| Hukuk ve Akıl |
|
|
| Taha Akyol, Milliyet | |
| 29.12.1996 | |
|
Susurluk Komisyonu'nda Kemal Yazıcıoğlu "kaset yok" dedi. Milliyet'in manşeti haklıydı: "Yazıcıoğlu sürprizi!" Halbuki, Topal'ı öldürdüğü iddia edilen üç polisin "itiraf"larının kaydedildiği söylenen bu kasetle "yukarılara", gidiliyordu! Şimdi, Mesut Yılmaz'ın kurmaylarıyla yaptığı bir özel toplantıda söyledikleri: Yazıcıoğlu bana kasetten bahsetmiş, içeriğini anlatmıştı. Sonra, kasetin bir kopyasını istedim. Kasetin çok gürültülü olduğunu, konuşmaların zor anlaşıldığını söyledi. Vermedi. Yılmaz'ın bu sözlerini, üst düzey bir ANAP yöneticisi bana Çankaya zirvesinden önce anlatmıştı. Yazıcıoğlu, Komisyonu'na "kaset yok" dedi! Sürpriz, çünkü günlerce "kaset"le yatıp "kaset"le kalkmıştık. İki ihtimal var: Kaset yok: Ama Yazıcıoğlu inandırıcı olmak için Yılmaz'a `var' dedi Yılmaz isteyince de veremedi tabii... Kaset var: Ama gerçekten `gürültülü, anlaşılmıyor', bu sebeple hukuk değeri yok. Halbuki "kaset" üzerine akıl yürütme yoluyla ne teoriler kurulmuştu! Halbuki, hukukta, akıl, delil olarak kabul edilmez! Hukukta, `akıl yürütme' metoduyla hüküm verilmez! Çünkü elinde sağlam "delil" olmayan akıl, yanılır! Hukukta da, siyaset ve ideolojide de yanılır. Ünlü yazar Arthur Köstler, "akıl yürütme"nin yanıltıcılığını `Komünistlik' yıllarından örnek vererek anlatır: "Zincirleme akıl - yürütme metodu ile, sizinle aynı fikirde olmayan birisini faşist yapmayı da öğrenirsiniz: Aynı fikirde olmakla Komünist Partisi'nin birliğini tehlikeye sokmuştur. Parti'yi tehlikeye sokarak faşizmin başarısına yardımcı olmuştur. Böylece, aslında fasit değilse de, faşist ajanı gibi hareket etmiştir..." (Aldatan Put, sf. 55 - 56) Köstler'in `akıl yürütme' örneğinde "faşist"in yerine "suçlu"yu koyun! "Karine"leri, "ipuçları"nı, "bilgi"leri, "belge"leri `akıl yürütme' yoluyla birbirine bağlayarak "katil devlet"ler, "faşist düzen"ler ve binlerce "suçlu"lar keşfedebilirsiniz. Fethullah Gülen'in veya `irtica'ya savaş açmış bir Kemalist görevlinin bile yukardaki tabloda yeri hazırdır: "Devletten yana" değiller mi, öyleyse "çete"dedirler! Hukuk'ta "şüphe sebepleri" ve "emare" kavramları vardır. "Karine" ve "delil başlangıcı" diye de kavramlar vardır. Sokaktaki adam bunlara "işte delil" diyebilir. Ama bunlar "delil" değildir, soruşturma gerektiren ön bulgulardır. Mecelle'nin veciz ifadesi, hukukun ve bilimin temel bir kuralıdır: "Usul, esasa mukaddemdir." Metod, esastan önce gelir!. Roma ve İslam dahil, bütün gelişmiş hukuk sistemlerinde "akıl yürütme"ye dayalı hüküm verme reddedilir, "delil" araştırılır. Hukuk, bir yap - boz oyunu gibi "parçaları bir araya getirerek" de hüküm vermez. "Parçalar" arasındaki bağlantıyı (uygun illiyet) araştırır. Nobel tıp ödülü sahibi ünlü düşünür ve bilim adamı Alexis Carrel de "akıl yürütme"nin bilim alanında yanıltıcı olduğunu, bilimlerde sadece gözlem, deney ve ölçüm metoduyla sonuca varılabileceğini uzun uzadıya anlatır. (Başarının Sırları, sf. 23 vd.) Susurluk olayında hukuk diliyle değil, kampanya ve sansasyon diliyle, ideoloji ve politika diliyle konuşmak, olayın aydınlatılmasını zorlaştırır. Daha da kötüsü, zaten pek alışkın olmadığımız hukuk ve bilim zihniyetinden bizi daha da uzaklaştırır. "PKK'ya yarar" demek de, "çete" ile "devlet" arasında özdeşlik kuran nitelemeler de, olayı politik kavga aracı yapan tutumlar da "hukuk" işini zorlaştırmakta, daha kötüsü "hukuk" kavramını bulanıklaştırmaktadır. Halbuki, bakın bir "kaset" bile hala araştırmayı gerektiriyor! Ben komplo teorilerine inanmam. "Hukuk"un kararını bekliyorum. Doğrusu hukuka ve kurumlara güvenmek; hukukun ve kurumların işlerliğini sağlam tutmaktır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








