| Orta Asya'daki Türk Misyonerleri |
|
|
| Ali Bayramoğlu, Yeni Yüzyıl | |
| 31.10.1996 | |
|
Fethullah Hoca cemaati son yıllarda Türkiye'de adından en çok söz ettiren dinî gruplardan biri. Gerek Fethullah Hoca'nın çıkışları, gerek durmaksızın işledikleri hoşgörü kavramı, gerekse değişik sektörlerdeki büyük girişimleriyle. Ama kuşku yok ki, bunlar içinde en çarpıcı olanı cemaatin eğitim seferberliği, eğitim sahasındaki yatırımları. Orta Asya ülkeleri ise, bu seferberliğin pilot bölgeleri halinde. Cemaat, ziyaret ettiğimiz Özbekistan ve Türkmenistan'da müthiş bir eğitim ordusu kurmuş. Cemaatin, Özbekistan'da 3.343 öğrencisi ve 209 Türk öğretmeniyle 17 ortaöğretim kurumu, 1 dil merkezi; Türkmenistan'da 293 öğrencisi ve 28 Türk öğretim üyesiyle 1 üniversitesi, 163 Türk öğretmeni, 63 belletmeni, 2.694 öğrencisi ile 13 ortaöğretim kuruluşu, 80 öğrencisi ve 7 öğretmeniyle 1 dil kursu var. Yöntem ve Amaç Bu dev eğitim örgütlenmesine anlam katan ayırt edici özellik, malî ve insanî kaynağın tamamen cemaatten gelmesi, yani cemaatin insanî ve malî kaynak seferberliğindeki gücü. Nitekim, Özbekistan ve Türkmenistan'daki bu okulların ikisi dışında tümü parasız eğitim veren özel okullar. Özbek ve Türkmen otoriteler bu okullar için sadece ücretsiz kullanılacak bina gösteriyor ve bu binaların elektrik, doğalgaz gibi giderlerini üstleniyorlar. Okullarının gerek teknik donanımı, gerekse personel giderleri tümüyle cemaat tarafından karşılanıyor. Peki, bu kaynağı nasıl buluyorlar, nasıl seferber ediyorlar? Bu işe hangi amaçla girişiyorlar? Kaynağı nasıl sorusunun yanıtı, aslında, bu cemaatin hem eğitim harekatını hem kendi yapısını anlamak açısından hayati bir önem taşıyor. Bir kere, bu okullar merkezî bir finansmana tâbi değil. Her okul, Türkiye'de bir il ya da ilçe tarafından ya da zengin bir işadamı tarafından finanse ediliyor. Daha doğrusu okul sorumluluğu alan iller ve ilçelerdeki cemaat sorumluları, her ülkedeki okullar genel müdürlüğü ile irtibat içinde parayı zengin esnaftan ve cemaat üyelerinden topluyor. Öğretmenlere gelince, genelde İngilizce eğitim veren bu gençler Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden yetişiyor. Marmara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ mezunları çoğunlukta hemen tümü, okulu bitirir bitirmez, öğretmenliğe başlamış. Maaşları pek az; 350-700 dolar arasında değişiyor. Yılda bir kez Türkiye'ye gelmek için yaptıkları yol masrafı dikkate alındığında, tasarruf imkânları hemen hiç yok. Cemaatin, bu eğitim hamlesiyle ulaşmak istediği sonuç nedir, amacı nedir sorusuna, yani risalelerde telkin edilen insan projesi nedir sorusuna en iyi ve açık yanıtı cemaatin Özbekistan ve Türkmenistan'da açtığı okulların eğitim faaliyetini ve felsefesini izleyerek vermek mümkün. Hemen belirtmek gerekir ki, bu okullar, sanıldığı gibi dinî eğitim veren ya da eğitim faaliyetini dinî bir çerçeveyle kuşatan okullar değil. Bu okullar ders programları, üstün teknik donanımlarıyla, laboratuarlarıyla bildik Anadolu lisesi modelinde kurulmuş durumdalar. Bu okullarda tesettürlü öğrenciye rastlamak mümkün değil. Dersler ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın hazırladığı tedrisat çerçevesinde yapılıyor. Din dersi bile okutulmuyor. Her ülke mevzuatının ve eğitim felsefesinin çerçevesinde faaliyet gösteriyorlar. Geçen yıl Özbekistan, 4 öğretmeni İlahiyat Fakültesi çıkışlı olduğu için kabul etmemiş. Türkmen okullarında ise hazırlık sınıfından