| Birileri Duvar Örse de.. |
|
|
| Kadir Dikbaş, Zaman | |
| 04.11.1997 | |
|
Rüzgar esince, aptallar duvar örer, akıllılar ise yel değirmeni kurar." Metal Sanayicileri Sendikası'nın (MESS) geçtiğimiz hafta sonu Marmaris'te gerçekleştirdiği "Değişim '97" seminerinin açılışını Genel Sekreter İsmet Sipahi, bu Çin atasözü ile başlattı. Üç gün boyunca akademisyenler, işadamları, sendikacılar, bürokratlar ve politikacılar, "yel değirmeni" kurmayı tartıştılar. Teknoloji ilerliyor. Hayallerin ve ihtiyaçların sonu gelmiyor. Ya kendimiz değişeceğiz, ya da değiştirecekler. Çünkü dünya değişiyor. Sizin bunun dışında kalmanız mümkün değil. Hz. Mevlana da, "Dünle birlikte gitti cancağızım. Ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım." diyordu. Dün öyleydi bugün de öyle. Telefon, televizyon ve bilgisayarın bir arada kullanılması dünyayı büyük bir değişimin eşiğine getirdi. İsteseniz de istemeseniz de bu değişime ayak uydurmak zorundasınız. Evde değişim, sokakta değişim, işletmelerde değişim, kurumlarda değişim ve devlette değişim kaçınılmaz. Artık bilgi üretebilen, ürettiği bilgiyi en iyi şekilde kullanabilen insanların yaşadığı ülkeler, 2000'li yılların "efendisi" olacak. Artık bilgi, güç sahibi olmada, rekabette ve sermayede en önemli unsur haline gelmiştir. İnsan ve onun beyni sermayeden daha önemli konuma geçmiştir. Dünyanın en zengini olan ve işe sıfırdan başlayan Bill Gates, sahip olduğu bilgi ile bugünkü servetine ulaştı. Bugün Gates'in firması Micro Soft'taki 7 bin çalışandan 6 bin 300'ü de yazılımla, yani bilgi üretimiyle ilgileniyor. Türkiye'nin değişememesi ve yeniden yapılanamaması, yıllardır örülen duvarlarla alakalı. MESS Başkanı Erdoğan Karakoyunlu, "Özel sektördeki zihniyet değişikliğinin, gelişme ve başarının kamu kesiminde de başarılması zorunludur. Türk toplumu, kamu kesimindeki atalet ve verimsizlikten şikayetçidir." diyor. Yapı Kredi Genel Müdürü Burhan Karaçam, "Sistemler çalışmadığı zaman kişilerin önemi artar. Önemi artan kişiler de bundan mutludur." derken, Hak-İş Başkanı Salim Uslu, "Devlet bürokrasisi duvarlar örüyor. Türkiye'nin sorunu politik toplumdan sivil topluma geçememe sorunudur." diyor. Türkiye Demokrasi Vakfı İstanbul Şube Başkanı Emre Kocaoğlu ise, "Türkiye'de devlet bugün gelişmeye, değişmeye engel temel unsur. Devlet olur olmadık yerlere sofralar kurmuş. Geniş bir kesim de bu sofralardan avanta yiyerek geçiniyor." diyor. Gazeteci Nevval Sevindi de, sistemden nemalananlar hariç Türkiye'de herkesin değişim istediğini belirtiyor. Sevindi, değişim için diyaloğun gerekliliğini vurguladıktan sonra, Türkiye'de en büyük diyalog sorununun "İslami kesim ile laik kesim" arasında yaşandığını söylüyor. Seminere özel konuşmacı olarak katılan Sevindi, herkesin biribirini anlaması gerektiğini ve değişim için biribirini anlamanın ilk prensip olduğunu belirtti. Sevindi bir gün önce de yoğun istek üzerine işadamlarının eşlerine Fethullah Gülen Hocaefendi'yi ve New York sohbetini anlattı. İşletmeler için de aynı şey geçerli: Diyalog, birbirini anlama ve hep birlikte çalışma... Beksa Genel Müdürü Bülent Savaş, Beksa'nın başarısının ardındaki sırrı şu kelimelerle özetliyor: Müşteriye, çalışana, topluma ve çevreye duyulan saygı. Hedef, çalışanın, müşterinin, ortakların ve toplumun tatmini. Savaş, yönetimle ilgili ilginç bir cümle daha söylüyor: "Toplantılarımızda kararların konsensüsle alınması şartı vardır." Yani, oy çokluğu ile karar ya da patronun, genel müdürün tek başına kararı söz konusu değil. Beksa, işletmede bir aile havası oluşturmayı hedeflemiş ve bunu başarmış. 1994'te "Biz bir aileyiz." sloganıyla başlamış, 1995'te "Tanınalım", 1996'da "Büyüyelim", 1997 yılında da "Hedef Avrupa" demiş ve hedefi tutturmuş. Beksa'nın 1997 Avrupa Kalite Büyük Ödülü'nü aldığını hepimiz biliyoruz. Jürinin firmayı başarılı bulduğu üç nokta şu: Çalışanların firmalarıyla gurur duyması, şirketin bir aile havasında olması ve müşterilerin memnuniyeti. Beksa, bunları ödül almak için değil, değişen dünyada ayakta kalabilmek için yapmış. Dünyada Türk malı imajının mutlaka oturtulması gerektiğini belirten Koç Holding Planlama Grubu Başkanı Necati Arıkan'ın söyledikleri de bundan farklı değil:"Değişim, rakibin önüne geçmek demektir." İşçi ve işveren belli konularda uzlaşmayı başarabilmiş. Dün biribirinin yüzüne bakamayan taraflar bugün biraraya gelip Türkiye'nin sorunlarını tartışıyor. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Refik Baydur, klasik patron görüntüsünün çok ilerisinde, rahatlıkla şunu söyleyebiliyor: "Birlik ve beraberlik içinde yaşamak için taviz vermek gerekiyorsa onu da veririz." Bunu, her işveren hiç tereddüt etmeden samimi bir şekilde söyleyip uyguladığı, işçi de üzerine düşeni hakkıyla yaptığı takdirde Türkiye'yi güzel günler bekliyor demektir. Seminerde, DİSK temsilcisi Kemal Daysal, bir itirafta bulundu ve 12 Eylül öncesinde duvarlara yazdıkları "DGM'yi ezdik, sıra MESS'te" sloganı için, "Bugün hepimizi biraraya toplayan MESS'i ezemediğimiz için isabet etmişiz." dedi. Bugün duvar örmekle meşgul olanlar da, bir süre sonra ister istemez DİSK'in geldiği noktaya gelecekler. Herkes değişim istiyor, değişim adına güzel şeyler söylüyor. Cesur girişimler de var ama; "ne için, kim için, nasıl bir değişim?" sorusunun cevaplarında mutabakat ne yazık ki henüz yok. Değişimi, başkalarının kendisine benzemesi, kendisi gibi düşünmesi, kendi inandıklarına inanması şeklinde algılayan; o insanları olduğu gibi kabul etme hoşgörüsünden uzak, bilgisi önyargılardan ibaret aydınlar ne yazık ki, hala mevcut. Bu zihniyet değişmedikçe, Türkiye'nin gerçek bir değişimi gerçekleştirerek dünya ile entegre olması ve yeniden yapılanarak bilgi çağında hak ettiği yeri alması mümkün değil. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








