07:41:21

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

Dayanılmaz yalnızlık Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 53
Kötüİyi 
Ahmet Kurucan, Zaman   
04.08.2012

Ahmet Kurucan
Ahmet Kurucan
Okyanusun ortasında çoklarının ulaşılması imkansız dediği hedef için devâsâ rehber eşliğinde bir grup gönüllü yola çıkıyor.

Hedefin uzaklığı, oraya ulaştıracak araçların yetersizliği, istikrar ve istikamet içinde seyretmeyen iklim şartları ve belki de hepsinden önemlisi yola çıkan gönüllülerin aşk, şevk ve heyecanları bir kenara; eğitimlerinin yetersizliği, bazılarının yolda kalmasına ve dökülmesine sebebiyet veriyor. Kimisi 'hayati tehlike', kimisi 'becerisizlik', kimisi 'korku', kimisi 'macera bu, daha ötesine tahammül edemem' deyip yolu yarıda bırakıp sahile dönüyorlar.

Pekala bu durumda devâsâ dediğimiz rehber ne yapıyor? O, okyanusta belirlenen hedefe doğru ağır, temkinli, vakur, ciddi bir şekilde kulaç atıyor; atıyor kendisini takip edenlerle arasındaki mesafe de sürekli açılıyor. Onun için o, bir taraftan yoluna devam ederken, diğer taraftan ara sıra geriye dönüyor, yol arkadaşlarının aşklarına aşk, şevklerine şevk katıp heyecanlarını köpürtmeye, bilgi ve tecrübe ile değişen ve gelişen okyanus şartlarına göre nasıl pozisyon alınacağını öğretmeye devam ediyor.

Açılan mesafe dedim; işte tam da burası benim bu yazıda temas etmek istediğim nokta. Mesafe hem uzaklık hem genişlik ve derinlik itibarıyla çok ama çok açılmış durumda. Kapatılmaz mı? Uzaklık ve genişlikte farklı düşünsem de derinlik kapatılır gibi görünmüyor. Onun okyanusun derinliklerinde daldığı ve ulaştığı mevkiyi, makamı, hali anladığımızdan ya da gördüğümüzden dolayı mı böyle söylüyoruz? Şahsım adına konuşayım; hayır, aksine anlamadığım ve görmediğim için böyle söylüyorum. Anladığım kadarıyla o yüzlerle-binlerle birlikte çıktığı yolculuğun okyanusun derinliklerine dalınan kısmında tek başına seyahatine devam ediyor. İşte ben buna yalnızlığın dayanılmazlığı diyorum. Tek başına derinliklere dalan, daldıkça ayrı derinlikleri keşf edip oralara kulaç atan, ara-sıra suyun yüzüne çıkıp geride kalanları toparlamaya çalışan, sonra daha derin mesafeler kat' etmek için tekrar derinliklere dönen ama yalnız, hem de yapayalnız bir insan.

Bunu resm ettim kafamda geçen gün. Öğle sonrası sadece iki kişinin bulunduğu salona üçüncü kişi olarak girdiğimde gördüğüm manzara bana bunu düşündürttü. Nemli gözlerle konuşuyordu. Rahmete hamile bulutlar misali, halk diliyle "ha yağdı ha yağacak" denilen kesişim noktasında duruyordu. Öncesini bilmediğim için yakaladığım yerden aktarayım. "Hesaplı yaşamak lazım bu dünyada," diyordu salona girdiğimde, "hesaplı yaşayanlar için İslam şehrahta yürümek misüllü kolaydır." Hesaplı yaşamak ne demekti? Sanki bu soruyu soracağımı biliyorcasına şöyle dedi: "Hesaplı yaşamak şu demek; dinin zahiri ölçülerine, kıstaslarına riayetle beraber, iç dünyası itibarıyla da ruhaniyâta açık olma."

Sonra birden ağlamaya başladı. Hem de hıçkıra hıçkıra. "Biraz önce öğle namazı sonrası dua ederken meccanen'e takıldım." dedi kesik kesik ve boğuk bir sesle, "Dedim ki Rabb'ime; meccanen bizi yarattın Allah'ım. Meccanen insan kıldın. Meccanen Müslüman yaptın. Meccanen bağışla bizi n'olur. Affetmek için bir karşılık bekleme bizden!" Ve son cümlesi ile kırık mızrabını öyle bir vurdu ki sazının bam teline, salonda bulunanları da ağlatacak noktaya ulaştırdı. "Biz kim, Senin affına karşılık vermek kim!" dedi ve daha arkasını getiremeden hızlıca kalkıp odasına girdi. İnanıyorum ki salonda başladığı fasıl odasında devam edecek.