sonra, tarih, coğrafya, felsefe, mantık, psikoloji ve sosyoloji Türkçe okutuluyor, fen dersleri İngilizce, Türkçe, Türken-Türk okullarında bir de dinler tarihi dersi var, ama bu tüm dinlerin tarihini işleyen genel bir ders. Amaç, din bilgisi aktarmak değil, şer'î hükümlere göre bir dizi sembolden oluşan bir düzen bilinci vermek değil; çocuklarda ahlâkî değişim gerçekleştirmek. Öğrenciler izlendiğinde geleneksel ve İslâmî değerlere dayanan müthiş bir saygı, bir öz disiplin çok açık hissediliyor. Türk ve İslam Kültürü İzinde Moskova'dan Bağdat'a geçtiği yerlerde taş üzerine taş koymamış, Anadolu topraklarında hala zulmüyle anılan Aksak Timur, onun torunu olan ünlü İslam alimi Uluğ Bey, Sultan Sencer, ilk büyük Türk edebiyatçısı Ali Şir Nevai, Türk ya da Türkmen dilinin ilk ve büyük şairi Mahdumkulu, Sünni Türklerin ait oldukları itikat ekolünün kurucusu kelam alimi İmam Maturidi, ünlü mukaddes İmam Tirmizi, Meşşai filozof Farabi, 10 bine yakın hadisi derleyerek Kuran'ı Kerim'den sonra müslümanların temel kaynağı olan eserin yazarı İmam Buhari, Nakşibendi tarikatının kurucusu Şah-ı Nakşibendi, Hz. Muhammed'in amcasının oğlu Hussam İbn Abbas. Kimi doğumu, kimi yaşam, kimi ölümüyle Semerkand'tan Buhara'ya, Merv'den Aşkabad'a uzanan Selçuklu ve Osmanlı'nın insan kaynağı olan toprakların parçası olmuş, bu insanlar. Özbekistan ve Türkmenistan'ın sınırları içindeki bu topraklar onlar vasıtasıyla Türk ve İslam kültürünün beşiği haline gelmiş. Bu diyarları, geçen hafta, Zaman gazetesinin düzenlediği ve Fethullah Hoca cemaatinin okulları olarak bilinen Türk okullarını tanıtmaya yönelik bir gezi vasıtasıyla, neredeyse karış karış dolaştık… Bu gezi, milli, dini, kültürel, tarihi bir dizi farklı boyutlardan oluşan gözlemler yapmamıza vesile oldu. Kâh birbirini tamamlayan, kâh birbiriyle çelişkili boyutladı bunlar. İslamiyet'in, Mekke ve Medine'den sonra önemli merkezlerinden biri olan bu topraklarda, Özbek ve Türkmen kültürü ve tarihinden kaynaklanan özelliklerden ötürü, İslam algısının daha çok kökene, milli aidiyete has niteliler taşıması gibi… Cemaatin İnsan Gücü Nereden Geliyor Fethullah Hoca cemaati insanı ve mali kaynak seferberliğini kendi içinde oluşturduğu yapıya borçlu. Örneğin, cemaatin Orta Asya ülkelerindeki faaliyeti sadece eğitimle sınırlı değil Özbekistan'da ülke ticaretinin yaklaşık yüzde 60'ını elinde bulunduran Türk tüccarların yüzde 80'ni cemaatten. Örneğin, bu cemaatin İstanbul'da her mahallede bir sorumlusu var. Ve yine İstanbul'da genç öğrencilerin oturdukları 1000 yakın ev var. Türkiye çapında her ilde sorumlu var. İl sorumluları ayda bir toplanarak, Hocaefendi'ye bilgi veriyorlar. Cemaat kendi içinde müthiş bir iletişim ağı kurmuş durumda. Mesleki gruplar, örneğin doktorlar, savcılar aynı daireler oluşturuyorlar. Farklı yatırım grupları için de aynı şey sözkonusu. Evlerde oturan gençlerle her türlü sorunları dahil olmak üzere 24 saat ilgileniliyor. Diğer Nurcu gruplarla olduğu gibi, bu evlerde Nur risalelerinin okunması tek hedef değil, tersine risalelerde telkin edilen insan projesinin, toplum projesinin hayata geçirilmesi esas. Yatay bir yapıya karşılık ve koordinasyonu dikey olan bir örgütlenme söz korusu olan. Dikey koordinasyon aslında, meşruiyeti çok güçlü olan, köklerini Halidi ekolünden geçip, Said-i Nursi ekolünde bulan bir rehberin varlığını, Fethullah Hoca'nın şahsını ve temsil ettiklerini ifade ediyor. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








