| Aşk Olsun! |
|
|
| A. Turan Alkan, Zaman | |
| 15.04.1996 | |
|
Bugün öyle bir fetret hali yaşıyoruz ki, Türkçe'nin güzelliği ile doğrudan temas imkanı neredeyse gökyüzüne çekilmiş, bilhassa Türkçe'nin şifahen tasarrufu konusunda "hüsn-i misâl" sayabileceğimiz "erbâb-ı sühandân" mumla aranır olmuştur. "Güzel konuşur" diye şöhret bulan belli-başlı insanların dahi söz arasında "eee, ıığğ, yâni" cinsinden kerih nidâlardan medet umması ibret ve esef vericidir. Türkçe'nin asâlet ve haysiyetini kitap sahifeleri arasında bulmak mümkün, ne var ki, genç nesillerin kulağını terbiye etmek için kâmil ve lâtif misaller göstermek hususunda neredeyse çâresiz halde, şairin, "Eser yok lafz-ı mânâda fezâhattan belâgattan, Beytiyle acı acı yakınlığı yerdeyiz. Bu ye's şekvâ noktasında, "İşte Türkçe böyle tasarruf edilir; belâgat ve fesâhat gibi yüksek lisânı inşâ eden esaslara ancak böyle hâkim olunur; kulağınızı latif ve doğru Türkçe ile terbiye etmek isterseniz bu şahsı dinleyiniz" diyebileceğimiz bir "erbâb-ı sühandân"a işaret etmek istiyorum: Bu zât, Fethullah Gülen Hocaefendi'dir. Kendisini televizyon konuşmalarında ve vaazlarında dinlerken şairin, "Hayretler içinde kaldım evvel; Diye şaşkınlığa düşmekten nefsimi men edemediğimi itiraf etmeliyim; "işte şimdi tekrar düşecek; işte şu anda gereken lafzın en mûnis karşılığını bulamayacak; işte şimdi yerli-yersiz kullana geldiğimiz 'yani' kelimesinin kurtarıcılığına sığınacak; işte şimdi cümleyi toparlayamayacak" hissine kapıldığımı anlarda Hocaefendi'nin, ancak "ihsan"la izah edilir bir suhûletle sözün dizginlerine hâkim oluvermesi bana neredeyse inanılmaz geliyor. Türkçe'yi olağanüstü tasarruf etmesine mukabil, söylediği sözdeki nüfûz ve akılcılık kabiliyeti ise esasen dinleyicisi kitlesinin mâlumudur. Fethullah Gülen Beyefendi'nin benim tarafımdan medh-ü senâ edilmeyen ihtiyaç duymadığı âşikardır; lâkin bizler, "işte Türkçe budur; sözün kudreti işte bu kâbil nâdir ağızlarda böyle tecellî eder. Sırf Türkçe'nin letâfet ve belâgat kıymetini takdir etmek için bu zâtı bir mihenk ve mukayese unsuru olarak dinleyiniz" diyebilmek için onu işaret etmek ihtiyacındayız. Hitâbet, elbette azim ve tâlimle geliştirilmesi mümkün bir haslettir; ne var ki; Hocaefendi'nin hitâbette gösterdiği kabiliyet şüphesiz ancak "nasip"le izah edilebilir. O, sadece parlak ve güzel sözleri birbiri ardı sıra maharetle sıralayıveren bir hatip değil; söylediği sözün arkasında duran hayranlık verici dinî ve edebî kültür birikimine, mantık ve muhakeme salâbetine dahi saygıyla işaret etmek mevkiindeyiz. Söz içinde yeri geldikçe atıfta bulunduğu âyet ve hadis gibi Arabî ibâreleri, sanki Türkçe'yi tasarrufunun tabii bir uzantısı nev'inden bir kolaylıkla sözüne mezc etmesi ise benim son derece dikkatimi çeken bir husus oldu. Bu güne kadar Türkçe'yi bu derece teklifsiz, külfetsiz, pırıltılı ve nâfiz bir edâyla tekellüm eden hiç kimseyi dinlemediğimi itiraf ederim. Sözün hitâmından Fethullah Gülen Hocaefendi'nin hitabette bu derece muvaffak olmasının bir cüzünü teşkil eden küçük bir sırrını fâş etmekten kendimi alamayacağım; Bütün nasip ve kabiliyetine rağmen o, "Devlet-i Aliyye"nin lisânı üzre tekellüm ediyor; bir imparatorluk lisânsının kelime kadrosuna duyulan o derin muhabbet ve hürmettir ki, "hatib"i "kelîm" ve "nâtik" kılıyor. Gül alıp satanın gül kokmasından daha tabii ne vardır ki; bütün ömrünce ilâhi aşkı, derûnî hikmetleri ve ezeli hakikati terennüm edenlerin kelimeleri de elbette latif ve beliğ olacaktır. Nef'î'nin dediği gibi: "Aşk olsun ol muamelenin âşinâsına" Kaybettiğimiz lisân iklimi hakkında doğru-dürüst fikir sahibi olamayanlar: Türkçe'yi bir de ondan dinleyiniz! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