'Her şeyimizi çalmışlar bizim'

Yukarıda yaptığım teşbihte "okyanusun derinliklerinde, yalnız, yapayalnız yolculuk" derken kasdım işte bu manzara. Neden? Aynı günün ikindi sohbetinde dolaylı olarak verdi bunun cevabını. "Her şeyimizi çalmışlar bizim." dedi, "İmanımızı, heyecanımızı, hissiyatımızı, hatta gözyaşlarımızı da çalmışlar. Bize hiçbir şey bırakmamışlar." Söz almış başını gidiyordu ki acil fren yapan arabalar gibi "nereden girdiysek buraya" deyip sözünü kesti ve "Allah yeniden bu hislerle kalblerimizi şahlandırsın, tıpkı ashab-ı Resulullah gibi..." dua cümlesini söyleyerek faslı kapattı.

Ben söyleyeyim size nereden o fasla girdiğimizi. Fitnat Hanım'dan girmiştik buraya. Elektronik levhada Fitnat Hanım'ın şu dizeleri çıkmıştı:

"Zahm-ı firkat pek bitirdi kalmadı bende mecâl, Söyleyin bu hâlimi cânâna Allah aşkına."

Zahm-ı firkat, ayrılık acısı demek. Şöyle mana verebiliriz bu beyte: "Ayrılık acısı bitirdi beni, kalmadı gücüm; Söyleyin bu hâlimi cânâna Allah aşkına." Bunu okudu ve ardından: "Fitnat Hanım'la, Leyla Hanım edebiyatımızda kadınların serkârı gibi geliyor bana. Hissiyatlarına göre seçtikleri kelimelerle adeta bir dantela işler gibi işlemişler düşüncelerini. Allah'a gönülden bağlı geliyor bu kadınlar bana. Evet, Allah'a gönülden bağlı olma bir mazhariyettir. Bu mazhariyeti duyma, hissetme ayrı bir mazhariyettir. Olmayanlar ve duymayanlar varsa istemeliler onu Allah'tan."

Derken nasıl olduysa Fuzuli'ye intikal etti:

"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni;
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

Sonra Hasan Basri'ye geçti:

"Mahşerde nebiler bile senden medet ister; Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim" diyor. Benim itirazım var Hasan Basri Çantay'a. Melekler ona hayran olsa ne olur, olmasa ne olur. Sevilmek O'nun hakkı. O'nu sevmeyi hiçbir şeye bağlamamak lazım..."

Daha öteye gidemeyeceğim. Çünkü okyanusun derinliklerine dalacak ne iradem, ne takatım, ne anlayışım, ne de dalsam bile onları sizlere intikal ettirecek lisanım var. Bunun yerine Fitnat Hanım'ın mezkur şiirinin tamamını sunayım:

"Eylesin tesir-i derdin cânâne Allah aşkına, Girmesin gam hâneme bîgâne Allah aşkına.
Kim bilir dert ehlinin hâlin yine yâri bilir, Kıl tarrahhum dîde-i giryâne Allah aşkına.
Bezm-i cânânım uzak bi sûziş-i hasret ile, Gel seninle yanalım pervâne Allah aşkına.
Zahm-ı firkat pek bitirdi kalmadı bende mecâl, Söyleyin bu hâlimi cânâna Allah aşkına.
Bî-harâb-âbâd-ı aşkındır unutma rahm edüp, Fıtnat'ı gel eyleme dîvâne Allah aşkına."

Sadeleştirilmiş şekli:

"Tesir etsin derdin canana Allah aşkına, Girmesin yabancı can evime Allah aşkına.
Kim bilir dert çekenin hâlini yine yâri bilir, Acımak yok mu ağlayan gözlerime Allah aşkına.
Sevdiğim uzaklarda bu özlem ateşiyle,
Gel seninle yanalım pervâne Allah aşkına.
Ayrılık acısı bitirdi beni kalmadı gücüm, Söyleyin bu hâlimi canana Allah aşkına.
Gönül aşkın yıkıntısıdır unutma, Merhamet et, Fitnat'ı gel deli etme Allah aşkına."

Son Güncelleme ( 05.08.2012 )
 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri