| Fethullah Gülen'in Sofrası |
|
|
| Şahin Alpay, Milliyet | |
| 21.11.1996 | |
|
Fethullah Gülen Hoca, Türkiye'de geniş bir İslâmi cemaatin başı. Son yıllarda, İslam dininin bir siyasi ideoloji olarak kullanılmasına; toplumun inananlar-inanmayanlar diye ikiye bölünmesine karşı çıkıyor. Hoca, farklı düşünce, inanç ve yaşayış biçimine sahip insanların birbirlerine saygılı ve hoşgörülü, müsamahalı olmalarını telkin ediyor. Ayrılıkların, sorunların kavga ve şiddetle değil, konuşarak, tartışarak, diyalogla çözülebileceğini, gerek sözleriyle gerekse davranışlarıyla topluma anlatmaya çalışıyor. Dinin siyasete alet edilmesine karşı çıktığı ve çok ihtiyaç duyduğumuz iç barışa, bir din adamına yakışır şekilde katkıda bulunmaya çalıştığı için, birçokları gibi ben de Hoca'ya saygı duyuyorum. Hoca'nın İslam'ın özgürlükçü demokrasiyle bağdaşan bir yorumunu geliştirdiğini; bu çabasının dünya çapında dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Eğitimden medya ve finansa kadar uzanan çeşitli alanlarda şirketler, vakıflar ve diğer kuruluşlarla "cemaatini cemiyet" e taşıdığını; geleneksellikten modernliğe sevk ettiğini gözlemliyorum. Cemaatin Özbekistan ve Türkmenistan'da açtığı okulları gezdim. Bilimsel eğitim veren bu okullar, Orta Asya ile kurduğumuz bağların belki en önemlisi. Fethullah Gülen ve cemaatini imkanım ölçüsünde izlemeye, tanımaya çalışıyorum. Bu, bir gazeteci olarak görevim olduğu gibi, bir siyaset bilimci olarak da merakımın gereği. Başka meslektaşların da katıldığı geniş gruplarla birlikte Hoca'nın davetlerinde iki kez bulundum. Bunlardan ikincisi 8 Kasım akşamı verilen yemekti. Hoca bu davette de dikkate değer açıklamalar yaptı. Görüşler dile getirdi. Bazıları şunlardı: Yurtdışında açtığımız okulları devlete devretmeyi, başbakanlığı sırasında Tansu Çiller'e önerdik. Fakat okulların gönüllü kuruluşların elinde kalması daha uygun görüldü. Küreleşme, bütün toplumlarla ve özellikle komşularla dostluğu zorunlu kılıyor. Açtığımız okullar dostluğa hizmet ediyor... Yunanistan, İran, ırak okul açmamıza izin vermedi. İzin verilseydi Selanik'te bir Atatürk Lisesi açacaktık. Türkiye'de Ortodoks ruhban okulu açılmasında bir sakınca yok. Bizim denetimimiz altında çalışır. Din politikanın konusu yapılamaz. Bu dini dünyevileştirmektir; kutsallığına en büyük ihanettir. Maalesef, Türkiye'de bunun zararlarını yaşıyoruz.... Müslümanlar için en geniş ibadet özgürlüğü Türkiye'de mevcut, çünkü Türkiye'de demokrasi var. Ruhunda müsamaha olduğu için Türk insanı demokrasiyi ve laikliği benimsedi. Dünyanın da bizdeki gibi müsamahalı bir İslam anlayışına ihtiyacı var. Başörtüsünün bir kavga meselesi yapılması yanlış. Başını örten de örtmeyen de birbirine saygılı olmalı. İman maş örtüsünde değil kalptedir. İnancı akla, bilime dayandırmak gerekir. Aklı, rasyonalizmi ihmal edemeyiz. Çünkü bilimin temelidir. İmanı da ihmal edemeyiz. Pozitivizm'ın aklı imanın yerine koymaya kalkması yanlıştı. O akşam Hoca'nın sürekli işlediği hoşgörü ve diyalogdan söz açıldı. Bu bağlamda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına gösterilen hoşgörüsüzlüğün toplumumuzda ne kadar büyük acılara yol açtığına işaret ettim. Gezmiş yaşıyor olsaydı, farklı düşünce ve inanışların saygıyla karşılanması konusunda bugün bizden farklı düşünmeyeceğine inandığımı söyledim. Hüseyin Gülerce kendi kelimeleriyle Zaman'da yazmış. "Bu masada, sohbette o da aramızda olurdu" dediğimi de (herhalde tahayyül gücünü kullanarak) ilave etmiş. Evet, onunla aynı kuşağı ve ortamı paylaşmış biri olarak ben rahmetli Deniz Gezmiş'in eğer yaşasaydı, kavga ve şiddete en az benim kadar karşı olacağına, özgürlükçü demokrasiye en az benim kadar değer vereceğine inanıyorum. Bu kuşağımın tecrübeleri sonunda edindiğim bir kanaat. Bu kanaatimi, hoşgörünün, müsamahanın önemini vurgulamak için dile getirdim. Ben böyle inanıyorum. İnanmayanlar olabilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







