiyle orduya alınmıştır. Kırım harbine yarbay olarak katılan Hakkı Paşa, uzun yıllar Rus ve İran sınırlarındaki illerde kumandanlık ve valilik etmiştir. Erzurum vali ve kumandanı iken 1876 Türk-Rus muharebelerinde yararlıklar gösteren İsmail Hakkı Paşa, daha sonra Şûray-ı Devlet üyeliğine getirilmiş, Yâver-i Ekrem ve Hassa Müşîri olmuştur. II. Abdülhamid'in Teşkilat-ı Askeriye Komisyonu ikinci başkanı iken vefat eden Paşa'nın coşkun ruhu ancak Üsküdar'daki Yeni Cami Haziresi'nde sükûn bulmuştur..."

1857'de Erzurum'da doğan Mehmed Şükrü Paşa (1857-1916) da aynı sadakat ve milletine bağlılıkla ömrünü vatanına adamasını bilmiş fedakâr bir komutanımızdır. Onun da, serhat boylarında Osmanlı Devleti'ni parçalamak isteyen Sırp ve Bulgar ordularına karşı Edirne'de yapılan büyük bir müdafaanın sonunda adı tarih sayfalarına, kahraman Türk komutanı Edirne Müdafii Mehmed Şükrü Paşa olarak geçmiştir.

II. Abdülhamid'in döneminde yetişen bu yiğit kumandan, Sultan V. Mehmed Reşat döneminde de saltanata sadakatten asla geri durmamış ve bu hususiyetiyle de İttihat ve Tarakki taraftarlarının kaza oklarını üzerine çekmiştir.

Şükrü Paşa'nın dillere destan Edirne müdafaası, esarette geçen kahır dolu günleri, yanıp kül olan kitaplığı, esaret sonrası yaşamak zorunda kaldığı 'tecrit' hayatı, uzun ve çetin süren bir mücadele destanı gibi yazılıp çizilecek cesamete sahiptir.

Şükrü Paşa, menkûbiyet hayatı dediği o günlere ait hatıralarını zamanın tarih muharriri İsmail Hami Danişmend'e şu satırlarla dikte ettirmiştir:

"Harbin bidayetinde hükümet benden Edirne'nin bir ay müdafaasını istedi. Elimde bu noktaya ait bir vesika da var; ben her türlü mahrumiyete rağmen taahhüdümün beş misli dayanarak 155 gün mukavemet ettim. İşte buna rağmen esaretten avdetimde İttihat ve Terakki Hükümeti beni tekaüde sevk edip menkub yaşattı! Bu menkûbiyetimin çok acı bir sebebi var: Harbin bidayetinde ve muhalif kabine zamanında henüz muhasara başlamadan evvel İttihatçıların eski Dâhiliye Nâzırı Talat Bey gönüllü nefer yazılıp Edirne'ye gelmişti; maksadı askerlik etmek değil, askeri ifsad etmekti: İkinci derecedeki paşaların oturduğu binaya yerleşmiş ve tıpkı o paşalar gibi o nefer beye de emirberler tahsis edilmişti. Nefer bey kumandan paşaların sofrasına oturuyor ve âdeta bir "Nefer Paşa" muamelesi görüyordu. Tabii bu vaziyeti zabitlerle askerler arasında birçok dedikodulara sebep oldu. Talat Bey'in her günkü faaliyeti hakkında raporlar alıyordum. Askeri harp etmemeye teşvik ediyor ve bilhassa Anadolu efrâdının Rumeli'nin kendi vatanları olmadığından bahsediyordu! O sırada düşman ordusu ilerlemekte ve Edirne muhasaraya düşmek üzereydi. Tabiî böyle bir fesada daha fazla tahammül edemezdim. Talat Bey'i çağırttım. Karşımda askerî vaziyet alan nefer elbiseli müfside 'Bey Oğlum' diye hitap ederek Edirne'deki gayr-ı tabii vaziyetini ve bu vaziyetten istifade ederek yaptığı menfi propagandayı anlattım, bu hale bir dakika daha tahammül edemeyeceğimi, Edirne'de kaldığı takdirde kendisini maazallah idam ettirmek mecburiyetinde kalacağımı ve öyle bir mecburiyette kalmak istemediğim için o günkü trenle derhal İstanbul'a hareket etmesini emrettim, tabiî çekildi gitti."

O yıllarda İttihat ve Terakki idarecileri tarafından Şükrü Paşa'ya reva görülen tecridin çok daha fazlası Fethullah Gülen Hocaefendi için de, millet menfaatine öncülüğünü yaptığı her faaliyetinde, her hizmetinde insafsızca tatbik edilmeye çalışılmıştır.

Bütün tazyikatlara ve tahriklere rağmen Hocaefendi, dedeleri İsmail Hakkı Paşa ve Şükrü Paşa'nın aksine eline hiç bir zaman kılıç almamış; dilin, kalemin ve ilmin gücüyle muarızlarına karşı mücadelesini sürdürmüştür.

Onun mefkûresinde bu topraklar 'ilim ve irfanın, mukaddesata sonsuz hürmetin, insanlığa karşılıksız hizmetin, dil ve ırk gözetmeksizin kardeşliğin, dünyayı yeniden huzur ve sevgiyle inşa etmenin 'son karakol'udur.

Hocaefendi, neredeyse on yıldır ülkesinden uzakta 'gönüllü bir sürgün' hayatı yaşıyor. Bu hayatı ona reva görenlere bile kin ve düşmanlık duymayacak kadar erdemli bir davanın temsilcisidir o.

İnanıyorum ki, tarih onu muarızlarının bütün menfi çabalarına, yalan ve iftira dolu hezeyanlarına rağmen, yazdıkları ve yaşadıklarıyla bir fatih olarak anacaktır. Dedeleri gibi o da bu milletin bağrından çıktığı gibi yine bu kutlu kucağın rahmet kokan toprağına dönecektir. Görelim Mevla neyler, neyler ise güzel eyler.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Kürşat  - ASALET SOYDAN GELİR   |2008-10-17 20:37:44
Hocaefendimizin şahsında sergilediği milli ve manevi şahsiyeti ahirete intikal etmiş rahmetli büyüklerinin milli ve manevi hizmetlerinin
günümüze olan yansımalarıdır. Dini Mübine, Devletimize ve Milletimize ALLAH Rızası için hizmet edenlerden YÜCE MEVLAM RAZI olsun. AMİN

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 14.10.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler...
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri