 Ekrem Dumanlı
Bayram arasında fırsat bulup bir D&R mağazasından, "Gülen Hareketi" adlı, yeni çıkan bir kitabı almak istedim. Görevli genç bilgisayardan kontrol ederek "kalmamış" dedi. Başka bir kitapçıya bakma imkânım da yoktu. Alamadım. Herhalde başka alamayanlar da vardı. Neyse ki kitabın bir nüshası gazeteye gönderilmiş; oradan temin etme durumum oldu. Doğan Kitap tarafından neşredilen kitabın yazarı, Houston Üniversitesi'nde öğretim görevlisi. Helen Rose Ebaugh, uzun süren bir araştırma sonunda bu esere imza atmış. Üniversitede, dinler sosyolojisi dersi verirken rastladığı bir haber sonunda harekete ilgi duymaya başlıyor. Türkiye'ye geldiğinde daha geniş ve derin araştırma yapma imkânı buluyor.
'Türk okulları' diye bilinen eğitim yuvalarını mercek altına almış mesela. Öğrencilerle, velileriyle, öğretmenleriyle mülakat yapmış. Daha önemlisi, bu kuruluşların maddi yapısıyla ilgilenmiş, hadisenin ekonomik boyutuna özel ilgi göstermiş. Eğitim kurumlarında fedakârca çalışan ve kendini 'adanmış ve gönüllü' olarak gören öğretmenlerle görüştüğü gibi, okulların kurulabilmesi için maddî fedakârlıkta bulunan işadamlarıyla da bir araya gelmiş. Yazar, 'paylaşma' kültüründen, 'başkası için yaşama' idealinden nasıl etkilendiğini uzun uzun anlatıyor. Amerika'da da yaygın olan bağış ve yardım alışkanlığının İslam'da zekat, sadaka, fitre gibi teşviklerle nasıl büyük işlere vesile olduğunu, yüz yüze yaptığı mülakatlar sayesinde keşfetmiş. Ayrıca yazar, 'hareket'in farklı dinlere mensup insanların birbirini anlama ve barış içinde yaşama gayretine, o gayreti sarf ederken kullandığı yeni dile dikkat çekiyor. Geçenlerde onlarca defa 'hareket' aleyhine yazı yazan bir meslektaşıma sordum: "Sizi mutlu etmek için bu 'cemaat' ne yapmalı?" Şaşırdı. İzah ettim: Bu hareketin sosyal bir gerçekliği var. İnsanlar buraya dilekçe vererek girmiyor, istifa mektubu yazarak ayrılmıyor. O yüzden 'gönüllüler hareketi' deniyor. Bilgi ve beceri düzeyi yüksek bu insanlar, akıllarıyla, iradeleriyle, gönülleriyle 'hizmet' içinde bulunuyor ve çok önemli işler yapıyor. O yüzden hizmetleri kamu vicdanında yankılanıyor. Şimdilerde bazılarının yaptığı gibi, vaktiyle bazı 'hareketler'e karşı da bazı güçler tarafından adeta savaş açılmıştı. Yok edilmek istenmişti o insanlar. Solcular, sağcılar, Aleviler, Kürtler, İslamcılar... Hiçbiri buharlaşıp kaybolmadı; onları yok etmek isteyen faşistler çoktan toprağa karıştı. Çünkü sosyal gerçekliği olan bir hareketin varlığına ve devamına ma'şerî vicdan karar verir. Tabii ki eleştirebilirsin; ancak kör bir ezberle, sağır bir öfkeyle yaklaşamazsın olaylara. En iyisi anlama gayreti içine girmek. Hiç kimse size mükemmel olduğu iddiasında bulunmuyor; ancak insanların sizden sempati olmasa bile empati bekleme hakkı yok mu?
"Gülen Hareketi" adlı kitap, sosyal bir hareketi anlama gayreti sarf ettiği için önemli. Dünyanın dört bir yanında bu hareketi 'anlama gayreti' sürüyor. Amerika'da, Avrupa'da, Asya'da, Ortadoğu'da... Bizim medya ne zaman benzer bir gayret sarf edecek? Daha açıkçası bazıları hiç okumadan yazmayı ne zaman terk edecek? Sosyal gerçekliği olan bir harekete önyargıları bırakıp, ideolojik saplantılardan kurtularak bakmak çok mu zor? Rahmetli Necip Fazıl bize ait değerlerin bir gün Batı'dan geleceğini, ülke içindeki bazı çevrelerin gerçeği belki o zaman daha net göreceğini söylerdi. Ne kadar da haklıymış Üstat...
|