06:54:59

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

Ana Sayfa arrow Haberler arrow 2009 Haberleri arrow GYV Başkanı Mustafa Yeşil "Gülen Hareketi"ni Anlattı
GYV Başkanı Mustafa Yeşil "Gülen Hareketi"ni Anlattı Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 35
Kötüİyi 
26.05.2009

Mustafa Yeşil
Mustafa Yeşil
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) ve Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Yeşil, küresel barışın sağlanması için karşılıklı anlayış ve hoşgörünün toplumda yerleştirilmesi gerektiğini vurguladı. GYV Onursal Başkanı Fethullah Gülen’i Türk İslam âlimi, olarak tanımladı ve hareketi de inanç temelli, barışçı, çoğulcu, renkli ve demokratik olarak nitelendirdi.

Yeşil Sunday's Zaman'daki röportajında; harekete dair tanımından takipçilerinin son siyasi olaylara yaklaşımına ve hareketin önemli prensiplerinden nasıl finanse edildiğine kadar birçok konu üzerinde yorumda bulundu. Hareketteki gönüllülerin insanlığa hizmeti Allah'a hizmet olarak gördüklerini ve herhangi bir inanç ya da etnik bağ olmaksızın diyalogu hâkim kılmayı hedef edindiklerini ifade etti.

Mustafa Edib Yılmaz: Onursal başkanınızın bizzat Sayın Fethullah Gülen olduğu düşünülürse, Gazeteciler ve Yazarlar vakfı olarak sizi hareketin temsilcisi olarak tanıtabilir miyiz okurlarımıza?

Mustafa Yeşil: Vakfımızın 1994'te kuruluşunda Fethullah Gülen Hocaefendi hem fikri önderlik yapmış hem de daha sonrasında o dönemdeki organizasyonlarımızda bilfiil kendisi katılmıştır. O Fethullah Gülen'in hareket içerisindeki yerini çok iyi konumlandırmak lazım aksi halde buna bağlı olan bütün ifade ve izahlar da kendi ölçüleri içerisinden çıkarlar. Netice itibariyle hareket bir tarikat değil. Hareketin en temel özelliği Fethullah Gülen'in fikri dünyasında ciddi manada esinlenmiş olması ve ondan istifade etmiş olması. Kendisini evet bizim milletimiz uzun yıllar kürsülerden hem İslamiyet'in temel meselelerini hem insanlıkla alakalı temel meselelerini hem de bölgemizin temel meselelerini dinlemiştir. Kendisi zaman zaman uzun konferanslar vermiştir ki bunların da hepsi kayıtlı ve birçoğu da kitaplaştırılmıştır. Fethullah Gülen hareket içerisinde bir ilham kaynağı ve bir fikri önderdir, belki de harekette bir model yaşantısıyla düşünce tarzıyla aksiyonuyla. Bizim milletimizin temel hususiyetlerinden birisidir güzel bir işi bir başka yere taşıma ve orda da sahip çıkma. 1975-76'da öğrencilere sahip çıkmaya başlayan o yurtçukların ve burada yetişen talebelerin keyfiyetlerinin vaazlara gelip giden halkımız tarafından farkedilince yavaş yavaş modellenmiş önce belki Ege civarına, Ödemiş'e, Aydın'a, Manisa'ya, Kütahya'ya ordan da diğer bölgelere yine modelleme yoluyla gitmiştir. Şimdi temel yanılgı şu, aslında hareket genel manada bakıldığında bir fikri birlikteliği temsil ediyor. Fakat yapı, hareket noktası ve sistematik yönünden ise birbirinden bağımsız yapılar olarak işleyişini sürdürür. Yani ülkede resmi ve legal o işle alakalı konumlama ne ise aynen o konumlama hayata taşınmıştır. Yurtsa bu bir dernekse ona göre, vakıfsa ona göre hareket edilmiş ve bütün düzenlemeler o çerçevede yapılmıştır. Hareketin temsilcisi olarak görüyor musunuz sorunuza gelebilmek için bunları arzettim. İşin doğrusu şu an için 40 yıldan fazla bir süre geride kalmış durumda ve hareket 5 ana esas üzerinde genişlemiş durumda. Bunlar Eğitim yatırımları, İş Adamları Dernekleri, Diyalog Faaliyetleri, Yardım Kuruluşları ve Sağlık sektöründeki yatırımlar.

Şimdi bu kadar geniş bir coğrafya bu kadar farklı kalemlerdeki faaliyetlerinin tümünde aynı düşüncelerden beslenmesinin getirdiği bir genel birliktelik, ona belki gönül birlikteliği, ruh birlikteliği, belki bir ideal ve düşünce birlikteliği denilebilir ancak maddi planda ise tabiatıyla yapı tamamen birçok farklılığı bünyesinde bulundurmaktadır. Hele hele yurtdışındaki bütün kurumlar bulundukları ülkelerin kanun ve mevzuatına göre çalışmaktadır. Şimdi böyle olunca, temsilci temsil ettiği yapıyı sadece ruhi birliktelik değil aynı zamanda yerel sistem adına da bir temsilcilik olarak algılanacaksa tabi bu mümkün değil. Özellikle 1990'dan sonra hareketin yurtdışına açılımına destek veren insan tipi tek bir insan tipi değildir. O ülkenin yerel insanından, düşünürlerinden, işadamlarından meseleye sahip çıkan insanlar olmuştur. Dolayısıyla bunları tanımak bunları bilmek gerçekten çok zordur. Biz Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı olarak onları tanımak, onlarla aynı dili konuşmak ve onlarla aynı düşünce dünyasının çocukları olmaktan dolayı mutluyuz ancak onların temsilcisi olduğumuzu bu kadar geniş manada söyleyemeyiz çünkü bu bu kadar farklılıklar içerisinde mümkün değildir. Temsilciği bu kadar geniş manada düşünmek doğru değil. Ancak, Fethullah Gülen'i tanıyan, onu iyi okuyan ve düşüncelerini iyi anlayan bir insanın o düşünce dünyası adına bazı şeyler paylaşması temsilcilik olarak algılanacak olursa bugün Türkiye'de Fethullah Gülen'in fikri dünyasını gündeme getirme, Onun her sahadaki duygu ve düşüncelerini halkla paylaşma adına belki burası en aktif kurumdur diyebiliriz.

MEY: Gerçi siz ilk soruma cevap verirken buna da temas ettiniz ancak ben yine de sormak istiyorum. Nasıl bir tanım yapıyorsunuz harekete, nasıl anlamalıyız onu?

MY: İnanç temelleri üzerine kurulu bir sivil toplum hareketidir. Ancak hedefleri dini olan dini bir hareket kesinlikle değildir. Sonraki yıllarında genişledikçe farklı inançlardan insanlar da bu işe gönül vermiş olsalar da referans noktası itibariyle bu hareketin temelinde İslamiyet vardır, inanç vardır. Bu kadar fedakarlığın yapılabiliyor olmasının sebebi de İslamiyet'in onların gönüllerine yerleştirdiği 'Sizin en hayırlınız insanlara en çok faydası dokunanızdır' prensibi ve Yaradan'ın memnuniyetinin ve rızasının yeryüzündeki nimetlerin hepsinin üstünde bir nimet olduğu algısıdır. Tabi böyle olması bu insanların gittikleri yerlerde İslamiyet adına misyonerlik yapmaları veya pan-türkist bir yaklaşım sergiledikleri anlamına gelmez. Çünkü İslamiyet'in içinde de yerini bulan insani evrensel değerler farklı coğrafyalardaki farklı kültür, din ve ırktan insanlarla uzlaşmamızı, anlaşmamızı sağlayacak kadar yeterli. Doğruluk, iyilik, fedakarlık, cömertlik, saygı, karşılıklı ve hatta karşılıksız sevme ve kişileri kendi konumlarında kabullenme gibi değerler bütün toplumların üzerinde anlaşabileceği değerlerdir. Dolayısıyla bunlarda anlaşmak Gülen'in barışın temini ve tesisi adına projelerinin tahakkuku adına yeterlidir. Onun için diyoruz dini bir hareket değildir. Biliyorsunuz birçok yabancı ülkede din konusunda bir hassasiyet var, eğer bu hareketin içerisinde din öğesi bu kadar öne çıkmış olsaydı 10-15 yıldır bu ülkelerde hiçbir faaliyeti mümkün olmazdı hareketin.

MEY: Hareketin Dünya'nın birçok ülkesinde eğitim merkezli yatırımlar ile faal olduğu herkesçe biliniyor. Bu yola neden çıktınız? Amacınız ve bu amaca ulaşmak adına istimal ettiğiniz araçlarınız nelerdir?

MY: Batı dünyasında bir yorum oldu. İslam dünyası son 2-3 asırdır insanlığın gelişmesi adına, barış ve huzur adına bir katkıda bulunamadı dendi. Zannediyorum bu yorum bu coğrafyanın ve bu kültürün çocukları hem rahatsız olmakta hem de bu doğru beyan karşısında belki ruhlarında hakikaten bir sorumluluk duymaktalar. Neden bir insanlık adına birşeyler yapamadık? Hareket dolayısıyla içerimizdeki bu sıkıntıya çözüm olarak geliştirilmiş bir proje. İnsanlığın barış içerisinde yaşamasını tesis etmede insan unsurunun önemini kavramış olmakla birlikte ona yaptığı yatırımlarla bunu gerçekleştirme imkanı sunuyor bu hareket. Barışı tesis edecekseniz barış olguları ile yetişmiş insanlara ihtiyacınız var. Başka kültürden insanları kabullenme de herhangi bir problemi olmayan insanlar gerçekleştirebilir bunu ancak. Bakınız Bosna. 1992-1995 arasında bu topraklarda ne kanlar döküldüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz. Bugün hareketin Bosna'daki okulunda Boşnak, Hırvat ve Sırp öğrenciler birarada eğitim görüyor. Bu öğrenciler mezhep farklılıklarının barış içerisinde yaşamalarına bir engel olmadığını öğrenerek yetişiyorlar. Siz bunu Hindistan için uyarlayın ve hatta Batı dünyası için.

2007'deki konferansta tebliğ sunan katılımcılardan birisi bu soruyu sordu ve ekledi keşke bunu sayın Gülen'e sorabilseydim diye. Ben de daha sonraki bir görüşmemizde kendisine yönelttim bu soruyu. Dedim ki hareket Batı'da gelişmiş toplumlar içerisinde neden okullar açıyor? Buralar eğitim sistemleri ile bütün dünya'ya örnek olmuş ülkeler ve bu noktada bir ihtiyaçları görünmüyor. Neden? Kendisi dediki; bugün medeniyetler çatışması yerine medeniyetler kaynaşması diyen, ayrışmayı değiş buluşmayı, savaşmayı değil karşılıklı sevgi ve hoşgörüyü esas alan bir anlayışın temsilcileri olarak bizler bugün herkesle diyalog diyoruz. Ancak diyalog yalnızca konferans, seminer yapmak ile olmaz. Bu tarzdan romantik diyalog ile hedefe ulaşamazsınız. Diyaloğu kalıcı ve nesiller boyu sürecek bir şekilde olsun istiyorsanız bunu ancak diyalog düşüncesi etrafında yetiştirdiğiniz çocuklar ile sağlarsınız. İşte Batı'daki okullarımız diyaloğu kalıcı kılmak için oralarda hizmet veriyorlar.

MEY: Peki bu finans konusuna gelecek olursak, bu kadar geniş bir coğrafyada yürüttüğünüz bu faaliyetleri hangi yollarla finanse ediyorsunuz?

MY: Bugün hareketin bütün kurumları herkesin ziyaretine ve hatta teftişine açıktır. Bu bir sivil toplum hareketidir derken altını çizmemiz gereken bir husus bu harekete gönül vermiş insanların herhangi dünyevi bir beklentilerinin olmadığıdır. Allah rızası nihai hedeftir bütün bireyleri için bu hareketin. Bu okullarda vazife yapan öğretmen içinde geçerlidir, buralara bağışlarda bulunan esnaf için de. Dolayısıyla, kurumlarımızın personeli çok cüz'i ücretler ile çalışmaktadır, bunu rahatlıkla gittiğiniz her yerde görebilirsiniz. Sonrasında bizim yaptığımız faaliyetlerin diğer giderleri de gittiğimiz ülkeler de insanlar bize kucak açtıkları ve bu hizmetler oralarda çabucak filizlensin istediklerinden normal piyasa fiyatlarının altına inmektedir. Bunun için ihtiyaç duyulan kaynak ise tamamen halkımızın himmetine dayanmaktadır. Onların alın terinden başka hiçbir kuruş bu hizmetlerin içerine girmemiştir. Ayrıca bunun haricinde bazı kurumlarımız kar etmekte ve bu elde edilen kar ile benzer başka kurumların açılmasına vesile olmaktadır. Bizzat Fethullah Gülen bu kaynaklar dışında hiçbir ayni yada nakdi yardımı kabul etmemiş ve doğru bulmamıştır. Kendisinin Türk makamlarınca yargılandığı dönemde hareketin finans meselesi de ciddi manada ışık altına alındı ve iftiharla söylüyorum ki hiçbir uygunsuzluk ve yada milletimizin yardımları dışında hiçbir yardım bulunmadı, tespit edilmedi ve netice Hocaefendi de hakkındaki bütün iddialardan beraat etti. Yurtdışında bugün birçok yerdeki giderleri bu kurumların yerel imkanlar ile karşılanmaktadır. Buralara öğretmen arkadaşlarımızla beraber giden esnaflar ve işadamları oralara yerleştiler, işlerini de beraberlerinde oralara taşıdılar ve bugün bu imkanlar ile finanse ediliyor birçok hizmet. Merkezi bir finansman yada finansman'ın tek elden dağıtımı söz konusu değil.

MEY: Medyada zaman zaman hakkınızda itham edici ifadeler de yer alıyor? Sözünü ettiğiniz faaliyetlerin böyle algılanmasını ve yansıtılmaya çalışılmasını nasıl karşılıyorsunuz?

MY: Medya var olan bir gerçeği ortaya çıkarmak ile vazifeli bir yapı olmalıdır diye düşünüyoruz. İthamları değil ama şüpheleri de tabi karşılıyor ve bu şüphelerin giderilmesinde kendimizi vazifeli addediyoruz. Hareketi kafalarındaki önyargılarla ve bazıları için de art niyetler ile anlamaya ve anlatmaya çalışan medya mensuplarının yanlış sonuçlara varması hiç de sürpriz değildir. Bakın bizi gerçekten anlamaya çalışan gazetecilerden hiçbiri ile hiçbir problem yaşanmadı şu ana kadar. Ancak, önyargılar objektif bakışları tesiri altına almaya devam ettikçe başkaları yanlış analizler yapmaya ve yanlış sonuçlara varmaya devam ettiler.

Yine bu konu ile alakalı olarak, PKK terör örgütünün lideri Murat Karayılan'ın birkaç gün önce bir röportajda dillendirdiği iddialarını sormak istiyorum size. "Fethullahçılar devlet sistemine yerleşmek istiyorlar. AKP ile bunun için yakınlaştılar. Güç kazandılar. Amerika'dan da destek alıyorlar. Fethullahçıları İslam dünyasına sürüyor Amerika... 'Biz de PKK'ya karşıyız; biz de devletçiyiz!' diyerek devlete yerleşiyorlar. Belki bugün değil ama geleceğe dönük olarak risktir bunlar" diyor terörist Karayılan. Siz neler diyebilirsiniz bu konularda?

Bir terörist örgütün bizlere akıl verecek konumda olup olmadığını, ne kadar güvenilir olup olmadığını da vicdanlara havale ediyorum. PKK derken yıllardır sürdürdükleri saldırıları ile binlerce insanın hayatına mal olan silahlı bir örgütten bahsediyoruz. Kaynağını milletten alan bu hareketin kaynaklarını milleti yok etmeye yönelik kullanan bir terörist örgüt tarafından 'risk' olarak tanımlanıp eleştirilmesini de yine vicdanlara havale ediyorum. Türkiye'de ne devletin güvenlik örgütleri ne istihbaratı bu hareketin dışarıdan yönlendirildiğine dair en ufacık bir delilleri olmadığı bu yönde en küçük bir beyanları dahi olmamıştır. Şimdi burda önemli olan şu. Bu örgüt liderinin ifadeleri içerisinde asıl tehlikeli olan biz değiliz, tehlikeli olan bunlar cümlesinin iyi sorgulanması lazım. Hareket 40 yıldır bu ülkede varlığını devam ettirirken bir tek insanın burnunu dahi kanatmamıştır. Bir tek kavga veya anarşist olaya bulaşmamıştır. Bir tek kimsenin malına zarar vermemiştir. Bir tek babayı anneyi ağlatmamıştır.

Şimdi bir hareket düşünün ki insanının elinden tutmuş ona daha iyi imkanlara sahip olabilmesi için her türlü yardımda bulunmuş. Sağladığı kaliteli eğitimle onu modern zamanın ihtiyaçlarına göre donatarak ülkesini en iyi şekilde temsil edecek bir seviyeye getirmiş. Bir öte yanda da insanını birbirine kırdırmış, canına, malına, ırzına kastetmiş ve nereye varmak istediği belirsiz olan bir terörist örgüt. İkincinin birinciyi 'hayır onlar daha tehlikelidir' şeklinde takdim etmesi ne kadar güvenilirdir bunun iyi tartılması lazım.

