| Kavganın Zamanı |
|
|
| Toktamış Ateş, Cumhuriyet | |
| 15.01.1996 | |
|
Ne kadar kolay şey insanları mutlu etmek... Fethullah Hoca ile el ele resim çektirmemize içerleyen ya da bunu bahane eden bir grup insanın iki haftadan beri, kimi zaman bayağılaşan ve terbiye sınırlarının çok ötesine geçen karalamalarına şahit oldum. Birileri pek mutlu oldu. Bu arada, karalayanların katbekat fazlası kutlama ve destek mesajı geldi. Sağ olsunlar. Önceleri bu karalamalara kulak asmamaya, yanıt vermemeye karar vermiştim. Ama sonra iş öyle bir noktaya geldi ki sessizliğim, suçlamaları kabul ettiğim anlamına çekilmeye başlandı. Zaten atalarımız da "Sükût ikrardan gelir" dememişler mi? Özel bir televizyon kanalında "yarı canlı" bir programda tartıştığımız bir köşe yazarı; daha önceleri de dile getirdiği ve hak ettiği bir biçimde yanıtladığım kimi haksız suçlamaları öylesine seviyesiz ve terbiyesiz bir biçimde dile getirdi ki gülmekten başka yapacak bir şey bulamadım. Üstelik gülmeme de sinirlenmez mi... Bir başka yazarımız, beni "gelmiş geçmiş en medyatik hoca" ilan ettikten sonra, kendisine hiç yakıştıramadığım bir üslup içinde ve benden "adam" diye söz ederek ve kendince aşağılayarak sataştı. Saygı duyduğum bir yazar idi. Şimdiye dek, benim yazılarımdan da zaman zaman alıntılar yapmış ve hak etmediğim kadar övmüştü. Doğru bulduğunu övme hakkına ne kadar sahipse yanlış bulduğunu eleştiri hakkına da o denli sahip elbette. Fakat eleştirisinde kendine yakışır bir üslup kullanabilirdi. Sorunlarının derinlerine inmeyip "Gözücü"yla bakmayı huy edinmiş bir hanımefendi, "uçuklukla ikinci cumhuriyet arasında gidip gelirken" birdenbire Atatürkçü kesilmiş olacak ki aklınca bir "dokundurma" yapmadan geçemedi. Bir başka hanımefendi, köşesinde bu insanların ne denli ikiyüzlü olduğundan dem vurdu. "Allah Allah" dedim, "Yahu bu hanımefendi, o ödül töreninde değil miydi? Mikrofona çıkıp benim de çok beğendiğim birkaç cümleyle toplantıya katkıda bulunarak ve alkışlanarak yerine oturmadı mı?" Bir başka köşe yazarınız, "Pardon yani" diyerek Atatürk'ten bir alıntı yapmış ve bana Atatürk'ün kimlere karşı hoşgörülü olduğunu öğretmek istemiş. Atatürk'ün tüm konuşmalarını bilirim. Söylev ve demeçlerinin beş cildi başımın ucunda durur. Ve tüm yaşamım boyunca, "O gün ve o koşullarında acaba ne söyler, nasıl davranırdır?" diye düşünmüşümdür. Yaşamımın gıdasını oralardan almış, yönümü oralardan belirlemeye çalışmışımdır. Bu konuda, hiç kimseden öğreneceğim bir şey yok. Eski hikâyelerini çok sevdiğim, fakat gündelik yazılarında aynı lezzeti bulamadığım bir başka yazarımız da bir yazının buna ayırdı. Onunla da aynı yolun yolcusu olduğumuzu düşünürdüm. Yanılmışım. Bu arada zevkle okuduğum eleştireler de oldu. Örneğin Atilla Dorsay, Ahmet Cemal, Ahmet Taner Kışlalı ve Mahmut Tali Öngören seviyeli eleştiriler yaptılar. Saygı duydum. Fakat ben onlardan farklı düşünüyorum. Benim farklı düşünmem, elbette seni eleştiriden "münezzeh" kılmaz. Ben nasıl kendimde herkesi eleştiri hakkı görüyorsam; herkesin beni eleştirmeye, hem de en sert biçimde eleştirmeye hakkı vardır. Bundan mutluluk dayarım ve elbette kendi görüşlerimi de savunurum. Fakat "ikna"ya da açığım. Hiç yüksünmeden "Yanlış yapmışım yanlış dününmüşüm" derim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







