Edirne Müdâfii Şükrü Paşa'mız Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 12
Kötüİyi 
Abdullah Aymaz, Zaman   
17.11.2008
Abdullah Aymaz
Abdullah Aymaz
Zaman Kitap, M. Sabri Koz'un hazırladığı "Edirne Müdâfii Mehmed Şükrü Paşa" isimli eseri neşretti. Şükrü Paşa'nın oğlu Osman Edirne'nin kızı Sevgi Edirne Kutlukan'ın teşekkür ve takdim yazısıyla sunulan kitapta yakın tarihimize ışık tutacak çok güzel mevzular var.

Vatanın gerçek evlatlarından birisi olan Şükrü Paşa, bazılarının günümüzde de rastladığımız cinsten provokatörlüklerden bir benzerini, tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'e şöyle dikte ettiriyor:

"Harbin başlangıcında hükümet benden Edirne'nin bir ay müdafaasını istedi. Elimde bu noktaya ait bir vesika da var. Ben her türlü mahrumiyete rağmen taahhüdümün beş misli dayanarak 155 gün mukavemet ettim. İşte buna rağmen esaretten döndüğümde İttihat ve Terakki hükümeti beni emekliye sevk edip menkup (rütbeleri alınmış vaziyette) yaşattı! Bu menkubiyetinin çok acı bir sebebi var: Harbin başında (İttihat ve Terakki'ye) muhalif kabine zamanında henüz muhasara başlamadan evvel İttihatçıların eski Dâhiliye Nâzırı Talat Bey, gönüllü nefer yazılıp Edirne'ye gelmişti. Maksadı askerlik etmek değil, askeri ifsad etmekti. İkinci derecedeki paşaların oturduğu binaya yerleşmiş ve tıpkı o paşalar gibi, o nefer beye de emirberler tahsis edilmişti. Nefer bey, kumandan paşaların sofrasına oturuyor ve âdetâ bir 'Nefer Paşa' muamelesi görüyordu. Talat Bey'in her günkü faaliyeti hakkında raporlar alıyordum. Askeri, harp etmemeye teşvik ediyor ve bilhassa Anadolu efrâdının Rumeli'nin kendi vatanları olmadığından bahsediyordu! O sırada düşman ordusu ilerlemekte ve Edirne muhasaraya düşmek üzereydi. Tabiî böyle bir fesada daha fazla tahammül edemezdim. Talat Bey'i çağırttım. Karşımda askeri vaziyet alan nefer elbiseli müfside 'Bey oğlum!' diye hitap ederek Edirne'deki gayr-i tabiî vaziyetini, bu vaziyetten istifade ederek yaptığı menfi propagandayı anlattım, bu hale bir dakika bile daha tahammül edemeyeceğimi, Edirne'de kaldığı takdirde kendisini maazallah idam ettirmek mecburiyetinde kalacağımı ve öyle bir mecburiyette kalmak istemediğim için o günkü trenle derhal İstanbul'a hareket etmesini emrettim, tabiî çekildi gitti." Evet, bunun sebebi hazır hükümeti başarısız gösterip kendi ittihatçı hükümetlerini kurmaktı. Bunu başarınca, düşmanın dahi takdir ettiği bir kahramanın rütbelerini alıp emekliliğe sevk ettiler. O günlerden bu günlere sanki hiçbir şey değişmedi!.. Şükrü Paşa ve aynı soy ağacından olan Müşir Kurt İsmail Hakkı Paşa gibi gerçek vatanseverlerin tanınması ve yaptıkları fedakâr ve cefakâr hizmetlerin gençlerimize öğretilmesi gerekir. Torunu Sevgi Edirne Kutlukan Hanımefendi diyor ki: "Yine sevgili babaannem anlatmıştı: Şükrü Paşa'nın üzerine titrediği çok zengin kütüphanesi ve kendi yazdığı matematik ve cebir kitapları (bilindiği gibi Şükrü Paşa'nın matematik ve cebir hocalığı da vardı) Fatih'teki evlerinde meşhur Fatih yangınında maalesef kül olmuş. Şükrü Paşa, emeklilik günlerindeki meşgaleleri arasında balistik çalışmalarını da hobi olarak sürdürmüş. Yine talihin güzel bir cilvesi diyeceğim. Kendi el yazısıyla müsvedde olarak kaleme aldığı balistik çalışması vefat eden küçük halam Makbule Hanım'dan bana intikal eden bir büfenin kilitli kalmış çekmecesinden çıkmıştı. Eski Türkçeyi bilmediğimden kitabı "çok muhterem bir büyüğümüze" göstermiş ve kıymetli alâkası sonucu tamir edilemeyecek durumda olan orijinal cildi saklanarak yeni, çok zarif bir cilt içinde şimdi vitrinimde muhafaza edilmektedir." Burada bahsedilen zat, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'dir. Çünkü o da Kurt İsmail Hakkı Paşa ve Şükrü Paşa'nın soy ağacındandır...

Son Güncelleme ( 17.11.2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
İnsanlar, idraki ve idrak olunanı bilirler ama, idrak edeni bilemezler. Bilen ruhtur, akıl vasıta; gören ruhtur, göz vasıta...
Fethullah Gülen Web Siteleri