Şimdi diyor ki terörist başı, "eğer bu bölgede biz olmazsak burada irtica yükselir, buralar dine teslim olur", bu nasıl bir anlayıştır ki halkında bu denli kopuk olur? Bu bölgede yüzyıllar boyunca insanlar dini referansları ile birarada, kardeşçe yaşamışlar. Referansı Marksizm olan bu örgüt dini ayrıştırıcı unsur olarak niteliyor şimdi. Eğer böyle olsaydı bu coğrafyada PKK'dan önce de kanın gövdeyi götürmesi gerekirdi ancak böyle olmamıştır.

MEY: Son siyasi gelişmeler hakkında da fikirlerinizi almak istiyorum müsaadenizle. Yerel seçimler ile başlayalım. Nasıl yorumluyorsunuz seçim sonuçlarını?

MY: Demokrasi ülkemiz için fevkalade bir imkandır. Keşke demokrasimiz daha kuvvetli daha ileri bir demokrasi olsa ve şu anki ağrıları sancıları da olmamış olsa. Bu ağrılar ve sancılar da bizler de dahil olmak üzere bütün bir halkımızı sıkıntılara uğratıyor. Malumunuz bizim demokrasimiz için alınması gereken bir miktar yol var. Son seçimler ise demokrasinin bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Evvelde kendisi için bir daha iktidarın mümkün olmadığı vehmine kapıldı muhalefet ve kimileri zaman zaman anti-demokratik görüşleri dahi dillendirdiler. Halbuki demokrasi önce kabul sonra sabır rejimidir. Evvela sonucu kabul edecek sonra da halkın iktidarı size vermesi için var gücünüzle çalışıp, politikalar üretip sabredeceksiniz. Neticede her iktidar onu temsil eden yıpratıcıdır yeter ki siz siyaseti halkı kucaklayıcı bir surette yapın. 29 Mart seçimleri demokrasini zaruretini herkese gösterdi. Bir taraftan iktidara kendini tekrar gözden geçirmesini söylerken muhalefete de "hazır ol ve ona göre çalış sen de her an iktidara gelebilirsin" mesajını verdi. Demokrasi halkın bunu yapabileceği tek sistemdir ve ülkemiz için elzemdir. Milletimiz bu seçimlerde hem iktidara hem muhalefete demokrasi dersi vermiştir.

MEY: Prof. Binnaz Toprak'ın araştırması Türkiye'de muhafazakarlığın arttığı ve muhafazakarların diğer yaşam şekillerini baskı altına altığı sonucu ileri sürüldü. Siz neler diyorsunuz bu bulgular hakkında? Türkiye muhafazakarlaşıyor mu gerçekten ve bu bir mahalle baskısını da beraberinde getiriyor mu?

MY: Türkiye muhafazakarlaşıyor mu sorusuna Türkiye içindeki oluşumlar ile cevap aramak eksik olur. Bugün Dünya'nın küresel bir köy haline geldiğinden bahsediliyor. Öyle ki artık Dünya'nın herhangi bir yerindeki herhangi bir sosyal bir oluşum çok kısa bir sürede küresel kimlik kazanabiliyor. Bütün dünya'da son 20 yılda özellikle SSCB'nin de yıkılması ve 11 Eylül olaylarından sonra ciddi bir şekilde bir dine dönüşüm, tekrar dini referans alma, onu masaya yatırma gibi bir eğilim bir alaka artışı vardır, bu bir realitedir. Dini meseleler bugün dünyanın gündemindedir. Türk insanı da bundan nasibini aldı. Bizim milletimiz zaten kökleri itibariyle dini hassasiyetleri alan bir millettir ve böyle bir din ilgisinin Türkiye'de oluşmasından da daha doğal birşey olamaz. Binnaz Toprak'ın yaptığı araştırma ise bilimselliği tartışılacak bir çalışmadır. Örnekleme yöntemi hatalıdır. Kendisi de bunu ifade ediyor. Araştırma kapsamında yalnızca bir hayat şeklinin temsilcileri ile görüşüldüğünü ifade ediyor. Şimdi soruyorum yarın gidip Türkiye'de yalnızca işsizlere gidip sorsanız ülkenin ekonomik durumunun nasıl olduğunu bütün memleketin aç olduğu gibi yanlış bir resim çekersiniz ordan. Aynı soruları fabrikatörleri sorsanız bu sefer de bunun tam tersi toz pembe bir tablo çıkar karşınıza. Dolayısıyla örnekleme çok mühimdir, burda yapılan bir hata pekala tabi hiç de gerçeklerle alakası olmayan sonuçları getirir önünüze. Toprak'ın araştırması bunlardan biridir. Peşin bir yargıya delil toplama amacıyla yapılmış bir araştırmadır bu.

