| Hayal Kırıklığı |
|
|
| Fehmi Koru, Zaman | |
| 25.09.1996 | |
|
ANAP lideri Mesut Yılmaz, son kongreden, "Değişeceğim" vaadiyle bir kez daha muzaffer çıkmıştı. Yeni donemde "değişik" Mesut Yılmaz'ın ayak izleri yavaş yavaş farkedilmeye başladı. Sözü uzatmadan en basta belirtelim: Mesut Yılmaz'da temelde fazla bir değişiklik yok. Şu iki örneğe biraz yakından bakalım. Önceki gün, çok satan bir gazetenin sütununda, Mesut Yılmaz'a atfen, "Elimde belge yok ama biliyorum: Beyaz Saray'daki baş başa görüşmelerinde, Çiller Clinton'a, Amerikan vatandaşı olduğuna dair kayıtların yok edilmesi ricasında bulundu" iddiası yer aldı. Dün de, çok satan bir başka gazetenin manşeti, Refahyol Hükümeti'ni kuşatma harekatı başlatan Mesut Yılmaz'ın Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşmesine ayrılmıştı. Telefonla gerçekleşen diyalogda, Yılmaz, mevcut hükümetin tıkandığını savunarak Erbakan-Çiller ikilisine destek verilmemesini istemiş, Fethullah Hocaefendi de, muhatabına, kendi rahatsızlıklarını aktarmış. Birinci iddia, iddia sahibinin de belirttiği gibi, herhangi bir belgeye dayanmıyor. Tansu Çiller'in bilinen kimliği göz önünde tutulduğunda, 'ABD vatandaşlığı' o kimliğe yeni bir 'unsur' eklemiyor. Dolayısıyla, üç yıllık başbakanlığından sonra, bugün, "Tansu Çiller aslında ABD vatandaşı" demenin bir 'haber' değeri yok. Haber değeri olan, kendisi de başbakanlık yapmış bir siyasinin, elinde belge olmadığı halde, böylesine hassas bir konudaki 'dedikoduları' gazetelere ulaştırabilmesidir. İkinci konu ise daha da önemli. 'Sürpriz diyalog' denilen olayın karşı tarafı, siyasi karmasa içerisinde adının dolaşmasını hoş karşılamayan bir hocaefendi. Aralarında hiç bir ayırım yapmaksızın siyasi hayat içerisindeki şahsiyetlerle görüştüğünü çeşitli vesilelerle kendisi açıklamıştı. Cemaatinin de, günlük siyasetin üstünde kalarak, belirli alanlarda hizmet yürütmeyi tercih ettiği biliniyor. Hem Hocaefendi'nin hem de cemaatin isminin, bir partinin yandaşı ve destekçisi olarak gösterilmesi, temelden yanlış. Kaldı ki, hükümetin kurulmasından sonraki aylar içerisinde, 'Sürpriz diyalog' haberine mesnet teşkil eden türden bir görüşme de olmuş değil. Bugünkü hükümet, eğer ülkenin güç odakları tarafından beğenilmiyor ve devrilmesi isteniyorsa, öncülüğü ANAP'ın ve lideri Mesut Yılmaz'ın üstlenmesi eşyanın tabiatına uygundur. Muhalefetin görevi, iktidarı sorgulamak, gerekli gördüğünde alternatifini oluşturarak düşürmektir çünkü. Bu bakımdan, ANAP lideri Yılmaz'ın 'hükümeti kuşatma harekatı' başlatmasında bir mahzur yok; tersine zararlı gördüğü bir gelişmenin onunu kesmek muhalefetin görev alanına girer. Bunun için de her yolu deneyebilir. Burada sorulması gereken soru sudur: Bu iki örnekte görüldüğü gibi, belgelendiremeyeceği dedikodu düzeyindeki iddiaları gazete sütunlarına taşımak, ya da olmamış bir görüşmeyi eski tanışıklığa dayanarak tartışma gündemine sokmak doğru mudur? ANAP lideri ve ANAP'lılar bu soru üzerinde düşünmelidirler. Pazar günü Yunanistan'da yapılan genel secimde iktidarı rakibine kaptıran Yeni Demokrasi Partisi lideri Evert'in, mağlubiyetten sonra koltuğunu boşaltması herkesin dikkatini çekti. Her şeye rağmen koltuğuna sımsıkı sarılan liderler, sadece sistemi kilitlemekle kalmıyorlar, beceriksizliklerini örtmek için, hile ve desise dahil siyasette hoş görülmeyen yollara da sapıyorlar. Siyasete hevesli kardeşi bile boş gördüğü koltuk üzerinde hak iddia eder hale getirmek, sadece bizim siyasetçilerimize mahsus. Mesut Yılmaz, "Değiştim, bundan böyle sert muhalefet yapacağım" dediğinde umutlananlar, son üç günde tanık olunan iki örnekten sonra -herhalde- hayal kırıklığına uğramışlardı. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







