Devlet, Yıkacaklar Paranoyasından Kurtulmalı Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 9
Kötüİyi 
Zaman   
13.03.2010

20. Abant Platformu: Devlet, Yıkacaklar Paranoyasından KurtulmalıTürkiye'nin fikir dünyasına yön veren Abant Platformu'nun 20. toplantısında 'toplumsal mutabakat ve demokratikleşme' tartışılıyor. Dün Ankara'da başlayan toplantının açılışında konuşan İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Türkiye'nin değiştiğini ve normalleşme sürecini yaşadığını söyledi. Bütün sorunların demokrasi ve insan hakları boyutunda çözülmesi gerektiğini belirten Atalay, "Devlet her gün 'beni yıkacaklar' paranoyasından kurtulmalı." dedi. Türkiye'nin artık eski Türkiye olmadığını vurgulayan İçişleri Bakanı, konuşmasında demokrasi ve özgürlük mesajları verdi: "Türkiye bölünmeyecektir. Resmî dilimiz var, şanlı bayrağımız var. Terörün hedefi kalmadı. Onlar da bunun farkında. Terör bitecek."

Her düşünceden aydını bir araya getiren ve Türkiye'nin kangren haline gelmiş problemlerine yıllardır çözüm arayan Abant Platformu, 'Yeni Bir Toplumsal Mutabakat İçin Demokratikleşme' gündemiyle toplandı. Birbirinden önemli siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı platforma ilgi büyük oldu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Yalçın Topçu ve platformun dönem başkanı Prof. Dr. Levent Köker, yaptıkları protokol konuşmalarında demokrasi mesajları verdi.

Beşir Atalay, açılış konuşmasında, Türkiye'nin normalleşme sürecini yaşadığını söyledi. Atalay, ülkede artık her türlü konunun korkusuzca tartışıldığını vurgularken, vatandaşın kendisini en fazla demokrasi içinde ifade edebildiğini, bütün toplumsal sorunların da daha fazla özgürlük ve demokrasi içinde çözülebileceğini kaydetti. Atalay, konuşmasında, hükümetin icraatlarına da değindi. Sivilleşme ve normalleşme sürecinin gereği olarak önemli yasal değişiklikler yapıldığını, uluslararası anlaşmaların iç hukuk yollarında üstün hale getirildiğini anlatan Bakan Atalay, Türkiye'de yeni bir zihniyet değişimi ikliminin meydana geldiğinin altını çizdi. Atalay ayrıca, demokratik açılım sürecinin de kararlı bir şekilde devam ettirildiğini, kavramlar üzerindeki gereksiz tartışmaların da sona erdiğini söyledi. Büyük sorunların çözümü için büyük riskler aldıklarını ifade eden Atalay, "Dokunulmayan konulara dokunuyoruz." diye konuştu.

İçişleri Bakanı, CHP ve MHP'nin açılım konusundaki tavrını ise eleştirdi. Atalay, şunları kaydetti: "CHP'den biraz ümitliydim ön görüşmede, ama bu konularda ana muhalefet partisi destek vermez. Bütün toplumsal sorunların temelinde CHP anlayışı vardır, onun için çözümüne de katkı beklemek doğru değil. MHP de çok sert bir tutum içine girdi. 'Kin, nefret, yıkım projesi' üslup bu. O kadar telaşa düştüler ki! Terörün bitmesinden çok korkuyorlar, çünkü nemaları gidecek."

Kurtulmuş: Yeni anayasa şart

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Türkiye'de yaşanan toplumsal sorunların çözümü için, yeni ve çağdaş bir anayasa yapılması gerektiğini vurguladı. Mevcut Meclis'in yeni bir anayasa yapma hakkı bulunduğunu söyleyen Numan Kurtulmuş, ancak Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla kendini senato haline getirdiğini ve sistemi düğümlediğini kaydetti. SP lideri, çözüm yolu olarak bir Anayasa Meclisi kurulmasını önerdi.

Topçu: Anayasal devlet istiyoruz

Protokol konuşmalarından birini yapan Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Yalçın Topçu ise "Anayasalı değil anayasal bir devlet istiyoruz. 24 saat kesintisiz demokrasi talep ediyoruz." ifadelerini kullandı. Bireysel özgürlüklerin ve hukuk devletinin önemine işaret eden Topçu, bu konuda atılacak adımlara destek vereceklerini kaydetti. Yalçın Topçu, bölücü terörün sona ermesinin yolunu açacak gelişmelerin olmasını temenni ettiklerini de sözlerine ekledi.

Yüksek yargı, toplumun bütün renklerini taşımıyor

20. Abant Toplantısı, açılış konuşmalarının ardından 'Demokratikleşmenin Yapısal Gerekleri' başlıklı oturumla devam etti. Emekli askerî Hakim Albay Ümit Kardaş'ın yönettiği oturumda ilk konuşmayı Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Doç. Dr. Osman Can yaptı. Can, hukukun 'kutsallaştırıldığı' yerde adaletin toplumdan kopartıldığını söyledi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) demokratik olarak meşrulaştırılması gerektiğini belirten Can, bunun için de kurulun yetkilerini Meclis'ten alması gerektiğini dile getirdi. Can, özellikle yüksek yargıda, toplumun bütün renklerinin temsil edilmediğinin altını çizerken, şunları kaydetti: "Özellikle yüksek mahkeme üyeleri, halkla iç içe değil. Lojmanlarda kalıyorlar, makam arabalarıyla mahkemelere gidip geliyorlar. Karar aldıkları insanların gözlerinin içine bakmıyorlar."

Anayasa tartışmalarına da değinen Can, egemen ideolojiden uzaklaşılması gerektiğini ifade etti. Türkiye'nin kendi anayasasını yapmasını isteyen Osman Can, "Ortada bir anayasa var ama o bizim anayasamız değil. Anayasa, temel hak ve özgürlükleri anlamında yapılan hangi değişiklik yaşama geçti ki? Anayasa'da 70 civarında maddede değişiklik yapıldı ama bunlar yaşama geçmedi." diye konuştu. Demokrat Yargı Eş Başkanı Can, diktatörlüklerden demokrasiye geçen tüm Avrupa ülkelerinin önce yargıyı demokratikleştirdiğinin altını çizerken, Türkiye'de tek parti rejiminin hâlâ sona ermediğini anlattı. Can, "Demokratik siyasetin olmadığı yerde hukuk düzeni işe yaramaz. Demokratik siyasetin ürünü olmayan hukuk sistemi özgürlük sunmaz." ifadelerini kullandı.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil ise demokrasinin gelişme gösteren bir sistem olduğunu söyledi. Demokrasinin insanı, ruhî ve manevî yanlarını ihmal etmeden, bütün yönleriyle ele aldığı takdirde insanlığa daha fazla mutluluk getirebileceğini belirtti.

Hak-İş Başkanı Salim Uslu da, yargı ve ordunun içindeki bir grubun değişime direndiğini savundu. Tüm kurumların anayasal sınırlarına çekilmesini isteyen Uslu, Türkiye'de hukuksal anlamda bir karmaşa yaşandığını ve bunu çözmesi gereken yerin Millet Meclisi olduğunu ifade etti. Sami Uslu, TBMM'nin evrensel değerlere ve standartlara uygun bir anayasa yapması gerektiğine de vurgu yaptı.

TOPLANTIDAN SATIR BAŞLARI

Demokrat Yargıçların Sesi Yüksek Yargıda Duyulmuyor

Bunun nedeni, HSYK ve yüksek yargı arasındaki 'al gülüm ver gülüm' ilişkisidir. Türkiye'deki vesayet, asker ve sivil bürokrasiden oluşuyor. Ancak son 10 yılda yapılan reformlarla demokratikleşme yolunda büyük mesafe kaydedildi. Tam demokrasi noktasında büyük ilerleme oldu. Türkiye'de birinci sınıf bir demokrasinin tesis edilmesi gerekiyor. Bunun yolu, halkın hakimiyetinin tam olarak tecelli etmesinden geçiyor. Farklı hayat tarzlarının bir arada mevcudiyetlerini koruması, demokrasi açısından da önemli. Demokratikleşme pazarlık konusu yapılamaz. İnsan hakları ve temel hürriyetler herhangi bir pazarlık sürecine dahil edilemez.

Kimlikler Adalet Arayışının Aracı Olarak Ortaya Çıkıyor

Türkiye'de bazı kimlikler çeşitli imkânlardan faydalanabilirken, bazıları bundan mahrum bırakılıyor. Kimileri başörtüsünden dolayı kamusal alan denilen yerlere giremezken, kimileri de Alevi ve Kürt olduğu için bazı imkânlardan istifade edemiyor. Bugün, Kürtler dertlerini dillendirebildikleri, Ermeniler '1915'i hâlâ hatırlıyorum.' dedikleri, Müslümanlar 'Başörtüsünü savunuyorum.' diyebildikleri için yeni bir demokratikleşmeyi tartışabiliyoruz. Şöyle bir sorunumuz da var. Öteki oluşturmaya yönelik çalışmalar 'Memleket neresidir' sorusunu akla getiriyor. Bu aslında bir tür güvensizlik halinin dışa vurumudur. Eğer aynı memleketten iseniz, kendinizi güvende hissedersiniz.

Söz Hakkı Olduğu Sürece Şiddet Gereksizdir

Türkiye, maalesef şiddetle iç içe yaşayan bir toplum. Demokratik bir refleks geliştiremeyen, şiddeti kanıksamış bir milletiz. Sürekli bir toplumsal tahrik mühendisliğiyle karşı karşıyayız. Şiddet, insanın kendisini aciz ve zayıf hissetmesine neden olmakta. İnsanlar bu sebepten ötürü birbirlerine bağlanırlar. Toplumu bir arada tutmak için yapılan bu tür uygulamalar, devlette de sık sık karşımıza çıkıyor. Şiddet, yüce amaçlar için kutsallaştırılabiliyor. 'Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir.' anlayışında olduğu gibi. Ancak söz imkânı açık olduğu sürece şiddet gereksizdir. Siyaset, düzenin kutsanmasının aracı değildir.

Türkiye'de Askerî Ve Sivil Bürokrasi Kendisini Hukukun Üstünde Görüyor

Son dönemde yaşanan bazı umut verici gelişmelerden dolayı, askerî vesayetin en azından kısa zaman zarfında ortaya çıkmayacağını düşünmek yerinde olur. Demokrasi, problemleri çözecek bir sihirli anahtar değildir aslında. Demokrasi, sorunlarla birlikte yaşayabilmeyi, siyasal hayatı katlanabilir kılan bir rejimdir. En mükemmel demokrasiler bile, hiçbir zaman kafamızdaki siyasal iyiyi pratiğe geçirmeye yetmeyecektir. Zira her zaman ikna edemeyeceğiniz veya tam tatmin edemeyeceğiniz kişiler bulunacaktır. "Hangi koşullardan demokrasi için daha elverişli?" demek yerine "Hangi koşullar demokratik düzenin doğmasına yardım ediyor?" diye sormak gerekir.

Sorunların Nihai Çözüm Yeri Siyasettir

Demokrasi en iyi rejim olduğuna göre, iyi yurttaş da buna göre yetiştirilecek demektir. Fakat bu da farklılıkların üzerini örtme eğilimine sahiptir. Yani, üniversitede bile, otoriter rejim isteyen hocalar var ise, eğitimin kendiliğinden bir çözüm olacağını söylemek komik olur. Demokrasinin de kendi içinde çelişkileri var. Demokrasi halkın, yine halk tarafından yönetilmesi demektir. Fakat burada, bir kesimin diğer bir kesim üzerinde tahakküm kurma ihtimalini de gözden kaçırmamak lazım. Demokrasi, demokrat insanlara muhtaç bir rejimdir. Sorunların nihai çözüm merkezi de politikadır. Bunun yerine hukuku koyarsanız, politikayı hukukileştirmiş olursunuz. (Emre Soncan)

 
< Önceki   Sonraki >
İnsanlar arasındaki yerin, onların senin nezdindeki yerleri kadardır.
Fethullah Gülen Web Siteleri