MEY: Peki, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına yaklaşımınız nedir?

MY: Ermenilerle yakınlaşma meselesi gayet iyi güzel barış adına. Amerika'daki ermeni diasporası da yıllarca bunu argüman olarak kullandı zaten. Bu yakınlaşma elbette onların ağızlarındaki bu gerilim hikayelerini,senaryolarını etkisiz kılacak, bitirecektir. Her ne kadar sınırın açılması ve Dağlık Karabağ probleminin çözümü biraz daha zamana ihtiyacı olan konularsa da bu hedefe götürür gayretler güzel gayretlerdir. Bizim Ermenilere karşı millet olarak herhangi bir önyargımız yok, harekete gelince hareketin de kesinlikle böyle bir sıkıntısı yok.

MEY: Ülkemizin AB üyeliği konusunda neler düşünüyorsunuz? Destekliyor musunuz bu süreci?

MY: Dünya artık global bir köy haline geldi. Artık bir ülke olarak kendi başınız kaldığınızda bulunduğunuzda coğrafyada çok az ile yetindiğiniz bir gerçek. Bir ülke bugün tek başına ne güvenliğini ne de ticaretini teminat altına alabilir ne de kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasını sağlayabilir. Bu birliktelikten uzak kalmak bizim zararımıza olur. AB dolayısıyla muhakkak hedefimizdir. AB standartlarının yakalanması bugünün dünyası rekabet adına olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Şunu da ifade etmek isterim, bizler AB'den üyelik dilenmiyoruz. Ülkemiz AB üyeliği ile çok şeyler kazanacağı gibi AB'ye de çok şeyler verecektir. Bu birleşme her iki tarafın da fevkalade yararına olacaktır. Bugün Türkiye bulunduğu bölge içerisinde denge unsuru bir güçtür. Yer altı kaynakları ve dinamik genç nüfusu bütün Dünya adına çok önemli bir yerde durmaktadır. Hülasa, ülkemizin AB üyeliğini gerektirir bu sebepler çoğaltılabilecekken bu birliktelikten uzak durmamızı salıklar tek bir unsur gösterilemez. Bizler de bu sürecin kuvvetli destekçileriyiz.

MEY: Son sorumdan önce sayın Gülen'in neden dönmediğini sormak istiyorum size. Neden Amerika'da kendisi uzun yıllardır?

MY: Bunu anlayabilmek için Hocaefendi'nin hayata bakışını iyi anlamak gerekiyor ne var ki bunun öncesinde sağlık problemlerinin teknik olarak kendisinin orda kalmasını gerektirdiğini söylemem gerekir. Sonrasında, sayın Gülen öyle yada böyle kendi adıyla anılan bu gönüllüler hareketinin bazı kişi ve kesimlerin kendi şahsına olan husumetlerinden ötürü zarar görmesinden özellikle çekinmekte ve bu sebeple münzevi ve gözden uzak bir hayatı tercih etmektedir. Olağanüstü vatan sevdasına ve Anadolu sevgisine rağmen "bana sabır ve fedakarlık düşmektedir" diyerek orda kalmayı yeğlemektedir. İlerde dönüp dönmemesi ise doktorları müsaade ettiği takdirde yine kendisine kalmış bir karardır. Ancak onu sevenlerin kendisinin dönüşünü çok arzuladıkları da bir gerçektir.

MEY: Önümüzdeki yıllardaki hedefleri ve nihai amacı nedir bu hareketin?

MY: Eğitim faaliyetleri artarak devam edecek inşallah. Üniversitelerin, ki bunların 4-5 örneği Dünya çapında mevcuttur, açılması planlanmaktadır. Belli sahalarda araştırma merkezleri bunun yanında, hem dini ilimler hem de müsbet ilimler, özellikle sosyal bilimler de, açılacaktır. Bunların çok büyük hizmetler edecekleri, insanlığın faydasına projeler üretilecektir. Bu hareketin içerisinde şahsi ve dünyevi bir beklenti yok ve bu böyle olduğu sürece insanlığın hizmetine sunulacak çok güzel işler yapılmaya devam edecektir bu gönül birlikteliği.

Son Güncelleme ( 26.05.2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri