| Sohbetin İnsibağı |
|
|
| Ahmet Kurucan, fgulen.com | |
| 20.11.2008 | |
![]() Ahmet Kurucan Konferans dünyanın dört bir yanından gelen ilim adamlarının katılımı ile gerçekleşti. Global Bir Problemle Savaşmak: Fakirlik, Diyalog: Birlikte Yaşama Sanatı, Küreselleşme: Fırsatlar ve Problemler, Barışı Eğitim ile Sağlamak, Kadın Haklarına Bakış, İslami Geleneği Yeniden Yorumlamak, Şiddetin Çözümü: Diyalog ve Ötesi, Ruhanilik ve Sufizm, Din ve Devlet, Örnekleriyle Gülen Hareketi'nin Alternatif Perspektifleri panel başlıklarından bazıları. Konferansın akademik başarısı, genel veya özel değerlendirmeler adına sözü uzmanlarına bırakıp sadece bir noktaya işaret etmek istiyorum bu yazıda. Ele alacağım bu mevzu önceki yıllarda yapılan konferanslarda da dikkatimi çekmişti ama bu defaki farklıydı. Hiç mübalağa etmiyorum, 10'dan fazla konuşmacı dile getirdi bu mevzuyu. Temennilerini, arzularını, isteklerini anlattı konu özelinde. "Mevzu nedir?" dediğinizi duyar gibiyim; onların ifadesiyle belirteyim hemen o zaman: "Mr. Gülen'le şu ana kadar görüşememiş olmaları." Şahsi kanaatime göre Hocaefendi ve Gülen hareketi hakkında söz söyleyen hemen herkesin derinden derine hissettiği bu eksikliğin dile getirilmesini tetikleyen iki kişi oldu. Biri Prof. Dr. Sidney Griffith. O ilk günkü açılış konuşmasında Hocaefendi ile görüşmesini, görüşmenin üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ etkisi altında oluşunu anlattı; hem de ilk günkü canlılığı ile. Dedi ki: "O, kendini Allah'a adamış bir insan. Alabildiğine sessiz konuşuyor. Dikkat kesilmezseniz duyamayacağınız ve anlayamayacağınız kadar sessiz. Ama işte bu sessiz konuşması ile milyonları harekete geçiriyor." Diğeri konferansa dinleyici olarak katılan Prof. Dr. Scott Alexander. Türkçemizdeki "bıraksan ağlayacak", onun konuşma esnasındaki halet-i ruhiyesini anlatan enfes bir deyim. Şöyle dedi: "Mü'min mü'minin aynasıdır denir bir hadiste. Bunun manası kişi, kendini muhatabında görür. Şahsen ben Hocaefendi ile karşılaşmamda bunu yaşadım. O aynada kendimi gördüm. Ne olduğumu ve daha neler yapabileceğimi anladım." Benim "Bu düşüncelere katılıyorum, aynıyla destekliyorum, altına imzamı koyuyorum" demem, mezkur tesbit ve temennilere destek vermez; farkındayım; ama aynıyla katılıyorum demeden de geçemeyeceğim. Bir Arap atasözünde ifade edildiği gibi "haberdar olmak, bizzat müşahede etmek gibi değildir". Sohbetin insibağının insanları alıp götüreceği yer muhataba göre elbette farklı olacaktır. Hocaefendi'nin bu konudaki yeri ise herkesçe müsellemdir. İslam'a ait değerlerle adeta bütünleşmiş, bununla ayrı bir şahsiyet, ayrı bir vakar, ayrı bir mehabet kazanmış Hocaefendi'nin yerini kimsenin tutamayacağı âşikârdır. Nitekim konuşmalar esnasında edindiğim izlenim, ifadeye çalıştığım bu tesbitleri doğruluyor. Kendisi ile daha önce görüşme, konuşma imkânı bulmuş kişiler, Hocaefendi'nin fikirlerinin yanı sıra onun şahsiyetine, karakterine, daha doğru bir tabirle yaşayan İslam'a vurgu yapıyor. Yaşadıkları hissiyatı dile getiriyor ve bu durum onların sunumlarına ayrıcalık kazandırıyor. Diğerlerine gelince sadece fikirler, kelimeler, kavramlar etrafında dönüyor. İlaveten ikinci elden müşahede ettikleri aktivitelere atıflarda bulunuyorlar. Geçenlerde Hamdullah Öztürk, "Boş kalan koltuğun dersi" diyordu. Ben de bu sürece farklı bir zaviyeden bu yazı ile katılıyor ve nice zamandır kapalı olan kapıların açılacağı ümidini taşıdığımı arz ediyorum. Neden böyle bir yazı? Açık değil mi; tarihe not düşmek için. |
|
| Son Güncelleme ( 20.11.2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








